Serkan Üstün

İlahiyatçı Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, AKP’li İsmet Yılmaz’ın partisinin adayına oy isterken kullandığı “Yarın ruz-i mahşerde (kıyamet günü) beraat belgelerinizden (kurtuluş) biri olacak diye düşünüyorum.” ifadelerini PolitikYol’a değerlendirdi.

Kırbaşoğlu, bu duruma ilk ses çıkarması gerekenin Diyanet İşleri olduğunu belirterek “Din istismarına karşı hem iktidar kesimleri hem de dine çok yakın kesimler, hep beraber sesini yükseltmelidir.” ifadelerini kullandı.

AKP’li İsmet Yılmaz partisinin adayı için oy istedi: Vereceğiniz destek ruz-i mahşerde beraat belgeniz olacak

Kırbaşoğlu’nun açıklamaları şöyle:

Bu gibi problemleri ilk defa yaşamıyoruz, bu din-siyaset ilişkisinin Türkiye’deki bütün taraflar tarafından yerine oturtulamamasından kaynaklanan bir husus. Ama bunun daha derininde belki bir zihniyet analizi yapmak lazım, bu sadece dini alanı değil, biliyorsunuz son zamanlarda Atatürk’le, onunla ilgili kitaplarla benzer süreçler yaşanıyor. Bir takım değerlerin istismar edilmesi, siyasete alet edilmesi, buna kesinlikle son verilemesi lazım. Bu yapılanların doğru olduğunu hiçbir biçimde söylemek mümkün değil. Dikkat çeken diğer bir husus, burada ilk defa bunun yanlışlığını, gür bir sesle haykırması gereken Diyanet İşleri Teşkilatı, olması gerekirken hiç ses çıkarmaması. Bunun yerine Tayyip Erdoğan’ın sigara meselesiyle uğraşması, o da bence toplumun bu meseleyi çözme, özeleştiri yapma, iğneyi kendisine batırma konusunda, teşkilatı başta olmak üzere dindar çevrelerin hazır olmadığını gösteriyor. Tabi ki, dindar olarak kendisini nitelendiren kesimlerden bir takım sesler çıktı ama hâlâ zayıf. Aynı şekilde Atatürk kitabıyla ilgili olan gelişmelerde de tepkiler zayıf. Bu şunu gösteriyor; genetik olarak bu toplumda özeleştiri kültürü yok, muhalefet kültürü yok, sorgulama kültürü yok, “eğriye eğri, doğruya doğru” deme kültürü yok ama en önemlisi din hem lehte hem aleyhte çok kullanışlı bir araç olduğu için, siyaset hiçbir zaman bunu kullanmaktan vazgeçmiyor. Başta iktidar olmak üzere bu yapılana çok gür bir şekilde tepki vermeleri lazımdı. Tepkiler var ama yeterli değil. Niçin tepki veremiyorlar; çünkü daha yukarıdaki insanların benzer tepkilerini gördükleri için çekiniyorlar.

“DİNİ SİYASETE SOKMAYINIZ, DİNİN AHLAKINI SOKUNUZ”

Çözüm olarak ne önermek lazım? Buna din-siyaset ilişkisi başlığını atarsak çözüm olarak ben Ali İzzet Begoviç’in sık sık paylaştığım bir sözünü önerebilirim; “Dini siyasete sokmayınız. Dinin ahlakını sokunuz.” Yani burada siz dinin sembollerini, görsellerini; takke, tesbih, namazda pozlar, Kur’an’ı eline almak vs. gibi bunları kullanmayınız diyor Begoviç, siz icraatınızla bunu dedirtmelisiniz diyor. Kesinlikle böyle bir ruha ihtiyaç var.

SON GELİŞMELER FARKINDALIĞA YOL AÇABİLİR

Ayrıca şunu da görmek lazım, dinin bu kadar kullanıma elverişli bir araç haline getirilmesi kendisini dine yakın hissetmeyen kesimlerin de politikalarına hizmet ediyor. Bunu da göz önüne almak gerekir. Kendisini dini niteliklerle nitelendirmeyen siyasi, sosyal kesimlerin bu konuda karşı tarafa icraatlarıyla garanti vererek, onları gerektiğinde muhalefeti de destekleyecek şekilde bir atmosferin yaratılması lazım Türkiye’de. Daha da önemlisi bence Türkiye’nin Cemil Meriç’in bir sözünde ifadesini bulan bir ayrışmaya ihtiyacı var. Bugünkü gibi siyaset üzerinden, kimlikler üzerinden değil de değerler üzerinden. O der ki; “Evladım bu memlekette ilerici-gerici yoktur, sağcı-solcu yoktur, namuslular ve namussuzlar vardır. Siz namuslularla beraber olun, ne kadar kalabalık ve güçlü olduğunuzu göreceksiniz.” Dolayısıyla evrensel ahlaki değerler ekseninde bir ayrışmaya ihtiyaç var ama bu baya zor. Fakat son zamanlarda Saadet Partisi’nin özgül ağırlığı itibariyle izlediği söylem, politika, kampanyalar, ahlaki vurgunun giderek arttığını gösteriyor. Bu vurgu arttıkça iktidar da ister istemez daha ahlaki eksene doğru kendisini kaydırmaya çalışıyor ama bunlar tabiki birer taktik olmaktan öteye geçmiyor. Ama taktik de olsa toplumda ahlaka ciddi bir vurgu ve ahlaki taleplerin yüksek olduğunu gördüğü anda siyaset ister istemez kendisini ahlaki çizgiye oturtmak ve kendisine çeki düzen vermek zorunda kalacaktır. O yüzden din istismarına karşı hem iktidar kesimleri hem de dine çok yakın mezhep ve kesimler, hep beraber sesini yükseltmelidir. Bu yüzden ben son gelişmelerin bir farkındalığa yol açabileceğini, hem iktidarın dini hoyrat biçimde araçsallaştırmasına bir dur demek anlamına gelebileceğini hem de muhalefet kesimlerinin de bu konuda dinin belli bir siyasi partinin tekeline terk edilmeyip, bu toplumun değeri olarak araçsallaştırmasına karşı çıkarak sahip çıkmanın onların da görevi olduğu kabul edilirse bu tartışmanın olumlu sonuçlar verebileceğini düşünüyorum. Sonuç itibariyle bu gelişmeye bizatihi iktidar saflarından da yeterli olmasa da tepki verilmesi olumlu olmuştur. Ancak asıl tepki vermesi gereken Diyanet İşleri Başkanlığı ve diyanet camiasının tepki vermemesi de meselenin oldukça derin olduğunu gösteriyor.

PolitikYol Soruyor | Mehmet Bekaroğlu, İsmet Yılmaz’ın partisine oy isterken kullandığı ifadeleri değerlendiriyor