Gezi direnişinde, AKP’nin askeri olarak üstünlük kazanmaya başladığı anlarda, hareket buna yayılarak yanıt üretebilmişti. Sabitlenmeyen, önceden tahmin edilmeyen ve yaygın biçimlerdeki eylemlilikler giderek kendini yaratıcı biçimlerde ifade edebilen bir sıçramayı ortaya çıkarabilmişti

AKP, uzun zamandır baskı yöntemlerini yoğunlaştırarak ülkeyi yönetmeye çalışıyor. Saray, yeni ittifaklar kurarak, konumunu güçlendirmeye çalışırken öte yandan da iç ve dış çelişkilerin yoğunlaşmasının sonucu farklı arayışlar da gelişiyor. Erdoğan, AKP içindeki kendinden özerkleşme eğilimlerini bastırmaya çalışıyor. Star yazarının ‘Davutoğlu ile yürümez’ sözü bu kaynamanın deşifresi oldu. Binali Yıldırım’ın oğlunun kumar oynarken çekilen görüntülerinin yayınlanması hamlesi de bunun işaretlerinden birisi. Bu kaynama Saray-Bahçeli ittifakı karşısında MHP içinden gelişen alternatif arayışlarına değin uzanıyor.

• • •

İktidar bloku içindeki çelişkilerin yoğunlaşması kuşkusuz ki iyidir. Ancak dikkat edilmesi gereken asıl nokta, AKP iktidarı karşısında seçeneğin giderek Erdoğansız –ya da Erdoğan’ın sınırlandırıldığı- bir eksene sıkışıyor olması. En önemlisi de, iktidar güçlerinin çelişkilerine bel bağlama eğilimlerinin gelişmesi. Böylesi bir durumda siyaset mevcut durumda gerçek değişiklikler yaratabilecek bir gelişmenin yaşanmasını de engelleyecek şekilde, AKP rejiminin sürdürülme biçimine ilişkin bir arayışın içerisinde sıkıştırılıyor. CHP merkezinin de kendisini tümüyle bir arayışla sınırlandırdığı bir düzlemde AKP’ye hayır diyen milyonlar bir biçimde devre dışı kalmış durumda. İçinde bulunduğumuz dönemin en belirgin sorumluluğu, biriken toplumsal tepkinin özneleşeceği bir hareketliliğinin önünü açacak adımların atılmasıdır.

• • •

10 Ekim katliamı, ardından patlamaya devam eden bombalarla birlikte ülkenin bir bölgesinde giderek etnik bir karşıtlığı da derinleştirecek şekilde geliştirilen iç savaş toplumsal muhalefette görece bir geri çekilmeye neden oldu. AKP’lilerin dahi yeni bir Gezi dinamiği olabilir mi diye korkularını ifade ettikleri Ensar Vakfı’ndaki alçaklık karşısında güçlü bir itirazın geliştirilememiş olması da bununla ilgili. Bu durum toplumsal tepkilerin sindiği ya da mutlak biçimde bastırıldığının bir ifadesi olarak görülmemeli. Aksine, AKP’nin dayandığı toplumsal taban içinde dahi tepkilere neden olan ve AKP’ye hayır diyen milyonların öfkesini büyüten bu gelişmeler karşısında etkili bir muhalefetin örülememesi, bu karamsarlık havasının ve toplumsal muhalefette durgunluğun kırılamamış olmasına ilişkindir. AKP’nin geliştirdiği yaygın baskı politikalarının bunda kuşkusuz önemli bir rolü olmakla birlikte, muhalefet de bunu aşacak şekilde yeni taktikler geliştirmekte başarılı olamadı.

Bu dönemde daha, yaygın ve eylem biçimlerini çeşitlendirebilmiş bir hareketliliğe ihtiyaç var. Gezi direnişinde, AKP’nin askeri olarak üstünlük kazanmaya başladığı anlarda, hareket buna yayılarak yanıt üretebilmişti. Sabitlenmeyen, önceden tahmin edilmeyen ve yaygın biçimlerdeki eylemlilikler giderek kendini yaratıcı biçimlerde ifade edebilen bir sıçramayı ortaya çıkarabilmişti. Bugün de, bu karamsar ve umutsuz havayı dağıtabilecek, karanlığın içinde yanıp sönen ateş böceklerini çoğaltarak, daha ileri adımların önüne açılabilecek.

• • •

Muhalefet hareketi açısından bir diğer önemli noktada genelleşmiş bir söylemin ötesine geçerek, sistemin sinir uçlarına yüklenerek burada açılan gedikleri büyütmek olmalı. Ensar Vakfı’yla ortaya dökülen karanlıklarında gösterdiği gibi, AKP’nin gerici kuşatmasının özellikle eğitim alanında ortaya çıkardığı çelişkiler kuşkusuz bunlardan birisi. AKP rejiminin o ya da bu biçimde yönetilmesine odaklanan sistem içine yığılmış tartışmaların ötesine geçebilecek bir muhalefet hattı bu sinir uçları üzerinden şekillenebilecek. Öte yandan bu alanlarda biriken tepkilerin giderek mücadele örgütlerine dönüşmeye başlaması, içinde alternatif nüveleri de içerecek şekilde kurucu damarlara dönüşme eğilimleri kuşkusuz ki önemli birikim zeminlerini oluşturuyor.

Önümüzdeki dönemde tek bir biçim, tek bir örgütsel forma sıkışmadan bu tür noktalarda halkın birleşik eylem ve mücadelesini mümkün kılacak şekilde mücadele zeminlerinin/örgütlerinin yaratılmasını temel alan, bu bakımdan toplumun örgütlenme alanlarını çoğaltan mücadele biçimlerini geliştirmeye ihtiyaç var. Bu bir anlamda, halkın taban inisiyatiflerine dayanan birleşik mücadelesinin geliştirilmesi fikrinin, Haziran fikrinin daha etkili, yaygın ve çeşitli biçimlerini yaratarak hayata geçirilmesi anlamına geliyor. Dünyadaki gelişmeler de insanlığın geleceğini artık krize girmiş, giderek faşist-otoriter biçimlere bürünen sistem dışına çıkarak aradığına yönelik emareleri her gün çoğaltıyor. Son olarak Fransa’da Gece Ayakta eylemlerinde de gördüğümüz bu direniş dalgası, 21.yüzyılda sistem dışı hareketlerin kendine yol açma çabasının kesintisiz sürdüğünü, süreceğini gösteriyor.

• • •

Bu noktada ülkemizdeki mücadelede, yerleşik hale gelmiş İslami faşizm karşısında uzun süreli mevzi savaşları biçiminde sürmeye devam edecek. O yüzden bugün mevzi çoğaltmaya, örgütlü ve birleşik mücadele alanlarını güçlendirmeye yönelik bir politikanın ısrarla ve kararlı biçimde sürdürülmesine ihtiyaç var.

1 Mayıs 2016, içinden geçtiğimiz bu dönemin özgünlükleri içinde ele alınarak, yeni bir kitle hareketinin önünü açacak kitlesel ve yaygın bir buluşmaya dönüştürülerek, bu kuşatmaya kıracak adımlardan birisi olmalı. 1 Mayıs’ın en önemli yanı, aylardır ülkenin geleceğine ilişkin iktidar güçlerinin arasındaki çelişkilere dayanan tasarımların ortalıkta dolaştığı bu dönemde, halkın sözü, eylemi ve iradesinin güçlü bir biçimde ortaya konulmasıdır.

1 Mayıs marşıyla söylersek… Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir… Ve yalnızca halkın ellerindedir…