5 yıl önce 17 Aralık’ın sabahında öğrendik ki ayakkabı kutularına kaynağı açıklanamayan paralar istiflenmiş.

İlgili bakana, 700 bin TL ederi olan kol saati hediye edilmiş.

Üç bakan, İranlı bir işadamının ‘önüne yatmış’.

Konuşmalar deşifre olunca dönemin Başbakanı, o bakanları istifaya zorlamıştı; bunun üzerine o bakanlardan biri, “ben bana emredileni yaptım” demişti.

Toplum olarak “hop oturup, hop kalkmıştık”.

Dönemin Başbakanı bile bu sürecin altından nasıl kalkacağını bilemez hale gelmişti.

Birkaç gün sesi sedası çıkmamıştı.

Sonradan öğrendik ki Pensilvanya’ya Fehmi Koru gibi aracılar göndermiş.

Sicili kabarık Pensilvanyalı ise karşısında aracıları görünce daha da cesaretlenmişti.

Sonra ne mi oldu?

ALGINIZI YÖNETİN; YOKSA SİZİ YÖNETİRLER!

Birden bire olup bitenin “kumpas” olduğu söylendi.

17 Aralık’tan yaklaşık üç ay sonra yapılacak olan Belediye Başkanlığı seçimlerine “rüşvet” ve “kumpas” gerginliğiyle gidildi.

O seçimlerde kaynağı açıklanamayan paralara ve İranlı bir işadamının önüne yatan bakanlara sahip olan iktidar, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere pek çok belediye başkanlığını kazandı.

Bütün bunların devamı da var ama mesele dönüp dolaşıp algı yönetiminde düğümleniyor.

İktidar, öyle bir algı yarattı ki, kamuoyunun düşünce sistematiğini baştan başa değiştirdi.

Çünkü “insan, karşılaştığı şeyi olduğu gibi bütün çıplaklığıyla göremez; çeşitli yol ve yöntemleri kullanarak, bugüne kadar edindiği bilgilerin ışığında görür.”

İktidar öyle bir kampanya yürüttü ki kamuoyunu, önemli ölçüde, ayakkabı kutularına konulan kaynağı açıklanamayan paraların aslında İmam Hatip Lisesi yapılmak üzere toplandığına inandırdı.

Çünkü referans verilen şey, dini bir eğitim kurumunun inşası idi ve rüşvet olduğuna ilişkin iddiada bulunan kaynak, toplum nezdinde pek de “muteber” değildi.

İKTİDARIN BÖLÜŞÜMÜNDE ANLAŞMAZLIK ÇIKINCA!

Evet, elbette kamunun kaynaklarından rüşvete pay ayrıldığı, soluduğumuz hava kadar gerçekti ama elle tutulamaz, gözle görülemez durumdaydı.

Üstelik bu bilgilerin kaynağı, yıllardır devlete sızdıklarından şikayetçi olduğumuz Fetöcülerdi.

Fetöcülerin “paralel bir devlet yapılanması” oluşturduğunu ve ele geçirdikleri devletin imkanlarıyla insanların özel hayatını ihlal ettiklerini, iktidardan önce muhalefet dile getirmiş; iktidar da Fetöcüleri savunmuştu.

Rüşvet kasetleri çıkmazdan önce Baykal’ın “özel hayat” kaseti ve MHP Genel Başkan Yardımcılarının pek çok kaseti servis edilmiş; önce muhalefet teslim alınmak istenmişti.

Ondan önce de, kendilerine direnen yargıya, üniversiteye, bürokrasiye ve orduya kumpas kurulmuş; iktidar çevresi, o sıralar kumpasçıları savunmuştu.

Rüşvet kasetleri, toplumun direnç noktaları etkisiz hale getirildikten sonra, “İktidarın bölüşümü”ne ilişkin taraflar arasında anlaşmazlık çıkınca piyasaya sürülmüştü.

Gerçeklik payı yüzde yüzdü ama buna rağmen geri tepti!

Çünkü o kasetleri servis edenler, güvenilmezdi.

MUTEBER OLMAYANDAN GELEN BİLGİLERE GÜVENMEK!

Rüşvet kasetleri”, hiç sorgulanmadan ve bütün yönleriyle ele alınmadan, palas pandıras iktidarın rüşvetçiliğiyle sınırlı tutulduğu ve o kayıtları sızdıranlar eleştirilerden vareste tutulduğu için 17-25 Aralık rüşvet algısı geri tepti.

İstiflenenin rüşvet değil bağış olduğuna ilişkin yargı da böylece pekişmiş oldu.

17 ve 25 Aralık tecrübesi göstermiştir ki yargılarımız, daha önce yaşadığımız tecrübelerimiz ve edindiğimiz bilgilerin ışığında oluşur. Sosyal, ekonomik ve politik konumlanışımız, algılama tercihlerimizi doğrudan etkiler.

Politika yapanlar açısından gerçekte ne olduğu önemli değil; önemli olan toplumun algısını hangi oranda değiştirebildikleridir.

İktidar, toplumun algısını o kadar başarılı yönetti ki, bugün, 17-25 Aralık’ın bir kumpas olduğu fikri daha çok ağırlık kazanmış durumda.

Bunun temel nedenlerinden biri, iktidarın, toplumun algısını istediği yöne başarıyla kanalize etmesiyse; diğeri de, iktidarı alaşağı etmek isteyen muhalefetin, toplum nezdinde “muteber” olmayanların elinden çıkmış “bilgileri” sorgusuz sualsiz doğru kabul etmiş olmasıdır.

BAŞARILI BİR ALGI YÖNETİMİ İÇİN YAPILMASI GEREKEN!

Siyaset, matematik problemi gibidir. Bir problemin çözümü için eldeki verilerin tümü kullanılmadığı vakit, sonuç yanlış çıkacaktır.

Matematik problemini yanlış çözen öğrenci, en fazla bütünlemeye kalır; siyasetin verilerini bütün yönleriyle göremeyen siyaset ise bütün bir toplumsal hayatın olumsuz etkilenmesine neden olur.

Evet, rüşvet vardır ama kaynağının kumpasçı olduğu; kumpasçılıklarına dair bütün bir toplumun algı haritasında güçlü bir yer edindikleri tartışma götürmez!

Yeni bir seçimin arifesindeyiz ve denebilir ki mesele, algının nasıl yönetileceğinde düğümlenmektedir.

Bugün daha açıkça görülmektedir ki başarılı bir algı yönetiminin oluşabilmesi ve muhataplarınızın sizin söylediklerinizden etkilenebilmesi için acele etmeden, düşünüp taşınarak ve meselenin bütün yönlerini ele alarak karar vermek gerekmektedir.

17-25 Aralık’ta toplum, “rüşvet mi, kumpas mı?” şeklinde bir tercihe zorlanmıştı.

Sıkça kullandığım bir Meksika atasözünde denildiği gibi Biri size güneşi gösterdiğinde parmağın ucuna bakarsanız yanılırsınız. Parmağın ucunda gerçeği göremezsiniz. Eğer güneşe bakarsanız, yine yanılırsınız. Gözleriniz kamaşır, gerçeği göremezsiniz. Gerçek, parmağın ucuyla güneş arasında uçan güvercindir.”