Cumartesi, Şubat 4, 2023

Atatürk’e göre gençlik personası istikbal için parola mıydı?

Serap Yelkenci
Serap Yelkenci
Yeditepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü %100 burslu olarak okumuş; “Teknoloji ile değişen kavramlar: Medya, Kültür ve Terör” tezi ile 2012’de mezun olmuştur. 2010-2021 yılları arasında teknoloji sektöründe profesyonel olarak çalışmış ve “müşteri deneyimi” alanında olarak birçok kurumsal şirkete danışmanlık yapmıştır. Yeditepe Üniversitesi “Veri odaklı müşteri deneyim” sertifika programı oluşturan Serap Yelkenci, Pearson onaylı P4C kolaylaştırıcı olması ile birlikte, bazı sivil toplum kuruluşları ile gönüllü olarak “topluluklarla felsefe” atölyeleri yürütmektedir. Geliştirmiş olduğu iletişim yöntemi olan “Arkegram” yöntemi ile 2022 yılından itibaren Retorik İletişim, Teknoloji ve Danışmanlık şirketi üzerinden, kişilere ve kurumlara Retorik Danışmanlığı yapmaktadır. Serap Yelkenci, bekar ve ikiz çocuk annesdir. https://linktr.ee/serapyelkenci

Atatürk’ün bize bıraktığı en büyük parola “gençlik” personasını anlamaktır. Türk milletinin istikbali henüz sağlanmadığına göre çalışkan olmaya mani olan nedir?

“Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum. Buna cidden sevinmekteyim. Fakat beraber yaşadığımız müddetçe benim hedefime yürümenizi hepinizden talep etmek, meşru bir hakkım olarak tanınmalıdır.”

1937 (Babalık gazetesi, 6.4.1937; Trakya Dergisi, Sayı: 9, 1937, s. 6)

Gelecekte emelleri olduğunu söyleyen ve fikirleri ile öldükten sonra bile ülkesine ışık olan bir liderin ümidi olan gençlik, hangi gençliği kastediyor olabilir?

Gençliğe geçmeden önce,

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin dördüncü toplanma yılının 1923 Mart’ında, Meclisin açılışını Atatürk aşağıdaki şekilde yapmıştır;

“Efendiler! Nüfus meselesi bir memleketin en önemli hayatı konularındandır. İdari, askerî, malı ve ekonomik konularda ülke nüfusunun gerçek sayısını bilmek ne kadar gerekli ise her yıl yapılacak istatistiklerle nüfusun artma ve azalma oranı anlaşılmalıdır. Nüfus artışının devamı ve azalma sebeplerinin ortadan kaldırılması için önlem alınmasının mümkün olmayacağı ortadadır. Bunun için yeniden nüfus sayımı yapılmasına çok acele ve kaçınılmaz bir gereklilik vardır.  (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. I, Atatürk Araştırma Merkezi yay. Ankara 1989, s., 305. )

Ülke nüfusunun uzun savaş, yokluk yıllarındaki azalması ve Lozan Antlaşması sonucunda uygulamaya konulan mübadele ile ülke nüfusunun yeniden tespit ihtiyacını ile Atatürk’ün talimatıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapılmıştır.  “Umumi Nüfus Tahriri” adı altında 28 Ekim 1927 yılında yapılan sayımda, Türkiye’nin o günkü nüfusu 13.649.945 kişi olarak belirlenmiştir.

1933 yılında geldiğimizde,

Cumhuriyet’in 10. yıl kutlamaları için düzenlenen marş yarışmasının galibi olan, sözlerini ezbere bildiğimiz o sözleri Behçet Kemal Çağlar ve Faruk Nafiz Çamlıbel tarafından yazılan, ve o günkü enerji ve coşkuyu bugüne getirebilen besteyi Cemal Reşit Rey yapmıştır.

“10 YILDA 15 MİLYON GENÇ YARATTIK HER YAŞTAN”

1927’de Türkiye nüfusu 13 milyon 649 bin 945 kişiydi. 1935’e kadar başka sayım yapıldığı bilgisi elimizde olmadığına göre, bu 15 milyon “genç”, genç nüfusu değil, yaşam tarzıyla nüfusun yeniden yaratıldığını anlatmaktadır. 1935 yılında yapılan sayımda dahi nüfus 16 milyon 158 bin 018 kişidir.

Genç arkadaşlar olarak, 1937 yılında 20 milyona yakın tüm nüfusa seslenişi;

“Siz, genç arkadaşlar, yorulmadan beni izlemeye söz vermişsiniz. İşte ben bilhassa bu sözden çok duygulandım. Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni izlemektedir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabiî bir haldir. Fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevî bir kuvvet vardır ki işte bu kuvvet, yorulanları dinlendirmeden yürütür.

Sizler, yeni Türkiye’nin genç evlâtları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.”

