31 Mart ve ardından İstanbul için tekrarlanan 23 Haziran 2019 seçimleri geride kaldı. Şimdi artık belediyeleri hakkını vererek, yönetme zamanı!

Yönetme mevzuu, ister istemez, 89 Sendromunu hatırlatmaktadır.

Bilindiği üzere 89 yerel seçimlerinde seçmen, Diyarbakır, Kayseri ve Samsun dahil olmak üzere belediyeler açısından sembolik önem taşıyan bütün belediyeleri dönemin sosyal demokrat partisi SHP’li başkanlara teslim etti.

Aralarında Murat Karayalçın gibi ufku açık başkanların da bulunduğu dönemin başkanları, ne yazık ki kendilerine rehberlik edebilecek 89 öncesi Halkçı Toplumcu Belediyecilik örnekleri var olduğu halde birbirinden kötü bir yönetim modeli sergilemişlerdi.

Kötü yönetimin ilk ip uçlarını 1991 genel seçimleri göstermişti; herkes SHP’nin ipi göğüsleyeceğini düşünürken, Demirel’in DYP’si aradan çıkmıştı. Bu “gerileme”nin nedeni olarak HADEP ile yapılan işbirliği gösterilmişti.

Hiç kuşkusuz, HADEP ile yapılan “işbirliği”nin Türkiye’nin “batı” yakasına iyi anlatılamadığı; algının kötü yönetildiği ve bu nedenden ötürü SHP’nin oy kaybına uğradığı inkar edilemez. Ancak sorunun esas kaynağı, belediyelerdeki başarısızlıklardı.

Karayalçın’ın sahip olduğu geniş ufka rağmen 4 yılı aşkın süre boyunca yönettiği belediyenin dönemin Refah Partisi’nin eline geçmiş olmasında bariz yeteneksizliklerin etkisi küçümsenemez.

Daha önce defalarca belirttiğim için tekrarlamakta bir sakınca görmüyorum; “limon bile satmaktan aciz” insanlardan müteahhit çıkardılar. Yetinmediler; benzerlerinden bürokrat yarattılar.

Sonuç hüsran oldu!

Muradım, dönüp dönüp geçmişe ağlamak değil; geleceğe dönük dersler çıkartmaktır.

Hele hele seçimin üzerinden “yüz gün” geçmişken bu dersleri hatırlatmak, algının doğru yönetilmesine büyük katkısı olacaktır.

BELEDİYELERİN ALGISI DOĞRU YÖNETİLMELİ!

Algı bir yönetim tekniğidir ve amacı yönetenin mesajını hedef kitleye ulaştırmak ve bu mesaj aracılığıyla hedef kitle üzerinde belirgin bir hegemonya oluşturmaktır.

Amaç, başkanlar nezdinde de olsa desteğini ve sempatisini belediyelerimize sunmuş halk ile kurumsal olarak belediyelerin arasındaki “gönül mesafesi”ni yakınlaştırmak; halkın belediyelere ilişkin algısını olumlu yöne yöneltmektir.

Bunun için de güçlü, sistemli ve sürekli bir Stratejik İletişim Planına ihtiyaç olduğu açıktır.

Hep dikkat çektiğim gibi, halkın gönlü, sahada kazanılır.

STRATEJİK İLETİŞİM PLANI OLUŞTURULMALI!

Bunun için öncelikle seçmenin algısını olumlu anlamda değiştirilebilecek bir Stratejik İletişim Planı hazırlanmalıdır.

Bu planın işleyebilmesi için güçlü bir senaryoya; senaryonun uygulanması içinse örgütlü çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır.

Bilindiği gibi örgütlenmek, aritmetik toplama geometrik bir nitelik ve içerik kazandırmaktır.

