Kibir, gösteriş, israf…

Bu üç kelime, AKP Belediyeciliğinin özetidir.

İktidar da bu üç kelimenin özetlediği durumun farkında olduğu için 31 Mart stratejisini adaylarla ilintili olarak,“tevazu, samimiyet, gayret”; Erdoğan üzerinden de “beka” vurgusu üzerine kurmuş bulunuyor.

Gene de her beş seçmenden biri, gündelik hayatın çekilmez hale gelmesi nedeniyle hala kararsız görünüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kamuoyu araştırmalarına inanmadığını açıklaması da, kararsızların oranının yüksekliğinin farkında olduğunu gösteriyor.

Düzenli kamuoyu araştırması yaptıran ve oradan çıkan sonuçları analiz edip, gündelik politikasını belirlerken birdenbire makas değişikliğine gitmesi, seçmen kitlesini konsolide etmekte zorlandığının işaretidir.

Eldeki bilgiler, milliyetçi-muhafazakar seçmenin, başta İstanbul, Ankara, Bursa, Adana, Antalya ve Mersin olmak üzere CHP’nin adayını gündemine aldığını gösteriyor.

SEÇMEN NEDEN KARARSIZ?

Gene de anlamlı bir kararsız seçmen topluluğu bulunduğu ve bu kararsızların son haftaya kadar kararsızlıklarını sürdüreceklerini belirtmem gerekiyor.

Mesele, son haftada da olsa kararsız seçmenin eski mecrasına mı döneceği yoksa yeni bir mecraya doğru mu yelken açacağı meselesidir.

Kararsızların, yekpare olmadığını; farklı nedenlerden dolayı kararsız hale geldiğini tahmin etmek zor değil.

Bunların önemli bölümü daha önce AKP’ye oy vermiş ama an itibariyle protestocu konumuna ulaşmış seçmenlerdir. AKP’den henüz kopamadıkları; kopmak için bir bahane arayışında oldukları anlaşılıyor. Gözlemim şu ki bu seçmen, Cumhurbaşkanını seviyorlar ama iktidara da bir ders vermek istiyorlar.

Bu seçmenin bir kısmı, ilk uyarılarını 24 Haziran’da yapmış; oylarını MHP’ye vermişti. O seçimde geçişkenlikleri kolay olmuştu çünkü oylarını Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsında Cumhur İttifakına atmışlardı. Ancak 31 Mart seçimleri açısından kafaları karışık; Eski AKP’li, Yeni MHP’li bu seçmen tipi, artık gidecek bir yer arayışı içinde.

Kürt seçmenin de kafası karışık.

Partileri, metropol büyükşehirlere aday çıkarmayan Kürt seçmen, kayyum uygulamaları ve kullandığı aşağılayıcı dil nedeniyle AKP’ye ders vermek istiyor ama CHP’ye oy vermek konusunda da tereddütlü oldukları anlaşılıyor.

Kararsızlık içinde olanların önemli bölümü AKP’li ve Kürt seçmen ama açıkça belirtmek gerekir ki hatırı sayılır CHP seçmeni de kararsız görünüyor. Bu seçmen grubu, 24 Haziran’a ilişkin kırgınlıklarını koruduğu gibi aday belirleme sürecine de güçlü itirazları var.

KARARSIZI KARARLI HALE GETİRMEK MÜMKÜN MÜ?

Kısacası her beş seçmenden biri farklı saiklerle kararsız hale gelmiş. Mesele, kararsız konumdaki bu seçmeni kimin kendi lehine kararlı hale getireceği meselesidir.

Erdoğan’a sempati duyan ama AKP’ye ders vermek isteyen seçmeni, AKP’nin de, muhalefetin de ikna etme ihtimali vardır.

Muhalefetin, kafası karışık bu seçmeni, 31 Mart’ın yalnızca bir yerel seçim olduğuna ikna etmesi halinde bu seçimi kazanma ihtimali yükselecektir.

İktidara ders verilmesini gerekli bulan Kürt seçmeni de iki grup halinde tasnif edilebilir. İktidara kızgın ve kırgınlar ama muhalefet açısından da “çantada keklik” değiller.

İktidara ders vermek istedikleri açık dolayısıyla sandığa gitmeleri sağlanırsa muhalefetin adaylarına oy verecekleri söylenebilir.

Öte yandan 24 Haziran travmasını henüz atlatamamış durumdaki CHP seçmeni de aynı ruh hali içinde. Bunlar oylarını AKP’ye vermezler ama sandığa gitmeme eğilimindedirler.

Bu ruh haline, psikolojide “bilişsel çelişki” adı verilmektedir.

Bilişsel çelişki, “birbiriyle tutarsız iki ya da daha fazla bilgi parçasına sahip olması halinde kişinin zihninin karışması halidir.”

Bütün mesele, kafası karışık seçmenin kafa karışıklığının hangi yönde giderileceğinde düğümlenmektedir.

İktidar, her adayın yanı başına koyduğu Erdoğan portreleriyle, “zihni karışmış” seçmeni konsolide etmek için çabalıyor.

Israrla“beka” vurgusu yapması bu yüzden!

Muhalefetin ise 31 Mart’ta yapılacak seçimin bir yerel seçim olduğu ve yerel seçimde icraata bakılması konusunda seçmeni ikna etmesi gerekiyor.

İlk defa bir seçim, çoktan seçmeli olmaktan çıkıp, “siyah ile beyaz” arasında bir seçime dönüşmüş durumda.

Seçmenin kimi siyah kimi beyaz göreceği; kime karşı durup kiminle beraber hareket edeceği tarafların tutumuna bağlıdır. İktidar partisinin her adayının Erdoğan’ın gölgesine sığınması, seçmen konsolidasyonuyla doğrudan ilintili.

Kısacası kim zihni karışmış seçmeni, kendisine oy vermeye ikna ederse ipi o göğüsleyecek; öyle anlaşılıyor.