Geçen haftaki yazımı şöyle bitirmiştim:

“Bu gidişatı, ‘sahte senet’ de durduramaz; CHP içi muhalefetin ‘özel sohbetlerini servis etmek’ de!

Seçmen kararını vermiş bir kere; iktidar için geri dönülmesi zor bir süreç başlamış görünüyor.”

Durduramadı!

Ankara ile birlikte İstanbul da safını belirledi.

Elbette Hatay, Adana, Mersin, Antalya, Muğla, Aydın, İzmir, Eskişehir, Tekirdağ da!

Bursa’nın çıkışını da, Artvin’in özeleştirisini de göz ardı etmeyelim!

Aday belirleme sürecinde sahanın bilgisine başvurulmayan Ayvalık’a ve Kırklareli’ne parantez açmayı unutmayalım.

Kadın çalışanına mobing uygulayan mevcut başkana karşı o kadını başkan seçen Bilecik Pazaryeri’nin ve Rabia Naz cinayetinin üstünü örtmek isteyen iktidara güçlü bir tokat atan Eynesil’in duruşu da dikkate değer.

İTTİFAKIN GEOMETRİSİ!

Komünist Başkan”ın Tunceli’de gösterdiği başarının hakkını vererek, bu başarıyı tahkim eden “iletişimin gücü”nü ve “algı yönetimi”ne de dikkat çekmek isterim.

Şırnak’taki ‘teselli’nin ardında depolanan ‘üniformalı oylar’ın olduğunu biliyoruz.

Buna mukabil, Diyarbakır, Mardin ve Van’ın duruşunu da görmezden gelemeyiz.

Açıkça belirtmek lazım ki AKP kaybetti.

AKP’nin kaybetmesini başlatan süreç, ittifaklar sürecidir.

Bu süreci faşizme karşı başta Fransa olmak üzere ikinci Büyük Savaş sürecinde Avrupa’da oluşan ve komünistinden cumhuriyetçisine, Hıristiyan demokratından muhafazakarına kadar herkesin omuz verdiği Halk Cephesi sürecine benzetebiliriz.

Amaç, demokrasiyi ve cumhuriyeti korumaktı.

Bugün de Millet İttifakının amacı, demokrasiyi ve cumhuriyeti korumak olmuştur.

İttifakın mimarı, elbette Kemal Kılıçdaroğlu’dur; ancak Meral Akşener’in “terörist” çıkışını, Karamollaoğlu’nun duruşunu ve Selahattin Demirtaş’ın “hatırım varsa” çağrısını da unutmamak lazım.

HALKÇI BELEDİYECİLİK İÇİN ADIM ATMAK!

Demokrasi kültürü de farklılıkların kabulünü gerektirir.

İktidar bloğunun büyükşehirleri kaybettiği doğrudur; ancak hala her iki kişiden birinin iktidar bloğuna oy verdiği gerçeğini göz ardı etmemek gerekir.

Erdoğan’ın kaybının inançlarına yönelik bir tehdide kapı aralayacağını düşünen seçmen kütlesiyle yeni bir “dil” üzerinden bağ kurmanın zamanıdır.

O dili inşa etmek için büyükşehir belediyeleri birer manivela olarak görülebilir; görülmelidir.

İktidar bloğunun kaybını anlamlı hale getirebilmek ve demokrasinin vazgeçilmez bir unsur olduğunu benimsetmek, yeni bir belediyecilik modelini uygulamaya geçirmekle mümkün olacaktır.

Peki bu nasıl olacaktır?

Rant üzerine inşa edilmiş belediyeciliğin halkta bir bıkkınlık yarattığı açıktır.

Asfalt ve beton belediyeciliğinden uzak, insan odaklı bir belediyecilik için hakikaten halkçı, katılımcı ve her yönüyle şeffaf bir belediyecilik mümkün ve de gereklidir.

Sandığa attığı oyların sandıktan çıktığını gören halkın sevinmesi hakkıdır ama artık yeni bir süreci başlatmak için gerekli adımları atmanın da zamanıdır.