Belediye Başkanları, bu bilgiler ışığında hareket ederek, başta yönettikleri kentlerin merkezleri olmak üzere en ücra noktasına kadar ulaşmayı ve Halkçı Belediyecilik modelini anlatmayı ve böylece halk ile Başkan arasındaki bağı kuvvetlendirebilmesi için Stratejik İletişim Planını titizlikle hayata geçirebilmelidirler.

Çünkü başarının yolu, örgütlenmekten geçer; buna belediyeler de dahil!

Belediyeler, merkezden en dış mahallelere kadar uzanan geniş çaplı ve birbiriyle ilintili yatak ve dikey bir örgütlenme modeli gerçekleştirmelidir.

Her iki örgütlenme modelini de sürece katmak, aktif katılımcılığın gereğidir.

BAŞKANLARIN HEDEFİ NE OLMALI?

Hedefe varabilmek, sahada gösterecekleri performansa; sahadaki performansları ise oluşturacakları örgütsel hareket kabiliyetine bağlıdır. Çünkü halkın algısı, sahada değişir.

Bunun için atılması gereken adımları şöyle sıralanabilir.

İlçe bazlı örgütlenerek, halkı sahada kazanmak; ilçelerden en uzak mahalleye kadar bir saat düzeneği içinde çalışan örgütsel bir iklim oluşturmak; karşıt veya kararsız konumda bulunan halkın algısını pozitife çevirmek; destek olanların duygularını da kopmaz bir biçimde pekiştirmektir.

Halkı kazanmak, öncelikle Belediye Başkanı ile halkın illiyet bağını güçlendirmek ve bu güçten doğan sinerjiyle bugüne kadar halkçı belediyecilik anlayışına mesafeli duran “kararsız kitle”nin ilgi ve dikkatini çekmekle mümkün olabilir.

Kararsız kitlenin dikkatini çekmek demek, potansiyel olarak, Belediye Başkanının kesişim kümesinde bulunan kitlenin algısını doğru yönetmek için atılması gereken ilk adımı atmak demektir.

TARAFTARIN ALGISI TAHKİM ETMEK!

Halkın tercihlerinde her zaman bir geçişkenlik ihtimali vardır.

Bu geçişkenlik, genellikle siyasal aidiyet çemberlerinin kesişim kümesiyle açıklanabilir.

Kararsız veya karşıt kitle açısından, birbiriyle “komşu” konumundaki politik eğilimlerin birinden diğerine geçiş pekala mümkündür.

Bunun için öncelikle sandığa gidip oyunu Belediye Başkanı lehine atan kitlenin harekete geçirilmesi önerilmektedir.

Söz konusu kitlenin harekete geçmesi ise sahici bir saha organizasyonunun yapılmasına bağlıdır.

Napolyon’un savaş kazanmaya dair söylediği, “bir imparatorun başarısı, generallerin savaş meydanında gösterdikleri başarı kadardır” sözü, bizim için yol göstericidir.

Bu açıdan her bir yerleşim merkezi, belediyeler için başlı başına bir çalışma sahasıdır.

Sahada yürütülecek çalışmaların başarılı olup olmadığı, düzenli kamuoyu araştırmaları yaparak halkın nabzının ölçmekle mümkün olabilir.

BELEDİYECİLİK SENARYOSUNU YAZMAK!

Bütün bunları uygulamak için dört başı mamur bir “Belediyecilik Senaryosu”na ihtiyaç olduğu açıktır.

Başkanları, halkın sevgilisi yapan da, nefret ettiren de makul vatandaşın yaklaşımıdır.

Dolayısıyla makul vatandaşın gönlüne talip olabilecek ve “girilen gönülleri” harekete geçirerek, şehir ile başkan arasındaki bağları güçlendirecek adımları içeren bir senaryo olmalıdır.

Senaryonun temel hareket noktalarını ise, anlam inşa etmek, hegemonya oluşturmak ve merkezi elde tutarak çevreyi kazanmak şeklinde özetleyebiliriz.

Devamı elbette var; ancak 89 sendromunu yenmek için bu bilince sahip olmak gerekir.