AK Parti’den ayrılan veya bugün onu eleştirenler “partinin değerlerinden koptuğunu” iddia etmekte ve buna karşın hala AK Parti’de siyaset yapanlar ise değerler ekseninde siyaset yaptıklarını; ayrılanların değerlere ihanet ettiğini söylemektedirler. Kendi pozisyonları gereği her tarafın kendince haklı olduğu tezi göreli olarak kabul edilse de aslında ortada başka bir gerçek vardır; o da değerler üzerinde siyasetin bir bütün olarak çöktüğüdür.

Siyasal İslamcıların, milliyetçilerin ve muhafazakarların uğruna siyaset yaptıklarını iddia ettikleri “maddi ve manevi değeler” kendi iktidarlarının meşruiyet kaynağı, kitlelerinden aldıkları rızanın temel harcıydı. Ancak uğruna siyaset ve hatta mücadele ettiklerini dile getirdikleri değerler tarihin hiçbir döneminde gündelik siyasi hesaplara bu denli kurban edilmemiş ve ötesinde hiç bu denli hoyratça kullanılmamıştı. Kaçınılmaz olarak derin bir sorgulama, eleştiri ve özeleştiri süreci işleyecektir. Fakat asıl hikaye başka. Değerler siyaseti ile kastedilen pre-modern döneme içkin üretilen toplumsal pratiklerdir. Türk modernleşmesinin temel çelişkisi ve buradan üretilen tartışma “batının tekniğinin alınıp, kültürün korunmasıydı.” Bu çelişkiden bir medeniyet tasavvuru ve tahayyülü çıkmayacağını gören tek kişi Atatürk’tü; işte o yüzden her alanda devrim yaptı ve topyekûn bir çağdaşlaşma süreci başlattı. Ülkedeki İslamcı, milliyetçi ve muhafazakarlar bu sürecin hep karşısında oldular ve “değerlerimizi yitirdiğimizi” savunageldiler. Bunun için de çağdaşlaşma düşüncesine, moderniteye karşı hep teyakkuz ve taarruz halinde oldular. İşte AK Parti iktidarı bir tarihsel hakikatin toplum tarafından görülmesi için çok büyük bir deneyim sundu. Modernleşme sürecinin başlangıcından bugüne sürdürülen eleştirinin temelsiz olduğu ve toplumsal, siyasal, ekonomik, diplomatik, ideolojik ve kültürel alanda yüzyılın soru ve sorunlarına cevap vermeyeceği gerçeğini herkesin önüne koydu. İşte bu yüzdendir ki bir daha Atatürk’ün erdemi ve Cumhuriyetin fazileti ile yüz yüzeyiz. Çünkü değerler ekseninde değil; ilkeler temelinde siyaseti bu toplumun gündemine getiren Atatürk’tü. Yurttaşlık ilkesi, eşitlik ilkesi, özgürlük ilkesi, bağımsızlık ilkesi ve de 6 okta somutlaşan ilkeler ile aslında yaşadığı yüzyılın gerçekliğine denk düşen bir anlayışı toplumuna kabul ettirmeye çalıştı. AK Parti’de somutlaşan değerler siyaseti aslında bir taraftan modernleşmeye içkin süreçlere diğer yandan Atatürk’ün ortaya koyduğu ilkelere karşı bir siyasetti. Ancak bu siyasetin karşılığının olmadığı, olmayacağı son bir kez daha halk katında görünür oldu. Son kez vurgusunu bilerek yapıyorum; zira artık değerler ekseninde siyasetin ve bunun İslamcı-muhafazakar boyutunun ve de ona eklemlenen milliyetçiliğin bir iktidar şansı olmayacaktır. Dolayısıyla bugün AK Parti siyasetinin çöküşü bir tarihsel karşı çıkışın gerçeklik karşısındaki çözülüşüdür.

Bu çerçevede Türkiye’de yeniden ilkeler zemininde güçlü bir siyasetin inşası zorunludur. Tek tek sorunlara bakarak çözüm üretemezsiniz. İlkeler çerçevesinden hareketle kalıcı çözümler üretebilirsiniz. Örneğin inanç sorunlarını ancak eşitlik ve özgürlük ilkesi ile çözebilirsiniz. Kürt Sorununu ancak yurttaşlık ilkesi temelinde kalıcı bir çözüme kavuşturabilirsiniz. Yani pre-modern ve post-modern dönemin tarihsel ve güncel krizlerini ve de bunun ürettiği kimlik ve inanç sorunlarını ancak ve ancak ilkeler temelinde inşa edeceğiniz bir siyasetle ortadan kaldırabilirsiniz. O nedenle bundan sonraki dönemin siyaseti kendini bu gerçeklik çerçevesinde inşa etme oranında bir başarıyı gündeme getirebilir. Bu yüzyılın ruhu “değerler siyaseti”nin yarattığı ağır yozlaşmayı, tarihsel iflası kaldıramamaktadır…