1937 (Cumhuriyet gazetesi 1. 4. 1937)

O halde Atatürk kendisinden sonraki kuşaklara nasıl hitap etmiştir?

“Başımıza neler örülmek istenildiği ve nasıl mukavemet ettiğimiz ve daha doğrusu milletin arzu ve emellerine uyarak ve onun yardımıyla nasıl çalıştığımız görülmeli ve gelecek kuşaklar için ibret ve uyanıklığı gerektirmelidir. Zaten herşey unutulur. Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır; geleceğin ışık saçan çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir!”

1919 (Mazhar Müfit Kansu, E.Ö.K. Atatürk’le beraber, Cilt : II, s. 471-472)

Geleceğin ışık saçan çiçekleri olan gençler ile nüfusun tamamından bahsetmiyor olmalı. Bir sonraki sözü ile aslında “gençlik” olun için bir persona olarak tanımlanmış olduğunu daha iyi anlıyor olacağız.

“Her şeye rağmen muhakkak bir nura doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik gördüğümdür.”

1918 (Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk’ü Özleyiş, s.17)

Atatürk genç derken yaş aralığını kastemiyorsa, o halde Atatürk’ün “genç” anlayışı nedir?

Karanlık, ahlaksızlıklar ve şarlatanlıklar içinde olunan bir durumda, sadece vatana ve hakikat’a olan aşkla ışık olmaya ve ışığı aramaya çalışanlar Atatürk için gençliğin ilk tanımıdır.

“Gençler! Cesaretimizi takviye ve devam ettiren sizsiniz. Siz, almakta olduğunuz eğitim ve kültür ile insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli sembolü olacaksınız. Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz!”

1924 (Atatürk’ün S.D.II, s. 182)

Yine bu sözü ile gençler olarak, eğitim, kültür, ahlak, vatan sevgisi, özgür düşünebilen insanları belirtmektedir. Ve bu söyleminde gençliği hem mevcut bir persona olarak tanımlamış hem de gelecek kuşaklara bir sesleniş yapmıştır.

“gençlik” bir persona olarak şekillenmeye başlamışken;

Gençliğe hitabe, gençliğe değil, genç persona olarak tanımladığımız herkese yazılmıştır. Ancak gençliğe hitabeye artık başka bir açıdan bakacağız, Atatürk bugünleri görmüştü.

“Zorla ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şartlardan daha acıklı ve daha korkunç olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, memleketi ele geçirenlerin siyasî emelleriyle birleştirebilirler. Millet, fakirlik ve yoksulluk içinde harap ve bitkin düşmüş olabilir.”

“Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu durum ve şartlar içinde dahi vazifen; Türk bağımsızlık ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”

1927 (Nutuk II, s.897-898)

İşte tam burada Atatürk bize, damarlarımızdaki asil kanın aslında mücadele olduğunu aşağıdaki sözleri ile anlatıyor;

“Sayın gençler, hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta yalnız iki şey vardır. Galip olmak, mağlup olmak. Size, Türk gençliğine terk edip bıraktığımız vicdanî emanet, yalnız ve daima galip olmaktır ve eminim daima galip olacaksınız. Milletin yükselme gerek ve şartları için yapılacak şeylerde, atılacak adımlarda kesinlikle tereddüt etmeyin. Milleti, o yükselme merhalesine götürmek için dikilecek engellere hep birlikte mâni olacağız. Bunun için dimağlarınıza, irfanlarınıza, bilginize, icap ederse bileklerinize, pazılarınıza, bacaklarınıza müracaat edecek, fakat neticede mutlaka ve mutlaka o gayeye varacağız. Bu millet, sizin gibi evlâtlarıyla lâyık olduğu olgunluk derecesini bulacaktır.”

1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 133)

Dimağlarımız olarak kast ettiği, bilincimiz, yani aklımız. Karşımıza çıkan engelleri önce akıl ile aşacağımız, daha sonra eğer gerekirse bileklerimiz ile ama ne olursa olsun o mutlak hedefe varacağız. Peki ama o hedef nedir?

“Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum. Buna cidden sevinmekteyim. Fakat beraber yaşadığımız müddetçe benim hedefime yürümenizi hepinizden talep etmek, meşru bir hakkım olarak tanınmalıdır.”

1937 (Babalık gazetesi, 6.4.1937; Trakya Dergisi, Sayı: 9, 1937, s. 6)

Genç persona tanımı ile Atatürk’ü anlamış olan bizlerden Atatürk’ün talebi nedir?

“Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun, onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz: 1- Milliyetine, 2- Türkiye Devleti’ne, 3- Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne düşman olanlarla mücadele lüzumu. Fertleri bu mücadele gerekleri ve vasıtalarıyla donanmayan milletler için yaşama hakkı yoktur. Mücadele, mücadele lâzımdır.”

