Rivayet edilir ki Doğunun Sultanlarından biri, ölüm döşeğindeki babasını ziyaret etmiş.

“Baba”, demiş; “bana bir nasihatın var mı?”

“İki kelam etmek isterim, evladım” demiş babası, “eğer kulağına küpe edersen…”

“Başım üstüne” demiş genç sultan.

Babası şunları söylemiş:

“Her kim ki iktidarını kötü bir temel üzerine inşa ederse, aslında kendini yıkmış olur. Yaşlı bir kadının ahının yaptığı tahribatı hiçbir silah yapamaz. Halk, zalim yöneticiden kaçar ve Onun çirkinliğini bütün cihana yayar.”

Sultan merak etmiş:

“Bunun önüne nasıl geçebilirim Baba?”

Yaşlı adam cevap vermiş:

ADALET VE AKIL İLE HAREKET ETMEK!

“Yaptığın işlerde ölçün, halkın iyiliğini olsun. Eğer herkesin sana destek vermesini istiyorsan, daima adil ol ve akıl ile hareket et. İnsaf ile hareket eden yöneticiden daha mutlu kim olabilir bu dünyada?”

“Bu kadar mı?” diye sormuş genç sultan.

Babası, söylerini şöyle tamamlamış:

“İyilik de, kötülük de geçer. Kötüsü geçecek, göçecektir. İyisi odur ki, adını iyilikle ansınlar. İşlerinin başına vicdanlı yöneticileri koy. Çünkü mülkü ancak vicdanlı insanlar mamur ederler. Senin menfaatini halkı inciterek temin etmek isteyenler, sana düşman olanlar ve halkın kanını içenlerdir. Onları iş başına getirmek hatadır. Eğer kötü yöneticiyle çalışırsan sen kendine düşmanlık etmiş olursun.”

Bugünün meselesi de budur!

Başta üç büyük şehir olmak üzere pek çok şehirde ‘iktidarını kötü temel üzerine inşa edenler’ yıkılıp gitti.

Yerine seçilenlerin önünde, “11 büyükşehir başta olmak üzere yerel yönetimlerde başarılı çalışmalar ortaya koyarak seçmenin güvenini arttırarak sürdürmek ve genel iktidara basamak oluşturmak” hedefi bulunmaktadır.

Kazananların vaatleri, ‘halkın iyiliği’ üzerine inşa edilmiş bulunmaktadır.

İŞİNE ODAKLANMAK!

31 Mart seçimlerinin üzerinde yaklaşık iki yüz gün geçti ve bu iki yüz güne ilişkin yapılan pek çok değerlendirmenin ortak tarafı, İzmir’in aksadığı, İstanbul’un farklı gerilimlere sahne olduğu; buna mukabil Ankara’nın “işine odaklandığı” şeklindedir.

31 Mart’ın üzerinden geçen altı aylık sürece dair yapılan kamuoyu araştırmaları da bunu göstermektedir.

Eldeki verilere göre Ankara’da Mansur Yavaş’a verilen destek, yüzde 60’lara çıkmış bulunmaktadır.

Yeterli mi?

Yavaş’ın kendi ifadesiyle söylemek gerekirse “yetmez”.

Yavaş, kendisine oy versin, vermesin; dönemin sonuna kadar Ankara’daki memnuniyet oranının yüzde 85’lere kadar çıkmasını hedeflemektedir.

Bu hedefine varabilmesi, başında kendisinin bulunduğu kadroların, “adalet ve akıl” ile hareket etmesine bağlı olduğu kadar siyasetin rehberliğine duyduğu ihtiyaç ile de doğru orantılıdır.

Burada asıl görev siyasete düşmektedir.

GÖLGE ETMEK Mİ, REHBER OLMAK MI?

Denilmektedir ki “Ankara’da örgüt, belediyeye gölge etmiyor.”

Hiç kuşkusuz, siyaset gölge etmemeli; rehberlik olmalıdır.

Siyasetin “rehberliği”, elbette başkanların elini rahatlatır.

Yavaş’ın, Ankara’da “amiral gemiliğini” CHP’nin yaptığı ve İYİ Parti’nin de önemli roller üstlendiği bir sürecin sonucunda seçildiği başkanlığını, prensip olarak, aday olduğu parti dahil bütün partiler ile arasına “eşit mesafe” koyarak sürdürmesi de siyasetin rehberliğiyle mümkün olacaktır.

Çünkü doğru ve yerinde belediyecilik, hedefinde hizmet olması gereken belediyeciliktir.

Hedefinde hizmet olan belediyeciliğin temel ölçüsü, “halkın iyiliği”dir.

Belediye Başkanlarımız halktaki memnuniyet oranlarının yükselmesini ve kendisine olan desteğin artmasını istiyorlarsa “daima adil olup, akıl ve insaf ile hareket etmeliler”.