Bir parti veya aday açısından üç çeşit seçmen vardır.

Birinci gruptakiler, o partinin ya da adayın taraftarı konumundaki seçmendir. İkinci gruptakiler, alternatif konumdaki karşıt partinin ya da adayın taraftarı konumundaki seçmendir. Üçüncü gruptakiler ise bu iki grubun kesişim kümesine giren seçmenlerdir.

Her durumda partisinin destekçisi konumunda bulunan seçmenler için “çekirdek seçmen” tabiri kullanılıyor. Birden fazla partinin ya da adayın kesişim kümesine giren seçmenlerin bulunduğu konum ise genellikle “gri bölge” olarak tanımlanıyor.

Seçim stratejileri, seçmenin bu özelliklerini dikkate alınarak hazırlanır.

GRİ BÖLGE ÇOK KABARIK!

Hedef, kendi seçmenini konsolide etmek, kesişim kümesindeki seçmeni kendi tarafına çekmek ve nihayetinde rakip seçmenin insicamını bozarak, en azından “gri bölge”ye geçişini sağlamaktır.

Propaganda da, çoğunlukla “gri bölge” ya da kesişim kümesinde kalan seçmenlere dönük yürütülür. Birbirine yakın oranları tutturmuş adaylar açısından mesele, iki tarafın da kesişim kümesinde kalan seçmenin vereceği tepkidir.

Kararsız olarak da adlandırılan bu seçmen hangi adaya meylederse seçimi o aday kazanıyor.

Gri bölgede bulunan kararsız seçmenin niceliği, seçimden seçime değişiklik gösterir; bu normaldir. Ekonomik, siyasal veya yönetsel krizlerin arttığı dönemlerde bu nicelik artır; görece istikrarın hüküm sürdüğü koşullarda ise bu oran giderek düşer.

31 Mart seçimlerinin en temel belirtilerinden biri de hayat pahalılığının giderek çekilmez bir hal almasıdır.

Bu özellik nedeniyle iktidar partisinden niceliksel olarak hızlı bir kopuş yaşandığı ve bu nedenden ötürü “gri bölge”nin oldukça kabarık olduğu söylenebilir.

Ancak gri bölgenin yalnızca iktidar partisinden kopuş yaşamış seçmenden oluştuğunu söylemek, yanıltıcı olur.

Daha önce MHP’ye oy vermiş seçmenin, iktidar partisinin her dediğine evet demesi de rahatsızlık yaratmış ve bu partiden de gri bölgeye geçişler olduğu görülmektedir.

Aynı şey, CHP seçmeni için de geçerlidir. CHP seçmeninin bir kısmı da, partisinin izlediği politikalardan rahatsız olduğu için parti kümesinin çeperlerine doğru kayma eğilimi göstermiş ve doğal olarak kesişim kümesi ölçeğinde diğer partilerin ilgi alanına girmişlerdir.

İYİ Parti ve HDP seçmeninde de partilerinin tutumu nedeniyle gri bölgeye ciddi bir kayış olduğu görülmektedir.

GRİ BÖLGE KİME AÇIK?

Dolayısıyla 31 Mart seçimi, esas olarak, kesişim kümesi içine toplanmış kararsız seçmenin seçimi olacaktır. Örneğin Ankara’da bu oran partiler bazında yüzde 16, adaylar bazında yüzde 26 civarındadır.

Hal böyle olunca neredeyse her dört seçmenden birinin kararsız olduğu bu seçimi kimin kazanacağı sorusu önem kazanmaktadır.

Bu sorunun cevabı açıktır; kararsız seçmenleri kararlı hale getirmeyi kim başarırsa o!

Strateji de bu noktada devreye girer.

Görülebildiği kadarıyla iktidar, iki koldan çalıştırmak istediği bir stratejiye sahiptir. Birincisi, bugüne kadar kentlerimize yapılan kötülüklerin kimin tarafından yapıldığı gerçeğinin üstünü örtmek için geliştirdikleri, “Gönül Belediyeciliği” mottosudur.

