İmamoğlu tartışmasız bir biçimde kazandı.

8 milyon 746 bin 458 geçerli oyun 4 milyon 741 bin 870’ini aldı.

31 Mart’a göre oylarını 572 bin 105 artırdı.

Rakibi Binali Yıldırım ise 31 Mart’ta aldığı oylardan tamı tamına 220 bin 592 oy eksik aldı.

Yani 3 milyon 935 bin 444 oy alabildi.

Katılım oranı yüzde 84.44 olarak gerçekleşti.

Bu oran 31 Mart’ta yüzde 83.88 idi.

DEMOKRASİ GELENEĞİ İŞLEDİ

İmamoğlu, daha önce sandığa gitmeyen 120 bin 156 seçmenin oyunu aldığı gibi daha önce sandığa gidip de tercihini çeşitli partilerden yapan yaklaşık 450 bin seçmenin daha oyunu almış görünüyor.

Hiç kuşkusuz, daha önce sandığa gidip bu seçimde sandığa gitmekten vazgeçenler olabilme ihtimalini de hesaba katmak gerek ama İmamoğlu’na oy verenler arasında 220 bin 592 AKP seçmeni de var.

Bütün bunlar göstermektedir ki AKP’nin süreci kriminalize etme çabası, geri tepmiş; 23 Haziran’ın gözde sloganıyla “her şey çok güzel olmuştur”.

31 Mart ve özellikle 23 Haziran seçimleri, birer parti seçimi değil; duruş seçimidir.

Halk, “açık, şeffaf ve katılımcı birlikte yönetim” anlayışıyla “tepeden inmeci” yönetim anlayışı arasında kararlı bir duruş sergileyerek, ilkini tercih etmiştir.

Seçim sürecinin hassas hale getirdiği bir başka nokta da şudur ki, seçmen, “oyumu verdim, gerisini de merak etmiyorum” havasından çıkmış durumdadır.

İşte bu nedenle asıl mesele bundan sonra neler olabileceği noktasında düğümlenmektedir.

KILIÇDAROĞLU’NUN KURALLARI!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da bu gerçeğin farkında olarak, Salı günkü grup toplantısında, “halk için başkanlık” kavramına vurgu yapmış; yedi önemli kurala dikkat çekmiştir.

“1) Beldedeki bütün kimlikleri kucaklayacaksınız

2) Hizmeti, zümre kişi akraba yandaş için değil halk için yapacaksınız

3)Fakir mahallelere pozitif ayrımcılık yapacaksınız. Dezavantajlı gurupları önceleyeceksiniz

4) Yoksullara yardım yaparken asla teşhir etmeyeceksiniz

5) Harcadığınız her kuruşun hesabını millete vereceksiniz.

6) Belediye yönetim kurullarında liyakata uyacaksınız.

7) Belediyeyi adaletle yöneteceksiniz.”

Her biri diğerinden önemli bu kuralların, iş bilen, tecrübeli, belediyecilik alanında kafa yormuş kadrolarla gerçekleştirilebileceği açıktır.

89 SENDROMU, SİYASETLE AŞILABİLİR!

Kılıçdaroğlu’nun dile getirdiği bu kurallar, “belediyecilik siyaseti”nin manifestosu gibi yorumlanabilir.

Belediyecilik siyaseti demişken, Kılıçdaroğlu’nun, 31 Mart’tan sonra belediye başkanlarına yaptığı, “belediyelerde siyaset yaptırmayın” çağrısını da hatırlatmamız gerekir.

Kılıçdaroğlu’nun belirlediği “yedi kural” ile “siyaset yaptırmayın” çağrısı, ilk bakışta birbiriyle çelişir gibi görünse de esasında birbirinin tamamlayıcısıdırlar.

Zira Kılıçdaroğlu, “dar particilik siyaseti”nden uzak durulmasına ama belediyecilikte tarihi başarı için “belediyecilik siyaseti” yapılmasına vurgu yapmaktadır.

İşin doğrusu, 89 sendromu da, ancak “siyaset” yapılarak aşılabilir.

Siyaset ise belediyecilik tecrübesine haiz kadrolarla gerçekleştirilebilir.

Bu çerçevede CHP ve İYİ Parti yetkililerine küçük bir uyarıda bulunmak isterim; belediyecilikte başarı, İçişleri Bakanlığı’nın “soğuk koridorları”nda zaman geçirmiş kadrolarla değil; kentin tozunu yutmuş, belediyeciliği iş edinmiş kadrolarla mümkündür.