FOTOGRAF: ZIYA KOSEOGLU/CHP GENEL MERKEZI

Milletvekili adayları henüz netleşmedi ama seçim süreci, Cumhurbaşkanı adaylarının sahaya inmesiyle birlikte fiilen başladı.

Önceki seçimlerde, Erdoğan, sahaya yalnız çıkar; diğer partiler, milletvekili adaylarını belirleyip “vira bismillah” diyene kadar rakiplerine bir tur bindirirdi. Şimdi dört bir koldan yürütülen kampanyalar ile herkes eteklerindekini milletin önüne döküyor.

İnce’nin, Akşener’in, Demirtaş’ın, hele hele Karamollaoğlu’nun sahadaki performanslarından mıdır yoksa neredeyse her gün önüne gelen saha araştırmalarının iç açıcı olmayan sonuçlarından mıdır; bilinmez ama Erdoğan’nın alışıldık reflekslerini pek göremedik.

TOPÇULARLA TOP ÇEVİRMEK, YETER Mİ?

Önce “milletimiz tamam derse…” şeklinde bir cümle kurdu; o cümledeki #tamam dünya ölçeğinde ilk sıraya yerleşti. Daha tamamın etkisi sürüyordu ki bu kez de “sıkıldınız mı?” diye sordu; bu kez de sosyal medya #sıkıldık etiketiyle çalkalandı.

Erdoğan, şimdilik anne babaların kıramayacağı ergen çocukların idolü konumundaki Avrupa’da top koşturmakta olan topçularla görüntü vererek ısınma turları atıyor. Politik mesajlar veren simgesel refleksler gösterdiği için Deniz Naki’nin futbol hayatına çelme takanların ülkesinin Cumhurbaşkanı, kökenleri itibariyle bizden olup, tercihleri itibariyle Almanya’yı seçmiş topçularla verdiği görüntü ile sanırım zaman kazanıyor. O zaman içinde, aralarında Gülen’i paketleyip Türkiye’ye getirmek gibi kendisini yeniden tartışmasız hale getirecek hamleler bulur mu, izleyip göreceğiz. Erdoğan’ın eteğinden de dökülecek bir şeyler olacağı ihtimalini yabana atmamakla birlikte bu sefer işi zor görünüyor.

Erdoğan’ın işini zorlaştıranların başında Türkiye’nin içine düştüğü ekonomik, toplumsal ve siyasal krizler geliyor.

Hatırlayın, Türkiye, 2002’den beri AKP tarafından yönetildiği halde, Erdoğan, her fırsatta çözemediği her türlü yapısal melanetin sorumlusu olarak CHP’yi gösterir; sonuç da alırdı ama bugün bu iddianın herhangi bir ciddiyetinin kalmadığı anlaşılıyor.

MİTİNGİ HALK YAPAR, DEVLET İSE!…

Her seçim öncesinde bankalara yaptığı “faiz indirimi” baskısının, bu seçim öncesinde, yöneticilerini bizzat kendisinin atadığı kamu bankaları hariç tutmadığı ortadadır. Doların, Euronun ve akaryakıtın neredeyse her gün artış göstermesi de bunun kanıtıdır.

Erdoğan, bundan önceki seçimleri ve hatta son referandumu, Avrupa ve ABD ile “kavgalıymış gibi” top çevirerek, lehine sonuçlandırdı; bugün de Avrupa yönetimlerinin Erdoğan’dan memnuniyetini dile getirdiklerini biliyoruz ama Erdoğan’ın uluslararası ilişkilerdeki performansının ölçütü Ortadoğu’dur.

Suriye’nin, “küresel güçlerin av sahasına dönüşmesi” sürecinde AKP iktidarının oynadığı rol açıktır ama asıl mesele İsrail ile olan ilişkilerde kendini göstermektedir.

İsrail’in Filistin’e yönelik vahşi devlet terörüne rağmen iktidardan sadece “sert açıklamalar” içeren kınamalar yapılmasının ötesine geçilememiş olması; buna mukabil İsrail’in Türkiye’den aldığı tarım ürünlerini durdurması, Türkiye’ye nasıl bakıldığının da göstergesidir.

