Nizamülmülk, Siyasetname’sinde anlattığına göre, anne tarafından Hazreti Ömer’in torunu olan Emevi Emiri Ömer Bin Abdülaziz döneminde büyük bir kıtlık yaşanmış.

Uzun süren kıtlık süresince insanlar çok büyük sıkıntılar çekmiş; sırasız ölümler olmuş.

Bıçak kemiğe dayanmış ve halk, Abdulaziz’in oğlu Ömer’e gidip, dertlerini anlatması için kendi arasında bir heyet oluşturmuş.

Emirin karşısına çıkan heyet demiş ki:

“Ey müminlerin emiri, kendi etlerimizi yiyip, kanlarımızı içtik, yani zayıflıktan iğne ipliğe döndük, açlıktan yüzlerimiz sapsarı oldu. Dermanımız Beytu’l-malındadır. Beytu’l mal da senin elindedir.”

Eee” demiş, Ömer; “Ne yapmamı istiyorsunuz?”

Heyetten biri söz almış:

Ya Emir, Hazinene toplayıp doldurduğun bu malın üç sahibi olabilir. Bunların başında Allah gelir. Geri kalan ikisinden biri sensin, biri de Allah’ın kulları olarak bizleriz. Allah’ın bu hazineye ihtiyacı yok; biz onun kullarıyız; bize dağıtmanda hiçbir günah yok. Eğer bu hazine, Allah’ın değil de senin ise bize ister borç ver, isterse de sadaka olarak dağıt. Borç verirsen öderiz; sadaka olarak dağıtırsan Allah katında mükâfatını görürsün. İkisi de değil, halkın, yani bizim ise yaşadığımız bu sıkıntıdan kurtulmamız için bize kolaylık göster.”

“GÖNÜLLÜ İZOLASYON” MÜMKÜN MÜ?

Malum, corona günlerinden geçiyoruz.

Tuzu kurular, “evde kalın” diyor.

Yoksul çoğunluk, evde kalsa aç kalacak; zar zor da olsa bulduğu işe gitse salgına yakalanma riski var.

Bir çeşit sıkışmışlık hali yaşıyoruz.

Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez” diye bir atasözümüz var.

Anadolu’nun kadim yakarışlarından biridir; “yetiş ya Hızır” çağrısı.

Covid 19 olarak tanımlanan corona virüs ile ilgili Türkiye’deki ilk vaka, 11 Mart’ta saptanmıştı. O günden sonra uzmanlar, zorunlu haller dışında kimsenin dışarı çıkmamasının sağlanması için hızla tedbir alınmasını ve “sosyal izolasyon” uygulanmasının şart olduğunu söylemişlerdi.

Oluşan kamuoyu baskısı nedeniyle Hükümet, iki kez, “alınan tedbirler” adı altında bazı açıklamalarda bulundu. İlkinde uçak biletlerindeki KDV oranının düşürülmesi ve konut satışlarında verilen kredi miktarının yüzde 80’den ‘90’a çıkartılması gibi alakasız önlemler vardı.

İkincisi ise “İBAN” ile akıllara kazındı.

Her ikisinde de, “gönüllü izolasyon” çağrısı yapıldı.

“KIRK KATIR MI, KIRK SATIR MI?”

Oysa yapılması gereken, salgın kontrol altına alınana kadar bugünden başlayarak, zorunlu hizmetler dışında bütün işleri durdurmak; çalışanları ücretli izinli saymak; işsizlere işsizlik maaşı, yoksullara düzenli geçim ödemesi yapmak ve küçük esnafa koşulsuz kredi vermektir.

Zorunlu krediler ve bütün faturalar dahil, salgın sonuna kadar bütün ödemeleri dondurmak da; ister özelden, ister kamudan alalım; almamız gereken bütün sağlık hizmetlerini parasız hale getirmek de şarttır.

Yeter mi?

Yetmez elbette!

Çünkü eve kapananların güvenli bir biçimde yaşamalarını sürdürebilmeleri, bu süreçte çalışmak zorunda olanların güvende ve sağlıklı olmalarına bağlıdır. Dolayısıyla başta sağlık, belediye, fırın, market gibi işlerde çalışanların işlerini rahat yapabilmeleri için her türlü koruyucu tedbir almak gerekir. Buna adı geçen çalışanların düzenli bir biçimde teste tabi tutulması da dahildir.

Ve elbette salgına karşı mücadelenin her aşamasında şeffaf olunmasını istemek hakkımızdır.

Hiç kuşkusuz, temas ile bulaşan corona virüs salgınına karşı “izolasyon” önemli; ancak eğer yeterli kamusal destek sağlanmamış ise evine kapanan yoksulların açlık ve sefalet riski ile karşı karşıya kalmaları da yabana atılamaz.

Yoksullar ve kimsesizler için realite şöyle özetlenebilir!

Evde kalınırsa, virüsten korunabilir ama gündelik hayatı sürdürecek imkan olmadığı için açlık ve sefalet riski artar; yok eğer hiç olmazsa eve ekmek getirmek için dışarı çıkan olursa da virüs kapma riski artar.”

Bir kamu yönetimi, kendi kendine yetme zorluğu çeken yurttaşlarını, “ya kırk katır, ya kırk satır” seçeneksizliğiyle karşı karşıya bırakamaz.

“KUL SIKIŞMAYINCA HIZIR YETİŞMEZMİŞ”!

Bırakırsa ne olur?

Teşbihte hata olmaz” derler; o zaman, “kul sıkışır ve Hızır yetişir.”

Başta Ankara, İstanbul ve İzmir olmak üzere “toplumsal vicdan” harekete geçti ve Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş başta olmak üzere CHP’li belediye başkanları, birer hesap açtırarak, kimsesize, ötekileşmişe, yoksula, işini kaybedene, engelliye, yaşlıya her türlü gıda ve nakdi yardımda bulunacağını açıkladılar.

Hayat boşluk tanımaz” çünkü!

İktidar, ikinci “tedbirler paketi”ni, boş bıraktığı bu alanın belediyeler tarafından doldurulduğunu gördüğünde açıklamak zorunda kaldı.

İBAN” numarasını bu “boş bulunmuşluk” sürecinin sonucunda vermiş; ama anlaşılan çok geç kalmışlardı.

GÜÇ ZEHİRLENMESİ Mİ? KISKANÇLIK MI?

Bir anekdotla başlamıştık; bir mesel ile bitirelim.

Bir bilgine “zehir nedir” diye sormuşlar.

Şöyle cevap vermiş:

“İhtiyacımızdan fazla olan her şey zehirdir. Bu, haddinden fazla güç sahibi olmak da olabilir; haddinden fazla yemek de olabilir, ego, hırs da olabilir. Kendini fazla beğenmişlik de, haddinden fazla korku ve öfke de zehirdir.”

Peki ya kıskançlık nedir” diye sormuşlar.

“Kıskançlık”, demiş, “diğerlerinin iyiliğini kabul etmemektir.

Bağış Toplayamazsınız” Genelgesinin nedeni bu “güç zehirlenmesi” ve “kıskançlık” halidir.