Simurg, kuşların bilgesiymiş.

Bilgi ağacının dallarında arasında yaşar; yuvası, yardım talebinde bulunan kuşlar ile dolup taşarmış.

Günlerden bir gün kuşlar, Simurg’un olmadığını fark etmişler.

Arayıp taradıklarında, kanadından bir tüye rastlamışlar.

KAF DAĞI’NIN ARDI!

Anlamışlar ki Simurg, Kaf Dağı’nın ardına gitmiş.

Koyulmuşlar yola!

Kaf Dağı; biri Nefs, diğeri Aşk, öteki Cehalet, beriki İnançsızlık, az ötedeki Yalnızlık, sonraki Dedikodu ve en sonuncusu ise Benlik olan dipsiz vadilerin ötesindeymiş.

Nefs Vadisi,  kuşların gözlerini kamaştırmış.

İstedikleri her şeye ulaşabilme olasılığını gören kuşların bir kısmı, hemen oracıkta, Simurg’a ulaşma sevdasından vazgeçmiş.

Devam edenlerin karşısına Aşk Vadisi çıkmış.

Aşk Vadisinin sihri yüzünden her biri gerçekte ucube olan şeyler kuşlara güzel görünmüşler. Bülbül de güle olan aşkını bu vadide hatırlayıp vazgeçmiş Simurg’u aramaktan!

CEHALET, İNANÇSIZLIK, YALNIZLIK!

Derken Cehalet Vadisi’ne ulaşmışlar.

Aralarından bir kısmı, “bilgiye, bilgeye, Simurg’a ulaşacağız da ne olacak?” deyip orada kalmaya karar vermişler.

Sayıları azalsa da devam eden kuşların karşısına bu kez İnançsızlık Vadisi çıkmış.

Yukarıdan baktıkları vadiye girdiklerinde bir kısmı, Simurg’a olan inancını yitirmiş ve aramaktan oracıkta vazgeçmiş.

Gidenlerin yolu, Yalnızlık Vadisi’ne çıkmış.

Kalabalık içinde yalnız oldukları hissine kapılmışlar. Bu his, kimisinde bataklığını, kimisinde dağların doruğundaki yuvasını, kimisinde yıkıntıları özlediği duygusunu açığa çıkarmış. Onlar da o an vazgeçmişler, Simurg’u aramaktan.

Giderek azaldıkları halde devam edenlerin karşısına bu kez Dedikodu Vadisi çıkmış.

Bu vadide, kimin çıkardığı belli olmayan, çıkartanın da şiddetle inanır hale geldiği dedikodunun esiri olmuşlar.

Güya Simurg’un tüyleri ateşte yandığı için kimseye görünmek istemiyor; ısrar edeni de öldürüyormuş. Bir başka dedikodu ise Simurg’un intihar ettiğine ilişkinmiş.

Dedikodular artınca pek çok kuş, Simurg’u aramaktan oracıkta vazgeçmiş.

Devam edenlerin karşısına çıkan Benlik Vadisi çıkmış.

Her kuşun, kendisini, diğerinden üstün görmesine, öne geçmek için diğerlerini ezmesine neden olmuş; hatta bu yüzden pek çok kuş telef olmuş.

SİMURG, BİZİZ!

Kayıpları çok, umutları azmış.

Tam her şey bitti” derken vardıkları yerin Kaf Dağı; sayılarının da otuz olduğunu fark etmişler.

Meğer aradıkları kendileriymiş; zira Simurg, OtuzKuş demekmiş!

Simurg, tekmili birden, Türkiye’nin içinde bulunduğu “ahval ve şerait”i anlatan bir efsanedir.

Bugün 10 Kasım ve elbette her 10 Kasım’da Atatürk’ü anmak, bir vefa borcudur ve bu borç, öyle kolay ödenmez.

Ama Atatürk, anılmaktan çok anlaşılmaktan yanadır.

Atatürk, iktidarı, gökyüzünden yeryüzüne indirmek için halka Simurg olmasını aşılamış bir liderdir.

Yoksul ve çaresiz Anadolu halkı, kurtuluşu bilinmeze havale etmeyip, bizzat ayağa kalkmışsa, O’nun mücadele azminin ve kararlılığı sayesindedir.

Yürüttüğü kurtuluş ve kuruluş mücadelesi, mucizevîdir ama asla bir mucize değildir. Çünkü kurtuluş, “gökten gök zembille inmemiş”, başından sonuna kadar örgütlü bir mücadelenin sonucunda gerçekleşmiştir.

Demek ki Atatürk’ü anmak, O’nun sahip olduğu mücadele ruhuna sahip olabilmek; kurtarıcı aramaktan vazgeçip, “kurtuluşun, kendi ellerimizde” olduğunu anlamak demektir.

2019 yerel seçimleri öncesinde, ihtiyacımız olan şey, örgütlü olmanın bilincine varmaktır.

  • Bu yazı, iki yıl önce yazılıp, isikyukselblogspot.com blogumda yayınlanmış bir yazımın yeniden düzenlenmiş halidir.