Cumartesi, Şubat 4, 2023

Erkekler için değişim rehberi

M. Cem Özmen
M. Cem Özmen
Lisans eğitimini ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünde tamamlamıştır. ODTÜ Felsefe bölümünden yüksek lisans derecesi bulunmaktadır. Çeşitli şirketlerde Bilgi Teknolojileri alanında çalışmıştır. Halen Bilgi Güvenliği konularıyla ilgili danışmanlık ve denetim çalışmalarına devam etmektedir. “Suya Atılan Taşlar” isimli bir kitabı bulunmaktadır.

Silverstein özgürleşmiş erkeği şu şekilde tanımıyor: “Empati kurabilen ve güçlü, kendi başına hareket edebilen ve bağ kurabilen; kendine, aileye, arkadaşlarına ve topluma karşı sorumlu”

Bizi ulaşmamız gereken yere götürecek tek yol, duygularımızın hakikatiyle olduğu gibi yüzleşmekten, gerçek olmamasını dilediğimiz durumlarda bile bu hakikati asla reddetmemekten geçer.

Bell Hooks

Şiddet karşıtı aktivist-yazar Barbara Deming, babasıyla ilgili şunları yazar: “Yıllar oldu. Bir hafta sonu şehir dışındaydık. Babam dışarıda kazma kürekle çalışıyor, bahçeyi düzenliyordu. Kalp krizi geçirdi ve oracıkta toprağa düştü. Yere, babamın yanına yarı uzanmıştım, kollarım vücudunu sarıyordu. O an hayatımda ilk kez babamın vücuduna gerçekten dokunabildiğimi fark ettim. Babamın iktidarının tehdidi altında hissetmediğim, ona rahatlıkla dokunabildiğim tek anın, onun yerde ölü olarak uzandığı an olması, benim için dayanılmaz. Buna benzer bir acıyı yaşamamış kadın azdır diye düşünüyorum.”

Belki de hiç kimse bir “baba” sevgisine ihtiyaç duyan, bu sevgiyi arayan küçük bir çocuk kadar sevgiye aç değildir. Bugün dünyanın hemen her köşesinde her gece milyonlarca çocuk açlık içinde uykuya dalıyor. Babaları olsa da babalarının ilgisine aç olarak.

Geçtiğimiz aralık ayında kaybettiğimiz yazar, feminist, aktivist Prof. Gloria Jean Watkins, ya da bilinen ismiyle Bell Hooks, Değişim İsteği: Erkekler, Erkeklik ve Sevgi* adlı kitabında bir kadın gözüyle erkekler ve erkeklik üzerine düşüncelerini anlatıyor. Hooks, özellikle ‘ataerki’nin bir çocuğun ‘erkek’leşmesi sürecini nasıl belirlediğini ve bu sürecin erkeklerin ve kadınların dünyasında ne tür etkilere yol açtığını tartışıyor.

Deming ve Hooks’un sözünü ettiği durumların çoğu kişi tarafından yaşandığını biliyoruz. Erkeklik, erkek olma durumu, şu anda bütün dünya için ciddi bir probleme dönüşmüş durumda. Erkekler, genel anlamda yönetimleriyle ülkeleri cehenneme çevirirken toplumsal anlamda da başta çocuklar ve kadınlar üzerinden dünyaya eziyet etmeye devam ediyorlar. Bu yaptıklarının (yaptıklarımızın) onlara (bizlere) da mutluluk getirmediği ortada aslında. Verilen mücadeleler ve ödenen bedeller sayesinde çeşitli düzeylerde gelişmeler sağlanmış olsa da büyük resimde bu kısır döngünün hala devam ettiğini söyleyebiliriz.

Bell Hooks’un yukarıda sözünü ettiğim kitabından hareketle ‘erkek’lik olgusunun toplumsal yaşamdaki etkilerini ve bu olgunun neden değişmesi gerektiğini tartışmak mümkün.

