15 gündür sündürdükleri İstanbul sayımı nihayet bitti; şimdi sıra sayıma itiraz edenlerin sonucu sindirmesine geldi.

Kabul edecekler ki her türlü baskıya rağmen İstanbullu Ekrem İmamoğlu’nu tercih etmiştir.

Bu tercih, her şeyden önce Erdoğan’ın, görünüşteki “sınırsız iktidar”ına belirgin bir “sınır” getirme anlamı taşımaktadır.

Denilebilir ki seçmen, Erdoğan’a güvenmekle birlikte bu güvenin suiistimal edilebilme riskine karşı kendince önlem almış durumdadır.

AKP de bunun farkında olmalı ki İstanbul ile ilgili bir algı yönetimine girişmiş bulunmaktadır.

Ancak uygulamak istedikleri algı operasyonu, CHP İstanbul İl Örgütü’nün kararlı tutumu ve İmamoğlu’nun başarılı süreç yönetimi yöntemiyle geri tepmiştir.

YSK’ya yaptıkları “olağanüstü itiraz” başvuru gerekçelerinden de anlaşılacağı üzere Büyükçekmece ile başlayıp Maltepe’de son bulan seçmen kaydırma ve tutanaklara oyların yanlış yazılması gibi gülünç iddiaların kamuoyunu “yönetme ve yönlendirme” amaçlı olduğu ortaya çıktı.

Mevcut koşullarda İstanbul’un, yeniden seçime zorlanması mümkün görünmüyor; ancak gene de bir yandan her şeye hazır olmak diğer yandan seçmenin iradesine uygun olarak büyükşehirlerin gündelik yaşamını kolaylaştıracak adımlar atmak gerekiyor.

Atılacak adımların ne olacağı, en genel hatlarıyla Cumhuriyet Halk Partisi Yerel Seçim Bildirgesi’nde bulunuyor.

AKP’nin son yıllarda ivmesini yükselttiği rantçı belediyeciliğe karşı insan odaklı belediyeciliği uygulamak için çoğulculuğu ve katılımcılığı esas alan bir örgütlenme modeli gerçekleştirmelidir.

KATILIMCILIĞI ESAS ALAN BİR YÖNETİM OLUŞTURULMALIDIR!

Bunun anlamı şudur; belediye başkanları, halkın iradesi sonucu seçildikleri belediyeleri tek başına değil, çoğulcu ve katılımcı bir modelle yönetmelidirler.

Bir kurum açısından katılımcılığın işlevsel olabilmesi için o kurum yönetimiyle paydaşlar arasındaki bağın güçlü olması; söz konusu bağın güçlü olabilmesi de paydaşların sürece dahil edilmesine yönelik mekanizmaların kurulması gerekir.

Büyükşehir Belediyelerinin iç paydaşları çalışanlar ve Belediye Meclis üyeleridir. Dış paydaşları ise Ankara’nın ekonomisinden sosyal hayatına, turizminden tarımına kadar pek çok alanda faaliyet yürüten ve başta ilçe belediyeleri olmak üzere büyükşehir belediyesinin atacağı adımlardan doğrudan etkilenen kişi, kurum ve kuruluşlardır.

Genel olarak halkın gündelik hayatını kolaylaştıracak belediyecilik faaliyetlerinin doğru, zamanında, işlevsel yapılabilmesi, paydaşların sürece doğru mekanizmalarla dahil edilmesiyle mümkün olabilecektir.

Çoğulculuğun ve katılımcılığın diğer önemli koşulu da, alanında uzman, bilgili, tecrübeli ve liyakat sahibi kadroların sürece dahil edilmesidir.

ŞEFFAFLIĞI ESAS ALAN BİR YÖNETİM OLUŞTURULMALIDIR!

Şeffaf bir belediyecilik modelini kurmak ve geliştirmek için de liyakat sahibi ve donanımla kadrolara ihtiyaç vardır.

Öncelikle bilmeli ve benimsemeliyiz ki belediye başkanlarının simgesel anlamları vardır.

Bu simgenin bütün ülke ve bütün dünya nezdinde dikkat çekebilmesi, katılımcılığa yönetsel süreçlerden başlamasıyla mümkün olabilir.

Her şeyi bilen” belediye başkanlarının başarısı, tesadüflere bağlıdır.

Bu olumsuzluğun en çarpıcı örneği, Melih Gökçek’tir.

Demokrasi kültürünün gelişmesi, Türkiye’nin çıkarınadır.

Demokrasi kültürünü geliştirebilmek, belediyecilik modelinin başarısı açısından da çok değerlidir.

HALKIN İSTEĞİNİ ESAS ALAN BİR YÖNETİM MODELİ OLUŞTURULMALIDIR!

Demokrasi kültürünün olmazsa olmazı ise “haklarının ve sorumluluklarının bilincinde” olan yurttaştır.

İşte bu nedenle belediyelerimizin birinci temel görevi, hizmet alanındaki bütün yurttaşların aç ve açıkta kalmaması için önlem almaksa bir diğer temel görevi de hizmet verdiği halkın gerçek bir paydaş olduğunu göz önünde tutarak sürece katılacakları mekanizmaları üretmektir.

Halk ne ister?

Daha kaliteli ve insan odaklı hizmet, hizmet üretim sürecine katılım ve şeffaf bir yönetim.

Bu nedenle CHP’li belediyelerin katılım mekanizmalarını oluşturarak halkla birlikte yönetme modelini uygulaması gerekmektedir.

Çünkü “birlikten kuvvet doğar”.