Evet, kurultay ihtiyaçtır!

Ama bir zamanlar umutla sarıldıkları birini gönderip yerine yeni umutların kapısını aralama potansiyeline sahip diğerini getirecekleri bir kurultaydan bahsetmiyorum.

Öyle bir kurultay yapılmalı ki Türkiye’nin ihtiyaçlarının, sorunlarının ve çözüm önerilerinin demokratik katılımcı bir zeminde konuşulup karara bağlanabilsin.

İki gün değil, onbeş gün sürebilecek bir kurultay!

Genel Başkanı seçmek üzere değil; geleceği örgütlemek üzerine kurgulanmış bir kurultay!

KİŞİLERİ DEĞİL, ZİHNİYETİ TARTIŞTIRAN BİR KURULTAY!

Genel Başkan tarafından belirlenmiş Parti Meclisi aday listesini delmek için canhıraş mücadele ederek birbirinin “kurdu” olanların değil; Türkiye’yi ve dünyayı yorumlayan, yorumlamakla yetinmeyip o yorumlar doğrultusunda değiştirme iradesini gösterebilecek bir kurultay!

Bir atımlık enerjisini, yüzde 22.6’nın mı çok, yüzde 30.6’nın mı az olduğunu tartışarak tüketen değil; yüzde 77.4’ün neden CHP’ye yahut her türlü dini söyleme başvurmasına rağmen yüzde 69.4’ün neden Cumhurbaşkanlığı adaylığında Muharrem İnce’ye oy vermediğini analiz edebilen ve analiz sonuçlarıyla birlikte sokağa çıkma iradesini gösterebilecek bir kurultay!

Partinin en çalışkan iki önemli şahsiyetini birbiriyle vuruşturmak amacıyla değil; geleceği örgütlemek üzere ikisini birlikte aynı amaç doğrultusunda çalıştırabilecek bir kurultay!

Üç seçimdir, seçimlerden önce alternatif sistem kurulduğunu açıklayıp seçim gecesi çöken bir sistemi dahi kurma becerisini gösteremeyenlerin birbiriyle “delege rakamı” yarıştırdığı değil; “ortak aklın” üzerinde karar kıldığı fikirlerin, görüşlerin yarıştığı bir kurultay!

FİKİRLERİ TARTIŞAN BİR KURULTAY!

Yapılabilir mi böyle kurultay?

Olmayacak bir şey değil!

Açıp baksınlar CHP’nin tarihine; en azından tek amaçları genel başkan seçimi olmayan böyle bir geleneği olduğunu göreceklerdir.

Görünen o ki ne mevcudu korumak isteyenlerin ne de mevcudu değiştirip yerine daha “cevval” olanı getirmek isteyenlerin amacı CHP’nin içine düştüğü kriz halini analiz edip, sorunlarını tartışmak değil; biraz ağır olacak ama yaklaşan yerel seçimlerde pozisyon alacak adayları belirlemektir.

Birbiriyle yarıştırılmak istenip birinin paramparça edilmesine neden olacak partinin her iki önemli şahsiyetinden vareste söylüyorum; kişileri tartışırsanız, gelecek öngörünüz o kişilerin ufuklarıyla sınırlı olur.

Ama eğer zihniyeti, yaklaşımı, programı ve örgütlenme biçimini tartışırsanız o programı ve örgütlenme biçimini uygulayacak kişinin ufku, partinin aritmetik toplamının ötesinde bir anlam ifade eder.

Çinliler boşuna dememişler; “küçük beyinler kişileri, normal beyinler olayları, büyük beyinler fikirleri tartışırlar.”

CHP’ye hakim olan zihniyetin de, bu hakim zihniyetin değişmesi gerektiğini düşünenler de, kişileri tartışarak, hem zaman kaybına yol açtıklarını hem de “atı alanın Üsküdar’ı geçmesine” yardım ve yataklık ettiklerini söylemek, haksızlık olmaz.

Kısacası bu ülkenin ihtiyacı, kişiler değil; zihniyeti tartışmaya açmaktır.

CHP’Yİ FORMALİTE PARTİSİ OLMAKTAN ÇIKARTACAK BİR KURULTAY!

Dünyaya bakın; İngiliz İşçi Partisi hariç CHP’nin yaşında parti kalmamış. Başta İtalya ve Fransa komünist partileri var ama onlar da değişime direndikleri ölçüde küçülmüşler.

Tekerrür etmesini istemiyorsanız tarihten ders çıkarmak gerekir.

CHP de, geleceğin neler getirdiğini görmemekte direnirse son yıllarda stabil hale gelen seçmen kitlesini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

Bir şehir efsanesine göre “CHP kurtulmadan Türkiye kurtulmaz”!

O halde CHP, öncelikle formaliteler partisi olmaktan çıkartılmalıdır. Aksi halde bugün “tepeden tırnağa cesaret” diye CHP’nin başına taşınmak istenen İnce de, aynı “fasit daire”nin girdabına kapılabilir ve birkaç yıl sonra Kılıçdaroğlu’nun haline düşmekten kurtulamaz.

KAHRAMANA DEĞİL, ORTAK AKLA ÖNEM VEREN BİR KURULTAY!

Hatırlayın; Kılıçdaroğlu, Mayıs 2010’da, “sakin güç” mottosuyla Baykal’ın yerine taşınmış; yarattığı umut dalgasıyla yüzde 20’lere çakılıp kalan CHP’yi yüzde 25’lere oturtmuştu. Bugün ise koltuk sevdasına düşmüş üç beş kişi dışında, kendisine en yakın insanlar bile, “keşke seçimden hemen sonra istifa etseydi” ruh hali içindeler.

İnce ise uzun zaman sonra CHP’yi yüzde 30’un üzerine taşımasını bilmiş, hitabet yeteneği yüksek, halkın duygularına tercüman olmasını bilen biri ama unutmamak gerekir ki “iki elin sesi var”. Zira Türkiye’de “her şeyi bilen”; “kadir-i mutlak” biri var ve ülkeyi O yönetiyor.

İstenilen “böyle biri” ise ve işaret ettiği şeyleri “tıpış tıpış” yaptığımızda “başarı” gelecekse hiç zahmet etmeyin; bu ülke ikincisini kaldıramaz.

Bu nedenle CHP’ye bir “kahraman” değil; “ortak akıl” ile hareket etmesini bilen “eşitler içerisinde birinci” olabilmeyi kabullenmiş biri lazım. Çünkü ne kadar yetenekli olursa olsun, tıpkı Brecht’in dizeleştirdiği gibi “Genç İskender tek başına fethedemez Hindistan’ı”.

Çağı yakalamak ve yeniden umut olabilmek için bize bir “Genç İskender” lazım ama O da bilecek ki “askerler, aşçılar, duvar ustaları” kısacası “ortak akıl” olmadan kendisi bir hiçtir.

Mücadelemiz, “hiç”i, “her şey” haline getirmek içindir!