ATAERKİ VE ERKEKLİK

Erkek bedenine ve ruhuna saldıran, yaşamı en fazla tehdit eden toplumsal hastalık ataerkidir. Ataerki, erkeklerin kalıtsal olarak hükmeden olduklarını; zayıf olarak algılanan her şeyden ve herkesten, özelikle kadınlardan üstün olduklarını; zayıf olana hükmetme, onları yönetme ve bu hakimiyeti çeşitli biçimlerdeki psikolojik terörizm ve şiddet yoluyla sürdürme hakkının erkeklere bahşedilmiş olduğunu iddia eden bir politik-toplumsal sistem olarak tanımlanabilir.

Bell Hooks, ataerkinin erkek ve kadın olmak üzere bu rolleri insanlara nasıl kurumsal olarak dayattığıyla ilgili şu örneği veriyor: “Annem ve babam kilisede Tanrı’nın dünyayı ve dünya üzerindeki her şeyi yönetmek üzere erkeği yarattığını, kadınların işinin bu görevleri yerine getiren erkeklere yardım etmek, itaat etmek ve güçlü bir erkek karşısında her zaman alt bir rol üstlenmek gerektiğini öğrenmişlerdi. Onlara Tanrı’nın erkek olduğu öğretilmişti. Bu öğretiler, kilisenin yanı sıra okullar, mahkemeler, kulüpler, spor salonları vd. karşılarına çıkan bütün kurumlarca pekiştirildi. Çevrelerindeki herkes gibi ataerkil düşünceyi sahiplenerek çocuklarına öğrettiler. Çünkü bu, hayatı düzenlemenin ‘doğal’ yolu gibi görünüyordu.”

Ataerkinin erkekler tarafından dışa vurulmasına önem verdiği tek bir duygu vardır; bu duygu da öfkedir. Gerçek erkek deliye dönebilir. Ne kadar hiddetli ya da yıkıcı olursa olsun, delilikleri doğal görülür, hatta delilikleri ataerkil erkekliğin pozitif bir ifadesi olarak algılanır. Bizim kültürümüzde de örneğin ‘delikanlı’ ifadesi, hemen hiçbir yerde olumsuz bir anlamda kullanılmaz.

Çevremizde ergenlik yaşlarındaki çocuklarından şikayet etmeyen kimse yok gibidir. Aslında ergenlerin özellikle oğlan çocuklarının gösterdiği öfkenin çoğu, kendilerinden başka hiçbir duyguyu ifade etmelerine izin verilmemesine yönelik bir tepkidir. Öfke, anlaşma olanağınızın olmadığına ve anlaşılmaya değer olmadığınıza inanmanın verdiği ıstıraptır aslında.

Babayla bağ kurma arayışlarında hüsrana uğrayan oğlan çocukları, sıklıkla derin bir acı ve bunalım yaşarlar. Kendilerini yalnızlaştırmalarına, dünyadan yüz çevirerek müzik, televizyon, bilgisayar oyunları, cep telefonu vs.ye sığınmalarına izin verildiği için bu hislerini gizleme şansları olur. Hayal kırıklığına uğramış ergen bir erkeğin genellikle kederini yönlendirebileceği bir duygu kanalı yoktur.

Hooks bu konuda oldukça çarpıcı iddialarda bulunuyor: “Ataerki, oğlan çocuklarının içinde öfkenin oluşmasını sağlar ve bu öfkeyi sonra kullanmak üzere saklar. İlerleyen zamanlarda çocuklar erkeğe dönüştüklerinde bu öfke sömürülmeye hazır bir kaynak halini alacaktır. Ulusal bir ürün olan bu öfke, emperyalizmi, nefreti ve kadın-erkek tüm insanların baskı altına alınmasını daha da ileri bir aşamaya taşımak üzere biriktirilebilir. Oğlan çocuklarının sorunları ya da uzlaşmazlıkları farklı yollardan çözmeye bile çalışmadan doğrudan savaşmak üzere dünyaya salınan erkeklere dönüşmesi için bu öfkeye ihtiyaç vardır.”

ERKEKLERİN ACISI

Erkekler, erkeklerin değişmesini istemeyen bir toplumda acı çekerler. Bu toplum, erkeklerin erkekliği yeniden inşa etmesini ve erkeğin kadınlar ile çocuklar üzerindeki egemenliğinin sona ermesini istemez. Erkekler, çektikleri acının yoğunluğunu kabullenmek yerine saklarlar. Rol yaparlar. Güçsüz hissettiklerinde sanki güce ve ayrıcalıklara sahipmiş gibi davranırlar. Eril acının derinliğini kabullenmedeki acizlik, erkeklerin ataerkil erkekliğe meydan okumasını ve ataerkil erkekliği değiştirmesini zorlaştırır.

Erkekler, büyüme sürecinde gerçek duygularını gizlemeyi öğrenirken hissettikleri güçsüzlüğün üzerini örtmeyi de öğrenirler. Eril hakimiyeti sürdürme yolu olarak sahte bir benlik oluşturmayı öğrendiklerinde ise, sağlıklı bir şekilde haysiyet inşa edecekleri sağlam bir temelden yoksun kalırlar. Erkek olmanın bir yolu olarak sürekli maske takmak, her zaman yalanı yaşamak, kimliğe ve esenliğe dair sahici bir algıdan sürekli mahrum kalmak demektir. Bu sahtelik, erkeklerin yoğun bir şekilde duygusal acı yaşamalarına yol açar.

Erkeklerde zihinsel hastalıklara zemin oluşturan ve derin yaralar açan etkenlerden birisi, duygu ve ruh dünyalarındaki bu bölünmedir. Sahte benliğe sahip kişiler sahtekar olmak zorundadır. Kendilerine ve başkalarına yalan söylemeyi öğrenen insanlar sevemezler, çünkü hakikati söyleme yetileri zarar görmüştür, dolayısıyla güven duymaktan acizdirler. Bu da ciddi bir psikolojik hasara yol açar.

Özsaygının sağlam olabilmesi için kişilikte ve davranışlarda bütünlük gereklidir. Birçok erkeğin özsaygısı azdır; çünkü cinsiyetçi erkek rolünü hayata geçirmek adına sürekli yalan söylerler ve sahte görünümlere bürünerek çevrelerini aldatırlar. Haysiyeti onurlandırmak, bütünlüğü hayata geçirmek için hakikatin söylenmesi gerekir. Bu yapılmadığında, ertelendiğinde ya da geciktirildiğinde sonuçlar herkes için daha korkunç bir hale gelir.

Erkeklerin başkalarına uyguladıkları şiddet, çoğunlukla kendilerine yöneltilen ve kendi içlerindeki şiddetin yansımasıdır.

POPÜLER KÜLTÜR: MEDYA ERKEKLİĞİ

Tüm dünyada baskıcı yönetimler, insanların ruhlarını parçalamak için yalnızlaştırmayı kullanır. Yalnızlaşan ergen erkekler, kendi değerlerine ve itibarlarına dair algılarını yitirirler. Bunun sonucu olarak da içlerinde tehlikeli bir öfke ile dolaşırlar. Elbette ki her oğlan çocuğu büyüdüğünde cinayetle sonuçlanacak vahşi suçları işlemez. Ancak Hooks’a göre kimsenin dillendirmek istemediği bir gerçek var. O da; bu erkekler içlerindeki katili saklamayı ve genç, nazik görünümlü insanlar olarak davranmayı bir şekilde öğrenseler bile aslında hepsi potansiyel birer katil olmak üzere yetiştirilirler.

Kadın hakları mücadelesinin yükselmesiyle beraber ataerkil kontrolün kamusal alanda sürdürülmesi zorlaşınca daha özel alanda uygulanmaya başlandı. Kadınlar lehine hayata geçen çeşitli değişikliklere rağmen kadınlara ve çocuklara yönelik eril şiddet vakaları artmaya devam etti. Başta televizyonlar olmak üzere kitle medyası eril şiddet üzerinde durdu ama eril şiddet ile ataerkiyi sonlandırmak arasındaki ilişki kurulamadı. Kadınlar üzerindeki eril egemenlik, sadece kitle eğlencesinin yeni bir biçimi haline geldi. Bugün televizyonların gündüz kuşağı olarak adlandırılan ve belki de en çok izlenen programlar, kadınların ezilmişliği üzerinden rating yapan ama çözümden çok sorunları yeniden üretmeye yarayan konulardan oluşuyor.

