Söylediklerini kesip biçip montaj yapmışlar.

Dış güçlerin, PKK’nın, FETÖ’nün ülkemize yönelik girişimlerini nasıl yorumluyorsunuz?” mealinden soruya, Ekrem İmamoğlu, güya, “gelin birlikte yönetelim” demiş.

İstanbul’un rantından gözlerinin karardığını biliyorduk; bu kadar pespaye bir montajdan medet umduklarına göre “akılları da kararmış”.

Kim ne derse desin; İmamoğlu, toplumun beklentisine cevap veren yeni bir lider kumaşına sahip.

Herkesin kendisinden bir şeyler bulduğu biri.

İş insanıyla asgari ücretliyi, ev kadınıyla köylüyü, engelliyle öğrenciyi, yaşlıyla esnafı aynı kesişim kümesinde buluşturmak tesadüf olamaz.

İMAMOĞLU, TOPLUMUN KESİŞİM KÜMESİNİN MERKEZİNDEDİR!

Her doğrunun “ortak noktası” olması, Ona proje denilmesine neden oluyor.

İmamoğlu, bir proje mi?”

Kendisinin harikulade bir cevabı var buna; merak edenler bulup okusunlar.

Benim asıl ilgilendiğim, İmamoğlu’nun siyasete girdiğinden beri kendisine ilişkin algıyı doğru yönetebilme başarısını göstermesidir.

Algı, esasında, gerçeğin aynasıdır.

Gerçeğe ulaşmak istiyorsanız, aynayı doğru tutmalısınız.

Algı, “kişileri ya da toplulukları ikna etmek ve inandırmak için yürütülen faaliyetlerin toplamıdır.”

İmamoğlu, Beylikdüzü’nde, Erdoğan’ın ifadesiyle “kenar köşe bir ilçe”de, beş yıllık bir süreçte yürüttüğü başarılı çalışmalarla ülkenin gündemine girmiş ve umuda dönüşmüş.

Hiç kuşkusuz, bu başarıyı, İmamoğlu’nun çabası, azmi, kararlı duruşu belirlemiş ama gelin şöyle bir soruyu da soralım:

Toplum da, mevcutlardan bir bıkkınlık yaşadığı için arayış içinde değil miydi?

Toplum, yeni bir şey ararken rastladı İmamoğlu’na.

Daniel Defoe’nin dediği gibi “ihtiyaç öyle sihirli bir güçtür ki insanı yeni şeyler bulmaya zorlar”.

ARADIĞINI BİLEN, BULDUĞUNU SAHİPLENİR!

İmamoğlu, “tarihin bu anı” için İstanbullunun ihtiyacıdır!

Gerisi, Onun kendisini yönetmesine bağlıdır.

Kendisini yönetmek, algısını yönetmekle eşdeğerdir.

O halde mesele, algısını nasıl yöneteceğinde düğümlenmektedir.

Baştan belirtelim; “başarılı bir algı yönetimi, esas olarak, ikna ve inandırma üzerine kurgulanır”.

Algı yönetiminin istenilen sonucu verebilmesi için atılması gereken adımların başında stratejik hedef oluşturmak, araştırma yapmak ve karar vermek gelmektedir.

Dikkat çektiğim “bu üç adımın da ortak yanı, bir hedefin başarılması konusunda kişi ya da toplulukları kendi rızaları doğrultusunda ikna edip inandırarak, başarılı bir algı yönetimi oluşturabilmektir.”

Kişi ya da toplulukları etki altına almanın yahut yönlendirmenin birbirinden bağımsız gibi görünen ama birbiriyle ilintili üç yönteminden söz edilebiliriz:

Bunlardan akla ilk geleni zor yöntemidir.

Tarihte pek çok örneği vardır.

Bizim “Ananı da al git” söyleminden bildiğimiz bu yöntemde, kişilerin ya da toplulukların ne düşündüğü pek önemsenmez.

Bazen uzun zaman alabilir ama ilk fırsatta geri teptiğini söylemek bile gereksiz.

Bir diğer yöntem ise kişi ya da toplulukları, bir amaç doğrultusunda harekete geçirebilmek için paranın gücüne başvurmak; yani satın alma yöntemidir.

“Makarna-kömür” yahut “soğan-patates” söylemiyle eşleşen bu yöntemin de insanları yönetmek ve yönlendirmek konusunda geçici başarılara yol açtığı bilinmektedir.

Ama öyle bir an gelir ki soğanı da, patatesi de, tıpkı 31 Mart seçimleri öncesinde başvurulan “tanzim satış” yoluyla karneye bağlamak zorunda kalabilirler.

Anlayacağınız, bu yöntemin sağladığı “başarı” da, palyatiftir.

ALGI, GERÇEĞİN AYNASIDIR!

Kişi ya da toplulukları belirli bir amaç için harekete geçirmenin en etkili yolu, onlara “ayna tutmak”tır. Aynayı doğru tutarsanız, algılarını doğru yönetirsiniz.

Zira algı yönetimi, ikna etmek ve inandırmak üzerine kuruludur.

İnsanlar, gördüğüne inanır!

İmamoğlu da, toplumun gerçeğine ayna tutarak bunu yapmaktadır.

Hiç kuşkusuz, O “gelin birlikte yönetelim” dedikçe, kitlelere tuttuğu “ayna”yı ters yüz etmek isteyenler çıkabilir.

Ancak bilinmeli ki İmamoğlu, toplumun “bam teli”ne dokunmasını bildiği için 31 Mart’ta seçilmiştir.

23 Haziran’da da seçilecektir; yeter ki algısına uygun geliştirdiği söylemi çevresiyle birlikte pekiştirebilsin.