Protesto bir haktır; ancak bu hakkı topluluklar farklı kullanır, devletler farklı kullanır. Örgütler, çevreler ve hatta politik partiler, İsrail’in Filistinlilere yönelik vahşetini protesto etmek için mitingler yapabilir; boykot çağrısında bulunabilir. Devletler ise protestosu göstermelik değilse varsa büyükelçisini çeker, ithalat-ihracat yapıyorsa durdurur ve daha da önemlisi anlaşmaları iptal eder. İktidarın, yapması gerekenleri yapacağı yerde, sivil toplum örgütüymüş gibi protesto mitingi yapmaya hazırlanması içler acısı!

HDP BARAJA TAKILIR MI?

Türkiye, 24 Haziran’a, işte böyle bir ortamda gidiyor.

Üstelik bu kez, yasama görevi görece olan parlamento ile yürütme görevi görecek Cumhurbaşkanını, aynı sandığa iki ayrı oy atarak seçeceğiz.

Seçim tarihinin açıklandığı gün, toplumda, yapılmak istenenin bir “baskın” olduğu fikri hakimdi. Ancak CHP’nin başını çektiği muhalefet, yaptığı hamlelerle önce barajı sıfırladı. Araştırmalara bakılırsa Ankara ve İstanbul’da, kılpayı da olsa “Millet İttifakı”nın öne geçmiş olması, İzmir’deki farkın açık ara haline gelmesi, söz konusu hamlenin ne kadar başarılı olduğunun işaretidir.

Buna bir de HDP’nin metropollerdeki oyu eklendiğinde, hesap edilmemiş bir gelişme olmaz ise parlamento çoğunluğu, AKP-MHP ittifakından “Millet İttifakı”na ve HDP’ye geçecektir.

Elbette HDP’nin baraja takılma ihtimali bulunmaktadır ancak seçmenin 7 Haziran tecrübesinin ışığında stratejik davranacağına ilişkin pek çok emare bulunduğunu da unutmamak gerekir.

AVA GİDEN AV OLABİLİR!

Herkesi kucaklayabilecek tek aday” mı, “herkesin kendi adayı” mı tartışmasının sonucunda ikincisi tercih edilerek, her muhalif partinin, kendi Cumhurbaşkanı adayını çıkartması da, oyların rasyonel dağılımı için bütün önlemlerin alındığını göstermektedir.

Erdoğan’ın işi zordur; çünkü sahadaki veriler göstermektedir ki CHP’nin desteğiyle 100 bin imza toplayıp Cumhurbaşkanlığına aday olan Perinçek dışında Erdoğan’ın etrafında kimse kalmamıştır. Bahçeli derseniz, O siyaseten “etkisiz eleman”a dönüştüğünü anladığı gün, seçimleri bir yana bırakıp, çete reislerine af çıkartmanın telaşı içindedir ve artık Erdoğan’a kapı açmak gibi işlevsel bir araç olmaktan çıkıp, Erdoğan’ın “sırtındaki yumurta küfesi”ne dönüşmüş durumdadır.

Denilebilir ki iktidar, “ava giderken av olabilme” riskiyle karşı karşıyadır.

EVET, VAR ÖYLE BİR ALTERNATİF!

Bu seçimi, bundan öncekilerden ayıran temel faktörlerden biri, seçmen açısından alternatiflerin olmasıdır. Bundan önceki seçimlerde de, seçmen, iktidarın ekonomi politikalarından, siyasal çözüm önerilerinden hazzetmezdi ama “eldeki kuş, daldaki kuştan iyidir” tutuculuğu ile davranıp, bir çeşit çaresizliğin kabulüyle AKP’nin etrafında kümelenirdi.

Şimdi alternatif var!

İnce, o alternatiflerin başında geliyor.

Her şeyden önce söz ustası!

Öyle Erdoğan gibi, kamusal olanaklar sayesinde edindiği danışmanların noktasına, virgülüne kadar belirlediği ve prompter aracılığıyla göstermiyor bu ustalığını; doğrudan seçmen ile diyaloga geçerek gösteriyor.

Yanlış anlaşılmasın; “iyi ki teknolojinin olanaklarından yararlanmıyor” demiyorum; insani sıcaklığını teknolojinin olanaklarıyla birleştirip, prompter kullanmaya başlasa ortaya inanılmaz bir performans çıkacak.

Koşullar, Kurtuluş Savası günlerindeki gibi!

İnançlar da!