1922 (M.E.İ.S.D.I, s. 9)

“Gelecek için hazırlanan vatan evlâdına, hiçbir güçlük karşısında baş eğmeyerek tam sabır ve dayanma ile çalışmalarını ve öğrenimdeki çocuklarımızın anne ve babalarına da yavrularının tahsillerinin tamamlanması için her fedakârlığı göze almaktan çekinmemelerini tavsiye ederim. Büyük tehlikeler önünde uyanan milletlerin, ne kadar kararlı olduklarını tarih doğrulamaktadır. Silâhıyla olduğu gibi kafasıyla da mücadele mecburiyetinde olan milletimizin, birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur.”

1921 (Atatürk’ün M.A.D., s. 4-5)

“Yeni kuşağın taşıyacağı manevî özellikler yanında kuvvetli bir fazilet aşkı ve kuvvetli bir intizam ve inzibat fikrinden de bahsetmek zaruretindeyim.”

1921 (Atatürk’ün M.A.D., s. 4)

“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik, tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk, tabiatın yağmurlarıyla yıkandı; o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı; onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu, tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”

Türk’ün Tarifi (Hikmet Bayur’un verdiği vesika), Millet Dergisi, Sayı: 116, 1948, s. 10-11)

“Bir yurdun en değerli varlığı, yurttaşlar arasında ulusal birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygu ve kabiliyetlerinin olgunluğudur. Ulus varlığını ve yurt erginliğini korumak için bütün yurttaşların canını ve her şeyini derhal ortaya koymaya karar vermiş olmak, bir ulusun en yenilmez silâhı ve koruma vasıtasıdır. Bu sebeple, Türk ulusunun idaresinde ve korunmasında ulusal birlik, ulusal duygu, ulusal kültür en yüksekte göz diktiğimiz idealdir. Yüksek ve inkılâpçı bir kültür seviyesine varmak için, önümüzdeki yıllarda daha çok emek vereceğiz. Müspet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek, ana siyasamızın açık dileğidir.”

1935 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s. 573)

“Yalnız mitingler ve benzeri tezahürat büyük gayeleri hiçbir vakitte kurtaramaz ve ancak milletin sinesinden bilfiil doğan müşterek kudrete dayanırsa kurtarıcı olur.”

1919 (Reşit Paşa’nın Hatıraları, s. 21)

“Bu dünyadan göçerek Türk milletine veda edeceklerin çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara, son sözü bu olmalıdır: “Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.” Bu sözler bir ferdin değil, bir Türk ulusu duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere mütemadiyen tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk ulusunun nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedî olduğunu göstermelidir. Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte, parola budur!”

1935 (Ulus gazetesi, 12.12.1935)

“Millî hedef belli olmuştur. Ona kavuşacak yolları bulmak müşkül değildir; mühim olan, çetin olan, o yollar üzerinde çalışmaktır. Denebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız tek bir şeye çok ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak! Toplumsal hastalıklarımızı tetkik edersek temel olarak bundan başka, bundan mühim bir hastalık keşfedemeyiz; hastalık budur. O halde ilk işimiz, bu hastalığı esaslı surette tedavi etmektir. Milleti çalışkan yapmaktır. Servet ve onun tabiî neticesi olan refah ve saadet, yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır.”

1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 59)

“Bugün milletçe hedefimiz, en medenî milletlerin gelişme seviyesine ulaşmak, hatta bu seviyeyi aşmaktır. Bu asla imkânsız değildir. Türk’ün zekâsı, Türk’ün doğuştan vasıfları buna müsaittir. Yeter ki Türk milleti hedefini iyice seçsin ve bu hedefe varmaya azmetsin!”

1932 (Âdile Ayda, Cumhuriyet gazetesi, 10. 11. 1963, s.4)

“Yüzyılın bize verdiği dersten, milletimizin gereği kadar uyandığını görüyorum. Milletimizin özel nitelikleri, her işimizde başarımızın kefilidir. Başarımız, şüphesiz birlikte olacaktır. Eğer millet ortak amaca hep beraber faaliyet sarf ederek yürürse, mutlaka başaracaktır. İşte bunları düşünerek gelecekteki çalışmamızda da başarılı olacağına inanıyorum.”

1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 99)

“Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Mânada, fikirde, tarihte bu, böyleydi. Eğer bugün, Batı nihayet teknikte bir yükselme gösteriyorsa, ey Türk çocuğu, o kabahat de senin değil, senden evvelkilerin affolunmaz ihmalinin bir neticesidir. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin, malûm! Fakat zekânı unut, daima çalışkan ol!”

