(Birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ın, gündelik hayatını sürdürmek için alın teri dökenler başta olmak üzere bütün üretenlere kutlu olmasını, barışın ve kardeşliğin egemen olduğu bir Türkiye’nin kurulmasını dilerim.)

Tarihi anlamı ve önemi olan bugünün koşullarında Türkiye, pek çok sorun iç içe geçmiş bulunuyor.

31 Mart’ın ardından muhalefet özgüven kazanırken, iktidar partisi kaynamaya başladı.

Kaynamakta olan iktidar partisi kazanın “dibi” mi tutar; yeni bir “tat” mı çıkar, bilinmez ama Davutoğlu’nun, en azından tarihe not düşülen bildirgesi, çıkış itibariyle Adnan Menderes ve Celal Bayar’ın imzaladığı “Dörtlü Takrir”e benziyor.

“MİLLETÇE ÖZLENEN AMAÇ” NEDİR?

Dörtlü Takrir” şöyle başlıyor:

“Daha ilk kuruluşundan beri Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin en esaslı umdesini teşkil eden demokrasi prensiplerine inanmış ve Türk milletinin ancak bu prensiplerin tamamıyla tatbiki sayesinde refah ve saadete kavuşacağı kanaatine bağlanmış olan vatandaşların bütün memlekette ve bilhassa Partimiz mensupları arasında en büyük ekseriyeti teşkil ettikleri şüphesizdir. İşte bu kanaatledir ki milletçe özlenen bu amacın gerçekleşmesi için lüzumlu gördüğümüz tedbirleri Partimizin Meclis Grubuna arz ve teklif etmeyi borç bildik.”

Davutoğlu ise şöyle diyor:

“İkibinli yılların başında partimizin zamanın ruhunu ve milletin değerlerini kavrayan bir vizyonla iktidara gelmesi ile birlikte özgüvenimizi tahkim eden bir demokratikleşme, yükselen bir ekonomik kalkınma grafiği ve dünyanın her köşesine yayılan bir uluslararası etkinlik kazanan ülkemiz tarihi akışın ivmesini yakalayan bir performans göstermişti.”

“MİLLETİN YÜKSEK ARZUSUNA TERCÜMAN OLMAK” MI?

Menderes ve arkadaşları, “Dörtlü Takrir”i şöyle tamamlamış:

“… daha ilk kuruluşundan beri milli hâkimiyet gayesine erişmeyi, onu gerçekleştirmeyi hedef tutan Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve bütün Türk milletinin yüksek arzularına tercüman olduğumuza, Atatürk’ün idealine sadık kaldığımıza tamamıyla inanmış bulunuyoruz.”

Davutoğlu ise şöyle bitirmiş:

“Sonuç olarak şunu vurgulamak isterim ki son yıllarda yaşadığımız güçlü meydan okumalar karşısında şimdi yapmamız gereken, zihinlerimizi özgürleştirmek, psikolojilerimizi yenilemek, toplumsal bağlarımızı güçlendirmek ve ortak geleceğimiz konusunda atılması gereken adımları atmaktır. Partimizin yöneticilerini ve ilgili kurullarını bütün bu konuları ve gelecek vizyonumuzu aklı selim ve soğukkanlılıkla değerlendirmeye, partimizin vefakar ve fedakar tabanını umutsuzluğa düşmeden vakur bir duruşla ve sebatla geleceğe hazırlanmaya, kanaat önderlerimizi, aydınlarımızı ve her siyasi kesimden vatandaşlarımızı ortak vicdanımız, ortak aklımız ve ortak irademiz temelinde ortak geleceğimizi belirlemek için omuz omuza vermeye davet ediyorum. Gün devlet aklını, insan onuru ve millet vicdanı ile buluşturma günüdür.”

31 MART’IN HAKKINI VERMEK!

Dörtlü Takrir” de, “Davutoğlu’nun Manifestosu” da içinde “filizlendikleri” partilerin hareket noktalarının doğru; ancak bu “doğru”dan sapıldığı üzerine inşa edilmiş metinlerdir.

“Dörtlü Takrir”, 7 Haziran 1945’de verilmiş; bu takririn üzerine inşa edilen Demokrat Parti ise 6 Ocak 1946’da kurulmuştur.

Davutoğlu, “aynı yol”u izleyecek mi; izlenecek yolun sonunda “yıkanılacak aynı su”yu bulabilecek mi, izleyip göreceğiz.

Malum, “aynı suda iki kez yıkanılmaz”!

Ancak bugünden görülen bir gerçek var; AKP, mevcut haliyle artık ülkeyi yönetemez durumdadır.

Yönetememe hali”nin derinleşebilmesi, CHP’nin, “bir çeşit koalisyon” ile kazandığı belediyelerin göstereceği performans ile doğru orantılı olacaktır.

Bu yıl aynı zamanda 19 Mayıs 1919’un 100. Yılıdır. Bu yıl, 2023’e kadar Cumhuriyet tarihi açısından pek çok önemli dönemecin 100. Yıl dönümlerine tanıklık edecek bir sürecin başlangıcıdır.

31 Mart’ın hakkı verilebilirse Erdoğan’ın AKP’sinin, miadını doldurmuş bir biçimde tarihteki yerini alacağını buraya not düşebiliriz.