Y31 Mart seçimlerine iki aylık bir süre kaldı.

CHP İzmir için epey gecikti ama Ankara ve İstanbul’da yol almış görünüyor.

İmamoğlu, İstanbul’u karış karış gezerken, Yavaş, Ankara’nın vitrininde yavaş ama emin adımlarla hedefine doğru ilerliyor.

Yavaş, hedefine doğru ilerlerken zaman zaman Melih Gökçek’in ajitasyonun hedefi haline geliyor.

Bu doğaldır; önemli olan, Yavaş’ın, Gökçek’in kendisini ajite etmek istediğini bilmesi ve bu tuzağa düşmemesidir.

GÖKÇEK’İN YARATTIĞI ALGI!

Sahadan gelen bilgiler göstermektedir ki Yavaş’ı ajite etmek isteyen Gökçek, aynı zamanda, AKP adayı Mehmet Özhaseki’nin kazanmasını da istemiyor.

Gökçek’i biliyoruz; 25 yıl boyunca Ankara’yı yarattığı algılarla yönetti.

Gökçek’in algı yönetiminin merkezinde ise gerilim vardı.

Gökçek’in yarattığı gerilimin amacı, Ankaralıların zihninde “belirgin bir hegemonya oluşturmak ve oluşturulan bu hegemonik söylemi sürekli hale getirmektir.”

Bunun da yolu, kamuoyunun hassasiyetlerini sürekli canlı tutmaktan geçer.

Gökçek’in yarattığı gerilim, giderek devasa bir hal alan Ankara’nın sorunlarının görülmesini engellemişti.

ANKARA’NIN “ÇADIRI ÇALINMIŞ”!

Tıpkı fıkrada anlatıldığı gibi!

Biri dedektif, diğeri bilim insanı iki arkadaş hafta sonu, ormana gidip çadırlarını kurar; yemeklerini yer ve uykuya dalarlar.

Birkaç saat sonra dedektif olan uyanır ve gördükleri karşısında şaşkına döner.

Şaşkınlığını paylaşmak için arkadaşını da uyandırır.

Arkadaşı sorar, “ne var, ne oluyor?”

Dedektif gökyüzünü gösterir.

“Yukarıya bak, ne görüyorsun?

Dedektif gökyüzüne bakar ve pırıl pırıl olduğunu fark eder:

“Milyonlarca yıldız görüyorum.”

Dedektif, sorularında ısrarcıdır:

“Peki bu sana neyi anlatıyor?”

Bilim insanı, arkadaşının gece yarısı kendisine soru sormasını anlamsız bulsa da aklına geleni anlatır:

Astronomik olarak milyonlarca galaksinin ve dolayısıyla milyarlarca gezegenin varlığını… Yıldızların konumuna bakarak saatin 3’ü geçtiğini söyleyebilirim. Ayrıca havanın bugünün güzel geçeceği anlaşılıyor.”

Ardından da dönüp merakla arkadaşına sorar:

“Bütün bunları, gecenin bu vaktinde, niye bana anlattırıyorsun?”

İyi, güzel de” diye cevap verir, dedektif, “her şeyi görüyorsun ama üstümüzdeki çadırımızın çalındığını görmüyorsun.”

ANKARA EKSENLİ BİR STRATEJİ

Gökçek, 25 yıl boyunca tam da böyle bir algı yarattı.

Gökçek’in yaratıp herkesi de sürüklediği bu algı nedeniyle “çadırın çalındığı”nı konuşmak yerine 25 yıl boyunca“gökyüzü”nü, “yıldızlar”ı ya da “havanın” durumunu konuştuk.

TV’lerdeki programlara bakılırsa iktidar, sürecin, bu “minval üzere” sürdürülmesini istemektedir.

Bu nedenle “renkli cam”ın cazibesine kapılmadan ama aynı zamanda sağladığı müthiş olanağı da dikkate alan bir “iletişim stratejisi” oluşturulmalıdır.

Gökçek’in aday olarak katıldığı bundan önceki seçimlerin tamamında gündemi O belirlemişti; eğer sahada “top çevirmesi”ne izin verilirse geri kalan 60 günlük gidişatı gene o belirlemiş olacak.

Ki bu çok büyük bir tuzaktır.

Bunun nasıl karmaşık bir tuzak olduğunu Gökçek azledilip yerine Tuna geldiğinde farkına varmıştık.

Otoparklar birden bire 1 TL oldu; su, hala pahalı ama Mansur Yavaş’ın propagandası sayesinde yüzde 30 indirildi. Öğrendik ki Ankapark’a su gibi para akıtılmış.

Ankara’da her şeyin sorunlar yumağına dönüştüğünü, Ankaralıların fark etmesi de bu sürecin ardından mümkün olabilmişti.

AKP, “İÇİ HESAPLAŞMA”DAN UZAK DURMAK!

AKP’nin bile “bu kadarı da olmaz” diyerek azletmek zorunda kaldığı Gökçek, muhtemelen yaptığı seçim sonrası hesaplar nedeniyle Özhaseki’den rol çalıp, Yavaş’ı kendi minderine çekmek istiyor.

Amacı, Yavaş ile polemik yaparak, AKP yönetimine kendisinin hala önemli bir aktör olduğunu kanıtlamaktır.

Bir “iç hesaplaşma” yani!

Bırakalım hesaplaşsınlar.

Mansur Yavaş, soyadıyla müsemma bir biçimde, çalışmalarına “yavaş yavaş” devam etmeli ve asla Gökçek’in ortaladığı topa girmemelidir.

Özen gösterilir, dikkat edilirse “yavaş” giden sürecin “temiz” bir sonuç üreteceği kesindir.