1936 (Cevat Abbas Gürer, Cumhuriyet gazetesi, 10. 11. 1941)

“İçinizde memleketi ve milleti en çok seven, aklına, anlayışına, vicdanına en çok güvendiğiniz insanları seçiniz. Ancak bu sayede Meclis sizin arzularınızı yapmaya, lâyık olduğunuz refahı temin kudretine malik olacaktır.”

1923 (Atatürk’ün S.D. II, s. 124)

“Geleceğin yüksek ufuklarından doğmaya başlayan güneş, asırlardan beri ıstırap çeken milletlerin talihidir.Bu talihin, artık bir daha siyah bulutlara bürünmemesi, milletlerin ve onların önderlerinin dikkat ve fedakârlığına bağlıdır.”

1928 (Atatürk’ün S.D.II, s. 250 – 251)

“Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla alâkası olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür, onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, beyinledir.”

1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 128)

“Allahın emri çok çalışmaktır. İtiraf ederim ki, düşmanlarımız çok çalışıyor. Biz de onlardan ziyade çalışmaya mecburuz. Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın icaplarına göre ilim ve fen ve her türlü medeniyet buluşlarından azamî derecede istifade etmek zorunludur. Hepimiz itirafa mecburuz ki, bu husustaki hatalarımız çok büyüktür.”

1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 92)

“Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin değer ve şerefini muhafaza etmelerini emrediyor.”

1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 92)

“Hayat demek mücadele, çatışma demektir. Hayatta muvaffakiyet, mutlaka mücadelede muvaffakiyetle mümkündür. Bu da, manevî ve maddî bakımdan kuvvete, kudrete dayanır bir niteliktir”

1920 (Nutuk II, s. 434)

“Dünya, insanlar için bir imtihan meydanıdır. İmtihan edilen insanın her suale pek uygun cevaplar vermesi mümkün olmayabilir. Fakat düşünmelidir ki, hüküm bütün cevapların hepsinden doğan sonuca göre verilir.”

1914 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 45)

“Yolunda yalnız olmayacaksın; orada, aynı hedefi takip eden başkaları ile beraber yürüyeceksin. Bu hayat yarışında, diğerleri, kabiliyetleri itibariyle size geçebilirler. Bir başarı, elinizden kaçabilir. Bundan dolayı, onlara kızmayınız ve elinizden geleni yapmışsanız, kendi  kendinize de kızmayınız. Asıl mühim olan başarı değil, gayrettir. İnsanın elinde olan ve onu memnun eden ancak gayrettir.”

1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk’ün El Yazıları, s. 78; 542)

“Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen bunda karşı koymaları yok eden olacaksın. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, vasıtasız, hiç telâkki ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.”

1908 (Atatürk’ün S.D.V, s. 112)

“Ben, bir işte nasıl muvaffak olacağımı düşünmem; o işe neler mâni olur, diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendi kendine yürür.”

(Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s. 10)

“Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri; fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin tatminiyle ilgili bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım.”

1914 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 42)

“Ben ölürsem soylu milletimizin beraber yürüdüğümüz yoldan asla ayrılmayacağına eminim; bununla gönlüm rahat!”

1926 (Atatürk’ün S.D.V, s. 44)

Gençlik personası istikbal için parola mıydı?

Atatürk’ün bize bıraktığı en büyük parola “gençlik” personasını anlamaktır. “Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.”

Türk milletinin istikbali henüz sağlanmadığına göre, ey Türk çocuğu, o kabahat de senin değil, senden evvelkilerin affolunmaz ihmalinin bir neticesidir. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin, malûm! Fakat zekânı unut, daima çalışkan ol!”  Çalışkan olmaya, mani olan nedir? Engeller nedir? Bahane yok! Çok çalışmamız lazım çok!

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Serap Yelkenci
Serap Yelkenci
Yeditepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü %100 burslu olarak okumuş; “Teknoloji ile değişen kavramlar: Medya, Kültür ve Terör” tezi ile 2012’de mezun olmuştur. 2010-2021 yılları arasında teknoloji sektöründe profesyonel olarak çalışmış ve “müşteri deneyimi” alanında olarak birçok kurumsal şirkete danışmanlık yapmıştır. Yeditepe Üniversitesi “Veri odaklı müşteri deneyim” sertifika programı oluşturan Serap Yelkenci, Pearson onaylı P4C kolaylaştırıcı olması ile birlikte, bazı sivil toplum kuruluşları ile gönüllü olarak “topluluklarla felsefe” atölyeleri yürütmektedir. Geliştirmiş olduğu iletişim yöntemi olan “Arkegram” yöntemi ile 2022 yılından itibaren Retorik İletişim, Teknoloji ve Danışmanlık şirketi üzerinden, kişilere ve kurumlara Retorik Danışmanlığı yapmaktadır. Serap Yelkenci, bekar ve ikiz çocuk annesdir. https://linktr.ee/serapyelkenci
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
53,985TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI