Gittikleri otelde tanışan biri bizden, diğeri yabancı iki kişi, tatil yapmaya nasıl karar verdiklerini anlatıyormuş.

Bizimki demiş ki
“Hiç aklımda yoktu. Bir yangın fabrikamı kül etti. Bereket sigortalıydı; sigorta ödeme yapınca, ‘en iyisi tatile çıkmak’ dedim ve buraya geldim.”

Rastlantının bu kadarı fazla” demiş Yabancı; “Benim de çok iyi iş yapan bir restoranım vardı. Bir gün kasırga çıktı ve taş üstünde taş bırakmadı. Ben de sigortadan aldığım parayla tatile çıktım.”

Bizimkinin aklına şu soru gelmiş:

Kasırgayı nasıl çıkardın?”

YANGINI KÖRÜKLEMEK!

Geçtiğimiz Cuma günü Yeni Zelanda’da iki camiye saldırı düzenlenen saldırılar sonucunda 50 kişi hayatını kaybedince hatırladım bu fıkrayı.

Yangın çıkarmak konusunda mahir bir gelenekten geliyoruz.

Bu vesileyle Madımak’ta göz göre göre yakılan canlarımızı bir kez daha analım.

Bütün katliamları şiddetle kınamak lazım; amasız, fakatsız!

Bütün dünya kınadı zaten.

Avusturalya ve Yeni Zelanda, yas ilan edip bayraklarını yarıya indirdi.

Bu tarz katliamlar karşısında nasıl bir tutum takınmak gerekir diye soranlara Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’in tutumunu örnek gösterebilirim.

ÖRNEK DAVRANIŞ!

Ardern, ülkesinde yapılan katliama, Meclis’te Kur-an’ı Kerim okutarak karşılık vermesi; konuşmasına da ‘Selamünaleyküm‘ diyerek başlamasını, önüne geleni ötekileştiren “bizimkiler”in anlaması beklenemez.

Hiç kuşkusuz, 10 Ekim’de Ankara Gar’da katliamına “oh olsun” diyenlerin 17 yaşındaki Will Connolly’nin,  “Yeni Zelanda’daki saldırıların nedeni Müslümanların ülkeye göçü” diyen Avustralyalı Senatör Fraser Anning’e yumurta atarak protesto etmesini de anlamaz.

Ardern’in farklı inançlardan insanları birbirine karşı kışkırtan, “kana kan, intikam” hezeyanlarından uzak durup, Müslüman, Hıristiyan, dinli dinsiz herkesi kucaklayan bu tavrının adı “İtidal”dir ve faşizmi besleyen şiddet dilinin panzehiri bu tutumdur.

Asıl mesele, saldırgan zihniyetin beslendiği ruh halidir.

Bu ruh halinin adı faşizmdir.

Evet, faşizm, bir otoriter, baskıcı bir devlet biçimidir ama esasen bir ruh halidir.

Bu ruh hali, Hıristiyan coğrafyasında bazen PEGIDA olur, bazen Ku Klux Klan kılığında dolaşır ve bazen de Yeni Zelanda’da olduğu gibi ölüm kusan bir silahın ucundaki manifesto ile karşımıza çıkar.

Bu ruh hali, çoğu zaman Filistinli kadınlara, çocuklara ve yaşlılara karşı en acımasız şiddet yöntemine başvuran İsrail Devlet politikası olur; Müslüman coğrafyasında ise bazen El Kaide olur, bazen IŞİD kılığına girer.

FAŞİZM, FAŞİZMDİR!

Saldırıya ilişkin en can alıcı değerlendirme, kendisi de bir terör saldırısına kurban giden Tahir Elçi’nin eşinden geldi:

Faşizm; cami, kilise, havra, minare ayırımı yapmadan kurşun yağdırır. Yeni Zelanda’daki bir camide 49 kişiyi de öldürür, 49 yaşındaki masum birini bir minarenin ayakları altında da öldürür. Faşizm faşizmdir.”

Pek çok yorum yapıldı ama bence Taha Akyol’un, “bütün insanlık için çıkış yolu birlikte yaşama kültürünü geliştirmektir; bunun ifadesi olan hukuktur, insan haklarıdır, itidaldir” değerlendirmesi, olması gerekenin özeti gibidir.

Şiddeti şiddetle yenmek, tıpkı bataklıkta sinek avlamak gibidir. O ruh halini besleyen kültürel kodlamayı sorgulamaz ve hatta politik çıkarlarınızla örtüşüyor diye kışkırtırsanız şiddeti yenemediğiniz gibi payanda bile olursunuz.

Kıssadan hisse şudur ki faşizm bir ruh halidir ve bu ruh halini var eden iklimi değiştirmeden faşizmi yenemezsiniz.

Bu iklimi değiştirmek için 31 Mart büyük bir fırsattır.

Faşizmi susarak da yenemezsiniz.

Gerektiğinde mazlumun inancını sahipleneceksiniz; gerektiğinde de yumurta atacaksınız.

Ardern ve yumurta atan genç Will ile inançlarımız, dilimiz, milliyetimiz farklı olabilir ama ruhumuz ortak!

İnsanı var eden, umutlandıran bu ruh ortaklığıdır.