Gönül Belediyeciliği” vurgusunun, hiç kuşkusuz, rant üzerine inşa edilmiş 25 yılı hatırlatacağının farkındadır; işte bu yüzden seçimlere bir yıldan daha fazla bir süre varken “asfalt ve beton belediyeciliği” ile nam salmış belediye başkanlarına el çektirerek, 31 Mart’ın ilk hamlesini yapmışlardı.

Gökçek de bunlardan biridir!

GERİLİM VE SÜKÛNET İKİLEMİ!

Stratejinin ikinci adımı da bu noktadan itibaren devreye girmesi için geliştirilmiş bulunan ve esas olarak, 2007’den beri uygulayageldikleri “gerilim politikası”dır.

Cumhurbaşkanının ve Bahçeli’nin sıklıkla CHP’ye, ara sıra HDP’ye ve “Millet İttifakı”na yönelik sert ifadeleri, bu politikanın dışa vurumudur.

Buna mukabil CHP İstanbul ve Ankara adaylarının ise gerilim tuzağına düşmemek için stratejilerini sükunet üzerine kurdukları görülmektedir.

İmamoğlu’nun güler yüzlü dinamizmi ile Yavaş’ın, “Mansur: Bereket ve Huzur” mottosu halkın yaşadığı sorunlara ve çözüme odaklanması açısından doğru adımlardır.

İmamoğlu güler yüzü ve sükunetiyle Yıldırım’ı yakalamak üzere; Yavaş ise “bereket ve huzur” ile Ankara’nın ağrıyan yerine dokunduğu için öne geçmiş durumdadır.

Bugünden sonra mesele, kimin kendi stratejisini firesiz bir biçimde uygulayıp uygulamayacağı noktasında düğümlenmektedir.

Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere muhalefetin adayları, kışkırtmalara gelmezlerse seçimi kazanacak potansiyele sahiptir.

31 MART’IN, ERDOĞAN’IN KONUMUYLA İLİŞKİLİ OLMADIĞI VURGULANMALI!

İmamoğlu ve Yavaş için en belirgin tehlike, rakiplerinin sıkıştıklarında, seçmene Erdoğan’ı hatırlatmaları veya ihtiyaç duyduklarında Erdoğan maskesi takmaları riskidir.

Maske deyip geçmeyin; tarihsel ve toplumsal anlamları vardır.

Başta Afrika olmak üzere kutsallık atfedilen bir işlevi olduğu da bilinmektedir. Örneğin Afrika’da, gençlerin topluma katılma törenleri sırasında yüzlere takılan maskelerin, o toplantıları yönetenlere özel güç verdiği kabul edilirdi.

Amacına göre farklılık gösteren maskelerden en yaygın kullanım, kutsal amaçlı maskelerdir.

31 Mart seçimleri, fiilen maskeli bir seçim olmaya adaydır.

Zira kim ne derse desin, Erdoğan, hala anlamlı bir seçmen kitlesinin ruhuna dokunmaktadır. AKP’nin adaylarının ihtiyaç duyduklarında Erdoğan’a sığınacakları aşikardır.

Seçimin sonucunu, iktidardan rahatsız, ekonomisi çökmüş seçmen belirleyecek.

İktidarın, 31 Mart’ı, Erdoğan taraftarlığı ile karşıtlığı arasında bir seçime odaklayacağı açıktır.

Kanaatim odur ki bunu başarırlarsa AKP belediyeciliğini sarsmak, sürpriz olur.

Bu nedenle muhalefetin, seçmeni, bu seçimin Erdoğan’ın konumuna yönelik bir seçim olmadığı konusunda ikna etmesi gerekmektedir.

Bakalım, muhalefet, 31 Mart’ın, sadece yaşadığımız şehirlerin yaşanabilir şehirler haline getirilmesine yönelik bir seçim olduğu gerçeğini hakim kılabilecek stratejisini uygulayabilme becerisini gösterebilecek mi?