Bugün 19 Aralık!

Bu gün, karanlık tarihimiz açısından iki önemli vak’anın tarihidir.

İlki, Maraş Katliamıdır. 19 Aralık 1978’de başlayıp yaklaşık bir hafta süren Maraş Katliamı, bugün geldiğimiz içler acısı durumun başlangıcıdır.

Karanlık tarihimizin 19 Aralık’a not düştüğü diğer katliam ise “Hayata Dönüş Operasyonu” adı altında yapılan cezaevleri katliamıdır.

İkisini de unutmadık; unutmayacağız da!

AMAÇ, İNSANI TESLİM ALMAK!

Maraş Katliamı, bugün geldiğimiz içler açısı durumun başlangıcıdır” cümlesi, öylesine edilmiş bir cümle değildir.

Maraş Katliamından sonra ilan edilen sıkıyönetim ve devamında gerçekleştirilen 12 Eylül Darbesiyle birlikte önce fiziksel ve ona paralel olarak da zihinsel olmak üzere toplumu pranga altına alan bir senaryo uygulamaya konuldu.

Muhtemelen senaryo, CIA’nin Virginia’daki merkezi tarafından da onaylanmıştı.

Meselenin solu ezip, sağının önünü açmanın ötesinde bir amacı olduğu muhakkaktı.

Amaçları insanı nesneleştirmek; teslim almaktı.

Herhangi bir meta gibi!

Bunun için önce vicdanların körelmesi için sinsi ama sürekli bir çaba yürüttüler.

Çünkü vicdan varsa insan vardır ve nerede insan varsa orada hak, hukuk, adalet vardır.

Nerede insan varsa orada özgürlük, bağımsızlık ve demokrasi vardır.

Dünyanın efendileri ise bu kavramların içini boşaltmayı ve her durumda içine koymak istedikleri kabın şeklini alabilen bir toplumu hedeflemişlerdi.

Bakın 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerin mottosuna baktığımızda, o senaristler hedeflerine varmış görünüyorlar.

BELEDİYELER HERHANGİ BİR KAMU KURUMU MU?

31 Mart’ın mottosu, “asfalt ve beton belediyeciliği”dir.

Hep söylerim; iki tür belediyecilik var.

Bunlardan birincisi, yukarıda tırnak içine aldığım tarzdır.

AKP’sinden CHP’sine hemen bütün belediye başkanlarının belediyecilik diye yutturduğu, “asfalt ve beton belediyeciliği”, bütün Türkiye’yi sarıp sarmaladığı gibi zihinleri de teslim almış.

Bu tür belediyecilik, belediyeyi herhangi bir kamu kurumu derekesine indirger ve kendine iş tanımı yapar. Bu iş tanımının içinde insan, herhangi bir nesnenin tamamlayıcısı olduğu ölçüde vardır.

Sağcılık ve solculuğu, diziliş sırası sanan siyasi partiler de aday arayışlarını bu minval üzere kurguluyor.

Onların kurguları, yıllar önce teslim alınmış toplumun zihnini de şekillendirdiği için ne yazık ki halk da, belediyeciliği, “asfalt ve beton belediyeciliği” sanıyor.

YENİLGİ, 1989’DA RESMİLEŞTİ!

Hep yazarım, asfalt ve beton, bir ihtiyaçtır; elbette atılacak, elbette dökülecek.

Ancak bunların ne övünülecek bir tarafı var ne de kent yönetimiyle en ufak bir ilgisi var!

Belediyecilik denilince aklımıza müteahhitliğin gelmesi, 12 Eylül sonrası oluşturulan ve toplumu kuşatan ideolojik hegemonyadır.

Yenilginin resmileştiği tarih de 1989 yerel seçimleridir.

O seçimlerde halk, aralarında Kayseri ve Sakarya gibi muhafazakar yerler dahil Diyarbakır, İstanbul ve Ankara gibi metropoller başta olmak üzere bütün Türkiye’yi SHP’ye teslim etmişti.

Neden acaba?

Çünkü kent insanın evidir ve insan evinde insanlık görmek ister.

Ama her kentte iktidara taşınanlar, halkın o kentleri kendilerine verme gerekçelerini bir yana bırakarak, ANAP’ta somutlaşan müteahhit belediyeciliğine özenmişler; limon bile satamayacak konumda olanları müteahhit yapmışlardı.

Sonuç ortadadır!

İNSAN ODAKLI BELEDİYECİLİK MÜMKÜN MÜ?

O özenti hala devam ettiği için AKP’li Ankara Belediyeleri, 2014 ile 2018 arasındaki dört yıllık sürede kişi başına bir ton asfalt dökmüş.

5.5 milyon insan için 5.5 milyon ton asfaltın dökülmesi utanç verici elbette ama ne gam, hala toplumun karşısına “en iyi asfaltçı, en güzel betoncu” ile çıkmak yarışı yapılıyor.

Asfaltçılıkta rekor kırmak, yeşil alanların orta yerlerini bile betona boğmak marifet olmadığı gibi şuraya da açıkça yazıyorum; “en iyi asfaltçılık ve en güzel betonculuk” konusunda hiçbir parti, AKP’nin eline su dökemez!

O halde ne yapmak gerekir?

Çok basit!

Türkiye belediyeciliğinin yakın tarihinde güçlü izleri bulunan “insan odaklı belediyecilik” modelini yeniden gün yüzüne çıkarmak gerekir.

Bir kent yönetiminin görevi, ulaşımı kolay, gündelik hayatı ucuz ve rahat, yaşam alanlarını nitelikli hale getirmesidir.

Bu görev, kaliteli bir eğitim ve güvenlik için gerekli alt yapıyı sağlamak, özgürlükçü bir ortam oluşturmak ve en varsılıyla en yoksulu arasındaki dengeyi dezavantajlılar lehine kurmayı da kapsar.

Dönün belediyecilik tarihimize bakın; kolay ulaşım için tahsisli yol çözümü de, metronun bir an önce yapılması için yürütülen çalışmaları da, gıda spekülasyonunun önüne geçmek için kurulan Tanzim Satış Mağazalarını da orada bulacaksınız.

Dönün belediyecilik tarihimize bakın; el yordamıyla da olsa demokratik katılımcılığın ve şeffaflığın izlerini orada bulacaksınız.

Geliştirmek boynumuzun borcu ama bu ülkede Vedat Dalokayların, İhsan Alyanakların, Ahmet İsvanların yaptığı belediyeciliği görmezden gelerek, AKP’yi besleyen zihniyeti yenemezsiniz.

O nedenle bırakın şu “en iyi asfaltı ben dökerim” iddiasını; çünkü bu iddia, Virginia’da yazılıp, bütün dünyada uygulamaya konulan insanın teslim alınma mottosunun Türkçe mealidir.