Ataerkil dünyanın kitle medyasını kullanma biçimlerinden biri, şiddeti uygulayan ve kadın düşmanı olan erkeği hep sapkın ya da anormal olarak sunmaktır. Halbuki bu suçları işleyen insanların çoğu hayatımızın içindeler: Onlarla birlikte çalışıyor, onlardan hizmet alıyor, onlara servis veriyor, onlarla birlikte otobüste, yolda, restoranda bulunuyor, birlikte hayatı paylaşıyoruz.

Kitle medyası, aslında doğru ve güzel olmanın sanatını öğretebilecek güçlü bir araçtır. Aydın erkeklerin, kitle medyasını kendi kamusal seslerinin alanı olarak talep etmeleri ve erkeklere başkalarıyla nasıl bağ kuracaklarını, nasıl iletişim kuracaklarını, nasıl seveceklerini öğretecek ilerici bir popüler kültür oluşturmaları gerekir.

ERKEKLER VE İŞ BAĞIMLILIĞI

Yukarıda da belirttiğimiz gibi birçok erkeğin yaşadığı depresyonun büyük bölümü, kişiliğindeki bütünlüğün sağlanamamasından kaynaklanır. Her ne kadar erkekler sahte benlik oluşturmak ve bunları sürdürmek üzere toplumsallaşsalar da birçok erkek bir zamanlar var olan gerçek benliğini hatırlar. Bu kaybın anısı, benlikten vazgeçmeye zorlayan dünyaya duyulan nefretle birlikte depresyonu doğurur. Bu da erkekleri işkolikliğe ya da madde kullanımına sürükler. İşkoliklik, erkekler arasındaki en yaygın bağımlılıktır çünkü genellikle ödüllendirilir ve duygusal dünyalarındaki problemlerin üstünü örter.

Birçok erkek işi kendinden, duygusal farkındalıklarından kaçma yeri olarak, kendisini kaybedip duygusal açıdan uyuşmuş şekilde çalışma yeri olarak kullanır. İşsizlik, duygusal yönden büyük bir tehdit gibi gelir; çünkü işsizlik, doldurulması gereken zaman demektir ama ataerkil kültürde çoğu erkek zamanın kendi ellerinde olmasını istemez.

İş, genelde erkeklerin duygularından koptuğu bir alandır. En güçlü anestezik kadar etkili bir uyuşturucudur. İşkoliklik, derin bir uykudur. Acı veren duyguları geçici olarak bilincinizden uzaklaştıran, kendiliğinden oluşan bir kendinden geçme halidir. Çevremizdeki işkolik erkeklerin duygu durumlarını da bu çerçeveden sorgulamaya ihtiyacımız var aslında.

ERKEKLER VE SAVAŞ

Savaş, hayatı sürdürme ve güvenliği sağlama stratejisi olarak başarısız olduğu halde ülkelerin liderleri, ölmekte olan ataerkiye yeniden hayat vererek insanları savaşa zorluyorlar. Savaşın cinsiyetlendirilmiş doğası, erkekleri yırtıcı avcı, kadınları ise av yapar.

Eğer insanlık olarak savaş ve savaşçıların bunca tehdidi altındaki bu gezegende hayatta kalacaksak, bu savaşçı modelini aşmak; doğaya, toprağa ve hayvanlara özen gösteren, uzlaştırıcı, saygılı bir yeni yaşam modeline geçmek zorundayız.

Erkek çocuklarının sevmesini mümkün kılacak kültürü oluşturmak için onlara sevginin verilmesi, ailenin birincil işlevi olarak görülmeli. Ataerkiyi sona erdirmeden, onların duygusal hayatlarını korumak ve sağlıklı bir şekilde yetişmelerini sağlamak mümkün değil. Aksine, ataerkinin varlığının devamı, oğlanları sorunlu erkeklere dönüştüren bir mekanizma olmaya devam etmesi anlamına gelecektir.

