Pireleri bilirsiniz!

Zıplamak, pirelerin gündelik faaliyetleri içinde önemli bir yer tutar.

Nasıl ki her canlı, kendi kategorisinde farklı performans gösterir; pirelerin de birbirinden farklı zıplama performansları vardır. Özellikle sıcak ortamlarda zıplama performansları daha yüksektir.

Pirelerin sıcakta daha çok zıpladığını tespit eden bilim insanlarının, birçok pireyi, altı ısıtılmış bir cam fanusun içine kapatıp, fanusu alttan ısıttıkları bir deney yaptıklarını bilirsiniz.

Amaçları, farklı yükseklikte uçuşabilen pirelerin uçuşlarına sınırlama getirilip getirilemeyeceğini ölçmektir.

Fanusun zemini ısıtılınca pirelerin, doğal olarak, sıcaktan rahatsız oldukları ve yukarı doğru uçuşmaya başladıkları görülür. Ancak kafaları cam tavana değip zemine düşen pirelerin, zemindeki sıcaklık nedeniyle tekrar uçuştukları ve tekrar cam tavana çarptıkları gözlenir.

Bu deney, böylece devam eder. Kendilerine neyin engel olduğunu bilemeyen pireler, nihayetinde bilim insanları tarafından belirlenen 30 santimetrelik yüksekliğe kadar uçmaları gerektiğini tecrübe ederler.

Bilim insanları, bir süre sonra gözlemlerler ki pireler, artık 30 santimetre yükseklikten daha fazla uçmamayı öğrenmiş durumdadırlar.

İşte o andan itibaren deneylerinin ikinci aşamasına geçerler. Deneyin ikinci aşamasında cam tavanı kaldırıp zemini tekrar ısıtırlar.

Pirelerin verdikleri tepki ilginçtir. Cam tavan olmadığı halde önceden alıştırıldıkları 30 santimetreden daha fazla zıplamadıkları tespit edilir. Cam tavan yoktur ama pirelerin de daha önce yaşadıkları tecrübe nedeniyle daha yükseğe zıplamak için yeterli cesaretleri yoktur.

Yaşadıkları tecrübe, onlara daha yükseğe zıpladıkları vakit, zararlı çıkacaklarını öğretmiştir. Dışarıdan bakıldığında pirelerin bu refleksleri anlaşılamaz ama bilim insanları, yaptıkları deneylerle pirelerin zihinlerine engel koymuştur.

TOPLUMSAL REFLEKSLERİ KONTROL ETMEK

Uzmanların bu deneyi, “pirelerin ilk başta kaçabileceklerine inandıklarını ama imkânları olmadığı için kaçamadıklarını; daha sonra imkânları olduğu halde kaçamadıklarını, çünkü kaçabileceklerine inanmadıklarını” şeklinde yorumladıklarını biliyoruz.

Bilim insanlarının yaptıkları pire deneyi, gündelik hayatımıza “cam tavan sendromu” olarak adlandırabileceğimiz bir kavramı sokmuş bulunmaktadır.

Pirelerle yapılan “cam tavan” deneyinin pirelerin gündelik hayatını düzenlemek amacını taşımadığı açık; teknik olarak yapılan her deneyin amacı, toplumsal reflekslerin kontrol altına alınmasının mümkün olup olmadığını kanıtlamaktır.

24 Haziran seçimleri öncesinde hemen herkes, AKP’nin TBMM’nde çoğunluğu sağlamasının HDP’nin barajı geçme ihtimaliyle ilişkilendirdiğini; Cumhurbaşkanlığı seçiminin ise çoklu aday nedeniyle ikinci tura kalacağını dillendirdiklerini biliyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da, bu ihtimali kuvvetle muhtemel görmüş olacak ki başta Berat Albayrak olmak üzere Başkanlık Hükümetinde görev verdiği dört ismin milletvekili olmasını onaylamıştı.

BAHANE BULMAK KOLAY, ASIL MESELE ÇÖZÜM ÜRETMEKTİR

Ancak biri yukarıda bahsettiğim “cam tavan” diğeriyse ünlü sosyal psikolog Muzaffer Sherif’in yaptığı “Hırsızlar Mağarası” deneylerinin iktidar tarafından iyi kullanılarak toplumsal gerginliğin diri tutulması nedeniyle genel beklenti TBMM’deki temsilde kısmen gerçekleşmiş olsa da Cumhurbaşkanlığı seçimi ilk turda sonuçlanarak, Türkiye demokrasisi, geçilmesi zor bir tünelin içine sokuldu.

Seçimin sonucundan en fazla etkilenen parti, CHP oldu.

Seçim biter bitmez, CHP’de liderlik tartışması da başladı.

Herkese cazip gelebilecek pek çok vaatleri vardı ama halk cazip vaatleri değil, sürdürmekte zorlandığı gündelik hayatın mimarı AKP’yi tercih etti.

Hiç kuşkusuz, bir kısım seçmeni stratejik davranarak, AKP’nin mecliste mutlak çoğunluğa ulaşmasını önlemek için HDP’ye oy verdiği söylenebilir ama sonuçta CHP, halkın ilgisine mazhar olamadı.

Aramak istenirse bahane bulunabilir.

Yüzde 10 barajının yüksekliği nedeniyle seçmenin gerçekte kendi partisine oy vermekte imtina ettiği, Kürt illerinde MHP’nin beklenmedik oranlarda oy topladığı, MHP’ye verilen bu oyların orada öyle durduğu sürece hangi partinin gerçekte ne kadar oy aldığını hiçbir zaman tam AKP’ye 17 milletvekili kazandırması gibi pek çok bahane bulunabilir.

Tıpkı “Bozkırın Tezenesi” Neşet Ertaş’ın dediği gibi “Gönül Mecnun oldu, Leyla bahane”!

24 HAZİRAN YENİLGİSİNİN ALTINDAN KALKILABİLİR Mİ?

24 Haziran, amasız, fakatsız sahici bir yenilgidir.

Altından kalkılabilir mi?

Elbette!

Peki ne yapmak gerekir?

Öncelikle toplumu, “cam tavan sendromu”na yakalanmış pire olmaktan çıkabileceğine inandırmak gerekiyor.

İkinci olarak da, Sherif’in “Hırsızlar Mağarası” deneyinin gerilim aşamasını terk edip, son aşamasına, yani  “bütün toplumun çıkarlarını kapsayan ortak hedefler” aşamasına geçişin mümkün olduğunun bilinciyle buna uygun stratejik adamlar geliştirmek gerekiyor.

Peki nasıl?

Bir hastalığın emaresini herkes görebilir; kesin tanının konulabilmesi içinse hekimin istediği tetkiklerin yapılması şarttır. Bu nedenle CHP’nin halk ile yeni bir zeminde buluşabilmesinin olanağının olup olmadığının ilk adımı, saha analizi yapılarak atılabilir.

Halkın AKP’ye, hatta “milliyetçi” kisvesindeki partilere olan ilgisinin ve dolayısıyla CHP’ye olan ilgisizliğinin nedenleri saptanmadan, “kerameti kendinden menkul” danışmanların projelendirdiği dünyanın en cazip vaatleriyle dahi halktan oy almanız mümkün değildir.

Sağalmak için hastalığın nedenlerini saptamak ve o nedenleri ortadan kaldıracak tedavilere başvurmak gerekir.

CHP’nin içine girdiği “fasit daire”den çıkabilmesi, ancak böyle mümkün olabilir.