Biz devrimcilerin “Muzaffer Abi”si idi; her açıdan.

Hem sahici ve köklü bir okul işlevini gören Sol Yayınları’na verdiği emek nedeniyle hem de somut Muzaffer Erdost olarak.

İşte O Muzaffer Abi de göçtü bu dünyadan.

Kendi ifadesiyle 18 Eylül 1931’de doğmuş; muhtemelen bir yıl sonra nüfusa kaydedildiği için doğum yılı olarak 1932 görünüyor.

Kendini bildi bileli, hem yayıncı hem de yazar olarak, yayın dünyasının içinde.

HESABI SORULMADIYSA SORULMAYACAK SANMAYIN!

İkinci Yeni”nin isim babası olacak kadar edebiyatçı;  Türkiye’nin tarımından demokrasisine kadar bütün meselelerini analiz edecek kadar siyasetçi.

25 yaşındayken Veteriner Fakültesi’ni bitirdi ama daha 16 yaşındayken ilk şiirini, 20 yaşındayken de ilk öyküsünü yazmıştı.

1958’de kurduğu Açık Oturum Yayınlarının 1960’da kapanmasından beş yıl sonra Sol Yayınlarını kurmuş.

O gün bugündür, toplumu aydınlatmak için verdiği emeği ölçecek kıstas henüz icat edilmedi ama herhangi bir kıstasın icadını beklemeden duruşunu orta yere koymuş.

Şöyle demiş bir şiirinde:

“yani faizin
artı-değerin
azami kârın
yörükselimin yusufların ve
can içen “can”ların
hesabı sorulmadıysa
güneş gibi erimiş
bahar suları gibi akmış kanların
“hesabı sorulmadıysa daha
“sorulmayacak sanmayın
“aldanmayın.”

BÜTÜN ÖMRÜNÜ HALKIN MUTLULUĞU İÇİN VERDİ!

Şiirinde de dizeleştirdiği gibi bütün vaktini, Nazım Ustanın tanımıyla “derya içre olup deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf” bu halkın mutluluğu için cömertçe harcamaktan geri durmadı.

İçindeki en büyük yara, Kardeşi İlhan’ın darbeciler tarafından kaba işkence sonucu katledilmesiydi.

Bilirim; bir insanın yanında, kardeşine kaba işkence yapmaları ve O’nun hiçbir şey yapamayacak kadar elinin kolunun bağlı olmasını resmedecek herhangi bir çaresizlik henüz tanımlanmamıştır.

İlhan Erdost, hasta ve ameliyatlı iken 12 Eylül darbecileri tarafından Muzaffer Erdost ile birlikte göz altına alınmış; 7 Kasım 1980’de, gördüğü işkenceler sonucu hayatını kaybetmişti.

Muzaffer Abi, o günden sonra iki kişilik bir hayatı sığdırdı, tek bir vücuda.

İlhan Erdost’un sahibi olduğu Onur Yayınlarını yönetmek dahil hep iki kişilik yaşadı; iki kişilik üretti.

Erdost’un ilk kitabı, “Türkiye Sosyalizmi’ ve Sosyalizm” 1969’da, “Türkiye Üzerine Notlar” ise 1983’de yayınlanmıştı.

Üretken bir yazardı ama 1970-80 arasında bu üretkenliğini daha çok kitap yayınlanma alanında yoğunlaşmıştı. 1980’de kardeşi İlhan’ın işkence sonucu kaybı nedeniyle ara verdiği yazmalarına, daha sonra kitabevine de adını verdiği “İlhan İlhan” ile devam etti.

O günden sonra neredeyse her yıl bir kitabını ulaştırdı okura.

Yazdıkları arasında tarih de, insan hakları da, kültür ve sanat da var.

BU BİR BAYRAK KOŞUSUDUR!

Giderken bir şiiri aracılığıyla bıraktığı vasiyetiyle “bir virgül koyalım; ayrıldığımız yere”

Şöyle dizeleştirmiş vasiyetini:

“Ve biz
Gene duracağız bir gün
(Böyle istiyorum öldüğüm zaman
Eğer bir cesedim olursa taşınacak)
Tabutumun önünde
Biz ikimiz
İki kardeş
Yanyana ve omuzomuza
Fotoğraflarımızın ardında ben
Sen önde
Yüzümüzden eksilmemiş olan gülüşümüzle.”

Ah be Muzaffer Abi!

Farkındayım; yaşadığın hakkını fazlasıyla verdin ve hatta alacaklısın.

Ama işte yürek bu; öyle kolay kabul etmiyor, “zamansız gidişler”i.

Tanımaktan, sohbet etmekten keyif aldığım bir büyük kişiliktin.

Gittin!

Biliyorum; bu bir “bayrak koşusu” ve söylenecek son söz henüz söylenmedi.

Tarihin çarkını geriye doğru çeviremeyiz belki ama geleceğe dair bir söz verebiliriz sana ve  tüm zamansız gidenlere:

Varılmasını istediğiniz yere elbette varacağız!