ÇÖZÜM: FEMİNİST ERKEKLİK

Hooks, erkekler kadınlara hükmettiği sürece arada bir sevginin olamayacağını iddia eder: “Ataerkinin bizlere söylediği en etkili yalanlardan biri, sevginin ve hakimiyetin bir arada olabileceği yalanıdır. Çoğu erkek ve kadın buna inanmaya devam eder ama aslında sevgi, hakimiyeti dönüştürür. Erkekler benliklerini ataerkil çerçevenin dışında oluşturduklarında sevmeyi öğrenmek için ihtiyaç duydukları farkındalığı yaratırlar. Feminizm, kadınların ve erkeklerin sevmeyi bilmesini mümkün kılar.”

Feministler, ataerkinin erkek egemen kültürünü değiştirmek ve erkeklere farklı bir varoluş biçimi önermek için öncelikle tahakkümcü modelin birliktelik modeliyle değiştirilmesini önerirler. Feminist aydınlanma tarafından önerilen birliktelik modelinde eril kimlik, aynen dişil kimlik gibi, özü itibariyle ilişkiselliğe eğilimli olan bir erdem kavramı etrafında şekillenir. Önerilen bu modelde kültür, erkeklerin saldırma isteği ile doğduklarını varsaymak yerine bağ kurma isteğiyle doğduklarını varsayar.

Feminist erkeklik, erkeklerin değerlerinin olması için yalnızca var olmalarının yeterli olduğunu, yani desteklenmek ve sevilmek için mutlaka birşeyler ‘yapmak’, ‘icra etmek’ vs. zorunda olmadıklarını varsayar. Feminist erkeklik, kuvveti ‘birilerinin üzerindeki güç’ olarak değil, kişinin kendinden ve başkalarından sorumlu olma kapasitesi olarak tanımlar.

İYİ ERKEK NASIL OLUNUR?

Bugün erkekler olarak yaşadığımız sorunlardan iyileşmemize yardımcı olabilecek belki de en önemli kavram, adalet duygusudur. Aktivist-yazar John Stoltenberg, “Erkeklikten İyileşmek” adlı makalesinde ‘adalet’ kavramını ‘erkeklik’ten daha çok sevmenin hem saygın bir özellik hem de sağlıklı bir gelecek için vazgeçilmez olduğunu söyler: “Erkeklik kavramına bağlı olmayı benliğe tercih etmek, kaçınılmaz olarak adaletsizliğe yol açar. Adaleti erkeklikten daha çok sevmek, kişinin kimliğini benlikte yeniden konumlandırmasını sağlar.

Yine terapist Olga Silverstein, “İyi Erkeği Cesaretlendirmek” adlı kitabında özgürleşmiş erkeği şu şekilde tanımıyor: “Empati kurabilen ve güçlü, kendi başına hareket edebilen ve bağ kurabilen; kendine, aileye, arkadaşlarına ve topluma karşı sorumlu; bu sorumlulukların son tahlilde birbirinden ayrılmaz olduklarını anlama kapasitesine sahip kişiler.”

Erkekler ancak kişisel bütünlüklerini hayata geçirdiklerinde tam ve bütün olmanın esnek olmayı, müzakere etmeyi, düşünce ve eylemde değişikliği benimsemeyi öğrenmek olduğunu kabul ederler. Kişinin öz eleştiri yapma, değişme ve başkalarının eleştirilerini dinleme yetisi, sorumluluk almasını sağlayan var olma koşuludur.

Yaşamımızda bize sunulan değerleri olduğu gibi kabul etme veya sorgulama hakkımız var. Eğer bir insan pasif bir şekilde, düşünmeden kabul ettiği veya benimsediği değerlerle yaşarsa, rahatlıkla bunların sadece “benim doğrularım/doğam” olduğunu, sadece “beni ben yapan şeyler” olduğunu sanabilir ve seçme hakkının olduğunu gözden kaçırabilir.

Eğer değerlerin, seçimler ve kararlar doğrultusunda benimsendiğini kabul edersek, o zaman değerlerimizi gözden geçirip onları sorgulayabilir ve gerekirse değiştirebiliriz. Kişi olarak bizi özgür kılan şey, aslında bu konudaki seçme hakkımızı kullanmak ve gerekli olduğu yerlerde sorumluluk almaktır.

