Antonio Banderas ve Jennifer Lopez’in başrollerini paylaştığı Bordertown filmini izleyenler muhtemelen anlatılan hikayede abartı aramışlardır. Dünyanın bu yeni kıtasında kadının, müslüman ülkelerde eşi görülmedik bir işkence ve şiddete uğradığına inanmak kolay değil. Filmde konu edilen Kızılderili kadınlara yönelik olağan şiddetin sadece kovboy filmlerinde kaldığını sananlar oldukça şaşırmıştır.

Ancak filmin hemen başında da belirtildiği üzere yaşananlar maalesef yakın tarihimizde.

Sadece filmlerde değil burada bulunduğumuz süre içinde kadına yönelik şiddet vakalarına ait haberler neredeyse döviz kurlarıyla yarışmakta. İnanılmaz Rakamlar havada uçuyor. Bu sonuçlara kayıtsız kalmak mümkün değil.

Geçen hafta başkanlık sarayının önünde Zapata yanlılarının dövizlerinden aldığım istatistiği yayınlamıştım.

İşi karıştırınca bu rakamların abartı değil gerçeği anlatmakta yetersiz kaldığını şaşırarak gördüm.

Bu hafta içinde iktidar milletvekili Merary Villegas Sanchez, 2 bin 952 vakada hayatını kaybeden kadın ve kız çocuklar açısından olaya yaklaşmayan bunların sadece %14 ünü kadına yönelik şiddet kapsamında değerlendiren savcıları uyardı. Sanchez ölümle sonuçlanan olayların yüzde yetmiş beşinde kadına yönelik saldırıların izinin kolayca ayrıştırılabileceğini belirterek hukukçuları dikkatli olmaya çağırdı.

Yine Hükümetten, İçişleri Bakanı Olga Sanchez Cordero, “Her gün dokuz kadının ve kızın öldürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz. Yalnızca 2018’de 3 Bin 580 kurbanın ürpertici rakamına ulaştığımızı görüyoruz” diyerek bir başka rakam açıkladı.

Yine bir başka tespit; “Her 160 dakikada bir kadın ya da kız Meksika’da tanıdıklar ve diğerleri tarafından kamusal alanlarda ya da topluluk düzeyinde öldürülmektedir”

 

İşte bir başka tespit; “ Her 100 Meksikalı kadından 66’sı evlerinin içinde veya dışında bir tür şiddete maruz kaldı.”

Efendim 119 Milyonu aşan Nüfusu geniş coğrafyası, 31 ayrı eyalet ve özerk devletten oluşan Meksikanın yarısından fazlası kadın.

Kadının baskılandığı, eve hapsedildiği Müslüman ülkelerin aksine burada hayatın her alanında kadınlar var. Ucuz iş gücü nedeniyle işverenlerce tercih edilen kadınlar aynı işi yaptıkları erkeğe oranla yüzde 30 daha az kazanıyor.

Yani burada kadınları eve hapsedip dövmüyorlar, işe gönderip çalıştırıyor, kazancını paylaşıyor sonra ayrıca dövüp öldürüyorlar.

Hayatın her alanında yüksek sayıda yer alınca şiddetin kaynağı da çeşitli oluyor. Sadece aile içi şiddet değil, kaçırılmalar, tecavüzler bu yüzyılda Amerika kıtasına yakıştıramayacağımız kadar fazla.

Geleneksel aile yapısı güçlü olsa da bunun tek sonucu; “nasılsa evlenecek ve doğuracak” diye kadının eğitimine yapılan yatırımın gereksiz bulunması oluyor. Yani Meksikalılar da nasılsa bana faydası olmayacak diye kızlarını okula göndermiyor.

Bu korkunç tablonun umut verici bir tarafı var. Bizim gibi ülkeler yaşananları görmezden gelerek çözebileceğini düşünürken Meksikanın ilericileri tabloyu yüksek sesle haykırarak dikkat çekmeye çalışıyor.

Morena Hükümeti bu korkunç tabloyu değiştirmek için var gücüyle çalışırken kadın hareketi de hızla büyüyor. Hayatın içine giren, ev ekonomisine katkı yapan kadınların sesi daha çok çıktığı için cinsiyet şiddetine ait rakamlara bu kadar sık ve kolay rastlıyoruz.

Ülkemizdeki kadın hareketinin temsilcilerinin dikkatini buradaki akademik çalışmalara ve kadın haklarında elde edilen sonuçlara çekmek isterim.

Bu kıtadan öğreneceğimiz çok şey var.