Birleşmiş Milletler, yoksulluğa karşı farkındalık yaratmak amacıyla 1992’den beri 17 Ekim’i Dünya Yoksullukla Mücadele günü olarak tanımlamış bulunuyor.

Bugün, “farkında olmamız” istenilen gün!

Neyin?

Yoksulluğun!

YOKSULLAR MI BECERİKSİZ; ZENGİNLER Mİ YETENEKLİ?

365 günün birinde dikkatimizi çeken ama hemen ertesi gün “Hamburger Çağı”nın hızına kapılarak geride bıraktığımız şey, milyonlarca insanın hayatını derinden etkileyen yoksulluktur.

Dünya yüzeyinde tam olarak 1,22 milyar insan, günde 1,25 ABD Dolarla yaşamak zorundaymış.

Bu, her beş kişiden birinin aç yaşamak zorunda olduğu anlamına geliyor.

2,4 milyar insan, yani dünya nüfusunun üçte biri ise günlük 2 ABD Doları ile yaşamını sürdürmesi gerekiyormuş.

Hepi topu, aylık 60 ABD Doları ile!

Her üç kişiden biri çok mu beceriksiz?

Hayır!

Buna mukabil yeryüzündeki tüm zenginliğin yarısını elinde bulunduran sadece 26 kişi, çok mu yetenekli?

Elbette değil!

Mesele, becerinin, yeteneğin ötesinde bir meseledir.

İKTİDARIN TACININ NEDENİ HALKTIR!

Rivayet edilir ki Sasani imparatorlarından 2. Hüsrev, ölüm döşeğindeyken yerine geçecek olan oğlu Hürmüz’ü çağırıp ona şu vasiyette bulunmuş:

Teşbihte hata olmaz ama” demiş, “Sen bu halkın çobanısın. Çoban uyursa kurt sürüye dalar. Bu nedenle fukara takımını koru. Başındaki tacın nedeni halktır.”

Hürmüz babasına sormuş:

“Bunu nasıl yapacağım?”

Hüsrev, ağır ağır anlatmış:

“Sen bir ağaçsın, kökün halktır. Ağaç, kökünden güç alır. Eğer halkın gönlünü yaralarsan, kendi kökünü baltalamış olursun. Senin iki yolundan biri umut; diğeri korkudur. İyilik, umutla gelişir; kötülük korkuyla def edilir.”

“Nasıl yani?” diyecek olmuş Hürmüz; Hüsrev devam etmiş:

“Aklının sana rehberlik etmesini istiyorsan, bu ikisini de ikliminde, mülkünde egemen kıl. Halkını aç bırakma; ikliminin imkanlarını halkın için seferber et. Halkın aç kalır; açıkta kalırsa ülkende refah ve saadet arama. Bir memleketin harap olması, zulümden ileri gelir. Halk, yönetimin rehberidir. Bunu unutma.”

İşte bu nedenle “zulüm ile abad olanın ahiri berbat olur” sözünün derin bir anlamı vardır.

Buna rağmen dünya, hala yokluk, yoksulluk içindeyse adil bir sistem kurulamadığındandır.

Adil bir sistemin kurulabilmesinin anahtarı, vicdandır.

KİMSESİZİN KİMSESİ OLMAK!

Bir sistem, prensip olarak vicdanı benimsemişse adaleti de, adil bir bölüşümü de, özgürlüğü de ve tümünü kapsayacak şekilde demokrasiyi de benimsemiş demektir.

Yoksulluğun panzehiri işte bu ilkelerdir. Yönetimin, “kimsesizin kimsesi” olması da ancak bu ilkeleri titizlikle uygulamakla mümkün olabilir.

O halde temel dileğimizin altını çizelim:

Yoksulluğun ve açlığın olmadığı; herkes için sağlık, eğitim, adil iş ve adil dağıtımın olduğu; kadınlar için eşitliğin, suya erişim hakkının sağlandığı; yaşanabilir şehirlerin oluşturulduğu; herkes için dayanışmanın sağlandığı ve elbette iktidarların hak ve özgürlüklere saygılı olduğu ve yasaları adil biçimde uyguladığı bir dünya mümkündür.

Yoksulluğu yenebilmek için adalet, eşitlik ve özgürlük!

Bunun için de mücadele şart.

Unutmayın; mücadele edenler her zaman kazanamayabilir ama kazananlar, hep mücadele edenlerdir.