Hırsızın birinin öfkeyle beddua etmesi, karısının dikkatini çekmiş:

“Hayırdır, kime beddua ediyorsun?”

Hırsız cevap vermiş:

“Gece boyunca o ev senin, bu ev benim hırsızlık yapıp, pek çok şey çaldım. Sabah da çaldıklarımla çarşıdan alışveriş yaptım. Eve gelince fark ettim ki her şey eksik tartmışlar.”

“Eee” demiş karısı; “sen başkasından çalıyorsun, onlar da senden çalmışlar, bunun nesinden şikayet ediyorsun?”

“Ben da çalıyorum ama” demiş, hırsız; “geceleri, kimse görmeden çalıyorum; üstelik yaptığım hırsızlıktan hem korkuyor hem de utanıyorum. Bunlar güpegündüz gözümüzün içine bakarak çalıyorlar; bunların korkuları da kalmamış utanmaları da.”

KAVGADA BİLE SÖYLENMEZ SÖZLER!

Mansur Yavaş, Ankara Büyükşehir Belediyesine ait bazı otopark, dükkan, cafe ve tarihi evlerin, görev süresi bitmeden belediye başkanlığından el çektirilen Gökçek’in eşinin vakfına, oğlunun spor kulübüne ve eski bir milletvekilinin çocuklarına ait işletmelere verildiği açıklanınca bu anekdotu hatırlamış, gülümsemiştim.

Beterin beteri olduğunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Şehir Üniversitesi”ne ilişkin açıklaması sırasında öğrendik.

Şöyle demiş Cumhurbaşkanı:

“Şehir Üniversitesi’nin tahsisini ben yaptım; malum zat başbakan olunca bunu mülkiyet devrine dönüştürdü. Hani bunlar dürüsttü? Bu mülkiyet devrini yaparken yanında Ali Babacan, Mehmet Şimşek, Feridun Bilgin var. Bitmedi; bunlar Halk Bankası’nı da dolandırmaya çalışıyorlar. Ciddi bir kredi alıyorlar ama ödeme yapmıyorlar.”

Davutoğlu da altında kalmamış.

“Her gördüğü araziye dolar hesabı ile değer biçenler bunu anlayamazlar” dedikten sonra “hodri meydan” anlamına gelen şu çağrıda bulunmuş:

“Başta Cumhurbaşkanı ve yakınları olmak üzere herkesin mal varlıklarındaki değişimini üzere TBMM’nde gerekli komisyonlar kurulmalı.”

Kavgada söylenmez bunlar!

DEVLET A4’E BAKARMIŞ!

Baklava çalan çocuklar” örneğinde olduğu gibi Türkiye’de bireysel hırsızlıkların cezasız kaldığı söylenemez ama ne zaman ki işin için kamusal gücü elinde bulunduranların otoritesi girmiş; o zaman “her şey kitabına uydurulmuş.”

Boşuna demiyoruz; “devlet A4’e bakar” diye!

Yolsuzluk sıralamasında, Türkiye’nin, “kötüler” arasında olmasında bu olumsuz “iklimin etkisi” olduğu kuşku götürmez.

Elbette hırsızlığın, yolsuzluğunu aması fakatı olmaz!

Ancak İSKİ’de yapılan ve çapı bugünkülerin yanında “devede kulak gibi” duran bir suistimal (yolsuzluk) yüzünden SHP’nin ve CHP’nin başına gelenlere bakılırsa bugünkülerin insan içine çıkmaması gerekirdi.

Bugünkü iktidara giden yolun taşları döşendiği vakitlerde şöyle bir motto üretilmişti:

“Biraz da bizimkiler çalsınlar!”

Çalınanlar”, “herkesin bildiği sır”ra dönüştü.

2017’de Kadir Topbaş, Melih Gökçek ve diğerleri “istifa ettirilmişti.

Neden?

İmamoğlu henüz İstanbul’da neler olduğunu açıklamadı ama Yavaş’ın açıklamalarından öğreniyoruz ki “parsel parsel” götürmüşler.

Gözümüzün içine baka baka hem de!

TAŞA ÇİVİ ÇAKILMAZ AMA…

Araştırmalara göre “Hukuk devleti, demokratik kurumlar, sivil toplum ve bağımsız medya zayıfladıkça” yolsuzluklar artmış.

Yani yolsuzluk ile demokrasi, ters orantılıdır.

Anadolu bozkırında eşkıyanın baskınına uğrayan kervandan biri, tesadüf bu ya orada bulunan Lokman Hekime, “şu eşkıyaya söylenecek bir çift sözün yok mu?” diye sormuş.

Lokman Hekim şöyle cevap vermiş:

“taşa çivi çakılmaz!”

Elbette kişilerin açgözlülüğü de yabana atılamaz ama mesele, “o kişi kötü, bu kişi iyi”nin ötesinde bir anlam içermektedir.

Kötüleri “Yemen’e Kadı yapan”, sistemin kendisidir; sistemi sorgulamadan, yolsuzlukların bitmesini beklemek safdilliktir.

Çünkü “bu düzen”, biraz iddialı olacak ama içimizdeki en temiz kişiyi bile kirletebilme potansiyelini barındırmaktadır.

İşte bu nedenle bugünün görevi, bulunduğumuz her yeri, yönettiğimiz her kurumu, katılımcı, şeffaf ve demokratik bir yönetim modeliyle buluşturmaktır.