Sahada 1989 rüzgârı var ama baştan belirtelim ki rüzgâr, durup dururken esmez!

Rüzgârın oluşması için yüksek basınçtan alçak basınca doğru belirgin bir hava akımı şarttır.

Muharrem İnce’nin mitinglerindeki kalabalık ve coşku, basınç farkın belirgin olarak artan rüzgârın hızına benzemektedir ve o rüzgâr, umudun kapısını aralamış durumdadır.

Sakarya, Kayseri ve Diyarbakır mitingleri bunun çarpıcı birer örneğidir.

ÜÇ KENTİN ‘İNCE’ NOKTASI!

Bu üç kentin en temel ortak özelliği, Cumhuriyet konseptine itirazı olan farklı politik hareketler açısından merkez niteliğinde olmalarıdır.

Sakarya, Konya ile birlikte Milli Görüşün; Kayseri, Adana ile birlikte Turan ülküsünün, Diyarbakır ise tartışmasız Kürt kimliğinin merkezi konumundadır.

Bu üç kentin bir diğer ortak özelliğiyse 1989’da belediye başkanlıklarını Cumhuriyet konseptinin resmi temsilcisi konumundaki CHP’nin o günkü vücut bulmuş hali olan SHP’ye vermiş olmalarıdır.

Ne yazık ki o kentler, sosyal demokrasinin evrensel ilkelerine göre değil de, talancılığı liberalizm zanneden ANAP’la birlikte toplumun zihnine çöreklenen “köşe dönmeci” politikalarla yönetilmiş; ilk seçimde de tepetaklak olmuşlardı.

Bu kentler, 1994’de geri aldıkları o yetkileri, bugün Muharrem İnce üzerinden bir an önce yeniden vermek ister gibiler.

ESKİ TAS, ESKİ HAMAM YÖNETİCİLİĞİ

Nesnel, öznel pek çok nedeni var, elbette bu değişim ve gelişimin.

Her şeyden önce iktidar, artık yönetemez durumdadır.

Ekonominin çivisi çıkmış, işsizlik alıp başını gitmiş, adaletin ince terazisi çalışmaz olmuş, Kürt sorunu içinden çıkılmaz bir hal almış, komşularla ilişkiler ise tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bozulmuştur.

Aslında bütün bu belirtiler, daha iktidarlarının ilk yıllarında açığa çıkmıştı ama bugüne kadar her seferinde iktidarda kalmak için “e-muhtıra”, “kapatma davası” gibi “sağlam” pek çok bahane bulabilme becerisi göstermişlerdi.

Buldukları “gerekçeler”, seçmeni kerhen de olsa ikna etmek için yetmişti ama artık yetmiyor; seçmen de artık eskisi gibi yönetilmek istemiyor.

Gençler işsiz, çiftçi perişan, emekli aç biilaç, eğitim sistemi çökmüş, hayat pahalı ve daha da önemlisi bütün bunları AKP iktidarının düzelteceğine dair umutları tükenmiş.

İktidar değişikliği için “yönetenlerin eskisi gibi yönetemez hale gelmesi ve yönetilenlerin de eskisi gibi yönetilmek istememesi” önemli bir gerekçedir; ancak iktidar değişikliği için yeterli koşul değildir.

BARDAĞI TAŞIRAN DAMLA OLMAK!

Koşulları tamam hale getiren şey, tam da böyle bir ortamda, “evet, ben varım” diyebilecek birinin ortaya çıkmasıdır.

Deyim yerindeyse Türkiye’nin “bardağı doludur” ve taşmak için fırsat beklemektedir.

Muharrem İnce, bu koşullarda ortaya çıkmış; önünün kapatılma ihtimaline karşı gerekli resti de çekerek, “ben varım” demesini bilmiştir.

Partisindeki “Gül hayranlığı” engelini aşıp, halkın karşısına çıkabilmek için cansiperane bir çabanın içine girdiğine tanığız.

Tarihi bir görevi üstlenmek için cesur davranmış; “elini taşın altına koymak”tan geri durmamıştır.

İşte Muharrem İnce, “bardağı taşıran son damla” rolünü üstlenmiştir.

Mitinglerindeki coşkunun temel nedeni, halkın, İnce’ye uygun görülen bu rolün hakkını verebileceğine inanmış olmasıdır.

Görünen o ki Yalova’dan esmeye başlayıp Kayseri Meydanına ulaşan ‘İnce’ rüzgâr, iktidarı, tutunduğu daldan kopartacak fırtınaya dönüşmek üzeredir.

Artık zamanıdır!