Daha fazla erkek özeleştiri yapıyor olsaydı, başkaları tarafından, özellikle de yakın ilişki içinde oldukları kadınlar tarafından eleştirildiklerinde yaralanmaz, incinmez ya da mahcup olmazlardı.

Sorumluluk sahibi erkekler özeleştiri yapabilirler. Daha fazla erkek özeleştiri yapıyor olsaydı, başkaları tarafından, özellikle de yakın ilişki içinde oldukları kadınlar tarafından eleştirildiklerinde yaralanmaz, incinmez ya da mahcup olmazlardı. Özeleştiri, sorumluluk sahibi erkekleri hatalarını kabul etme konusunda güçlendirir. Başkalarına karşı hata yaptıklarında hatayı kabullenmeye ve telafi etmeye istekli olurlar. Başkaları onlara karşı hata yaptığında affedebilirler.

Feminist yazar Kay Leigh Hagan, iyi erkeğin özelliklerini şöyle tanımlıyor: ”Tipik erkek davranışları sergilemezler. Konuşmaktan çok dinlerler; kendi davranış ve güdülerini değerlendirirler. Kadınların kültürünü araştırarak ve kadınları dinleyerek kadınların gerçekliği hakkında kendilerini aktif bir şekilde eğitirler. Başkalarına yönelik davranışlarını yansıtmak için kadınları kullanmaktan kaçınırlar. Hata yaptıklarında -ki mutlaka yaparlar- kendilerine yol göstermeleri için kadınlara danışırlar ve eleştiriyi minnettarlıkla karşılarlar. Ortamda kadınlar olmadığında dahi diğer erkeklerin kadın düşmanı davranışlarına müdahale ederler ve kendi benzer davranışlarını fark etmek ve düzeltmek için çalışırlar. Belki de en önemlisi; iyi erkekler, feminist bir pratiğin kendileri için değerini idrak eder ve savunurlar.

Burada belki altını çizmekte yarar var: Kadınların ataerkil kültürün kalıcı hale getirilmesi ve sürdürülmesinde oynadığı rolün açığa çıkartılması gerekiyor. Erkekler bu sistemde daha fazla ödüllendirilseler bile, ataerkil sistem, ne yazık ki kadınlarla erkeklerin eşit bir şekilde desteklediği bir sistemdir. Onun için ataerkil kültürü parçalamak ve değiştirmek, ancak erkeklerin ve kadınların birlikte yapması gereken bir iştir.

Son sözü yine Hooks’a bırakalım: “Kadınlar olarak sevgi vererek hayatlarımızdaki erkekleri koruyabileceğimizi düşündük. Bu sevginin, erkeklerin duygusal sistemlerini hedef almış zehirli saldırılarla, her gün yaşadıkları duygusal kalp krizleriyle oluşmuş tüm yaraları iyileştirecek ilaçlar olacağına düşündük. Fakat yanıldık. Bizler yol gösterebiliriz, yönlendirebiliriz, destekleyebiliriz ancak oğlan çocuklarının ve yetişkin erkeklerin kendileri için yapmaları gereken şeyleri onlar adına yapamayız. Sevgimiz yardım eder ama tek başına onları kurtaramaz. Sonuçta erkekler, ancak sevme sanatını öğrendiklerinde kendilerini kurtarırlar.”

Bunun için biz erkeklerin bir an önce değişmeye başlamamız, kadınların ise çevrelerindeki erkekleri bir an önce değişmeleri için zorlamaya başlamaları gerekiyor.

*Değişim İsteği: Erkekler, Erkeklik ve Sevgi, Bell Hooks, Çeviren: Zeynep Kutluata, BGST Yayınları, Yayın Tarihi: 28.06.2021 (İlk yayın: 2004)

 

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

M. Cem Özmen
M. Cem Özmen
Lisans eğitimini ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünde tamamlamıştır. ODTÜ Felsefe bölümünden yüksek lisans derecesi bulunmaktadır. Çeşitli şirketlerde Bilgi Teknolojileri alanında çalışmıştır. Halen Bilgi Güvenliği konularıyla ilgili danışmanlık ve denetim çalışmalarına devam etmektedir. “Suya Atılan Taşlar” isimli bir kitabı bulunmaktadır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
53,985TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI