Pazar, Mayıs 29, 2022

Yoksulluk ışık hızıyla açlığa dönüştü

Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.

Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo, “Sürdürülebilir ve hak temelli bir politika olsaydı yoksulluk birdenbire açlığa evrilmezdi. Pandemi krizi ve kapanmaları ile birlikte yoksulluğun neredeyse ışık hızıyla açlığa dönüştü” dedi.

SUNUŞ

Türkiye ağır bir ekonomik kriz yaşıyor. Bu krizi gündelik hayatın içinde görmek mümkün. Diğer yanda toplumun giderek daha geniş bir kesimi sadece ekonomik kriz yaşamıyor daha ağır biçimde yoksulluk yaşıyor.

Son dönemde ortaya koyduğu çalışma ve raporlarla bu toplumsal kesimin sesini duymamız sağlayan Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo ile derinleşen yoksulluğu konuştuk.

Foggo, yoksulluk artık açlığa dönüştüğünü ifade ederek “yoksullukla mücadele yılları değil kuşakları kapsamalı” diyor.

Son dönemde elektrik faturaları başta olmak üzere ödenmeyen faturalar yaşanan yoksulluğun resmi olmaya başladı. Ama önce isterseniz Türkiyede yoksulluğun fotoğrafını çekelim. Ne var bu fotoğrafta?

Uzun yıllardır sahada çalışan biriyim. Ülkede yoksulluk her geçen gün giderek derinleşiyor. Ancak özellikle yoksulluğun derinleştiğini fark ettiğim yıl 2018’di. Bu aynı zamanda ekonomik krizin başladığı döneme denk geliyor.  Bu dönemde özellikle bazı aileler sosyal yardımların kesildiğinden söz etmişti ve bu benim açımdan krizin ayak sesleriydi. Yine bazı aileler okula giden çocukların beslenmelerine yiyecek koyamamaya başlamışlardı. Sahada olunca yani yoksul ailelerle birlikte hayatlarında bir şeylerin değiştiğini yakından izliyorsunuz. O geleceği gösteriyor. Ama pandemi beklenmedik bir şey olduğu için bu kötü durum, özellikle güvencesiz çalışanlar için yoksulluktan açlığa dönüştü.

KRİZİ EN DERİN YAŞAYANLAR GÜVENCESİZLER

Siz kimlerle çalışıyorsunuz?

Daha çok güvencesiz çalışanlar. Yani günlük kayıt dışı çalışanlar, seyyar satıcılar, garsonlar, tekstil işçileri, hamallar, müzisyenler, çiçekçiler, gündelikçi temizlikçi kadınlar, inşaat işçileri vs. İşleri kalıcı olmayan, çaresiz ve seçeneksiz kaldıkları zamanlarda insana yakışır bir iş yapma hakkı olmayanlar. Nerede iş varsa ve ne iş varsa çalışanlar, bildikleri bilmedikleri, yeteneklerine göre ya da değil; sağlıkları elveriyor ya da vermiyor, ayakta ve hayatta kalmak için; çocukları için çalışıyorlar.

Pandemi krizi ve kapanmalarından birkaç gün sonra yani 13-14 Mart’ta beni aramaya ve “evde bir şey yok” demeye başladılar. İşte o zaman yoksulluğun neredeyse ışık hızıyla açlığa dönüşebileceğini gördüm. Açıkçası bu kadar hızlı olacağını düşünememiştim.

KRİZ HERKESİ AYNI ANDA ETKİLEDİ

Neden?

Çünkü her şeye rağmen bir mahalle kültürü var biliyorum, yıllardır yani bir dayanışma ağı var kendi içlerinde. Bir evde bir şey yoksa komşuda, yan binada vs. olur. Ama gördüm ki, neredeyse hepsi aynı anda açlıkla mücadele etmeye başladı. Ben bir şekilde bu dayanışma kültürünün kimseyi aç bırakmayacağını düşünüyordum; yıllarca da öyle oldu ama şimdi yanıldığımı görüyorum. Bu benim için çok öğretici oldu. Bu açıdan ben artık yoksulluğu klasik kavramlarla tanımlayamıyorum. Yani daha fazla çok boyutlu bakıyorum yalnız annenin yoksulluğunun katmanlığına değil harçlık veremeyen bir babanın psikolojisine de bakıyorum.  Bu dönem aynı zamanda bizim ve genç arkadaşlarım neredeyse 13-14 saat ailelerle onların temel ihtiyaçlarını gidermek için çalıştığı bir zamandı. Böyle kuruldu Derin Yoksulluk Ağı.

Amaç ortaya çıkan yoksulluğu azaltmak mıydı?

Amaç yoksulluğu azaltmak değil o andaki açlığı önlemek bir bebeğin mamaya ulaşmasını sağlamak, felçli yaşlı bir insana yetişkin bezi almak, otizmli bir çocuğa o kapalı dönemde oyuncak temin etmek. Bütün bunlar temel haklar aslında.  Temel haklara erişim yoksulluğunu azaltmanın bir küçük parçası. Esas olan insanların onurlu bir yaşama sahip olması için bu resmi, bu hikayeleri anlatarak kamu kurumlarının bir an önce yoksulluğu azaltıcı stratejiler oluşturmasını sağlamak. Bu nedenle hiçbir zaman o mahalledeki kamu kurumları ile yerel yönetimlerle ilişkimizi kesmedik. Onlara anlattık anlatmaya da devam ediyoruz.

Pandemi krizinden sonra beni aramaya ve “evde bir şey yok” demeye başladılar. İşte o zaman yoksulluğun neredeyse ışık hızıyla açlığa dönüşebileceğini gördüm. Açıkçası bu kadar hızlı olacağını düşünememiştim.

Yani bir annenin bebeğin gereksinimi olmadan henüz mamayı bırakma zamanı gelmeden alamadığı mamayı bıraktırmak için uğraşması korkunç bir durum. Bu durumdaki bir anneye siz sosyal güçlendirme yapamazsınız öncelikle temel ihtiyaçlarını karşılamayı düşünmeyeceği bir duruma getirmeniz lazım ki sonra o anne için okuma yazma kursu açabilirsiniz.

KAMU VE YEREL YÖNETİMLER YETERSİZ KALDI

Bu dönemde yerel yönetimler devreye girmedi mi?

Tabii ki girdi. Ama yoksulluğun çok boyutlu yanını anlayamadılar ya da anlamak için uğraşmadılar. Sürdürülebilir bir politika olsaydı yoksulluk birdenbire açlığa dönüşmezdi.

Temel ihtiyaçlar kamu için koliden ibaret olmamalı. O hanedeki her bireyin yoksulluğunu her bireyin, cinsiyetin, çok-az haneli olmasından yaşlılığına kadar ayrı ayrı ölçmeli, hak temelli bir politikaya sürdürülebilir bir politika ile sürekli onlara yanında olduklarını hissettirmeli. Böylesi kriz dönemlerinde yerel yönetimler de kamu kurumları da yanınızda olmalı. Ama bu kurumların yardımları klasik ‘yardım gözüyle’ oldu. Mesela bir bebeğin, bir çocuğun olduğu unutuldu o yardımlarda. Ramazan kolisi nasıl hazırlanıyorsa öyle koliler hazırlanmaya başladı. Oysa özel bir durumla karşı karşıya idik ve kamu ve yerel yönetimler bunu karşı yaratıcı çözümler üretemediler. Yasal mevzuatlara takıldılar. Ama dünyanın farklı ülkelerinden benzer sorunlar için yaratıcı çözümler ürettiler, kriz dönemlerinde “sosyal yardım” mevzuatının esnetilmesi gibi.

Neyin farkına varamadı sizce kamu ve yerel yönetimler?

Karşı karşıya kalınan durumun ivediliğinin çok fark edilmediğini düşünüyorum. Çünkü bazı yerlerde gıda yardımlarının bir iki ay sonra yapıldığına tanık oldum. O koliler gelene kadar bu insanlar gerçekten açlıkla mücadele ettiler.

DEVREDİLEN YOKSULLUK EN AĞIRI

Sizin kullandığınız kavramlardan birisi de devredilen yoksulluk. Ne demek bu?

Devredilen yoksulluk, yoksulluğun aileden çocuklara miras kalması kalıcı yoksulluk, nesiller arası süren yoksulluk. Yani çocuklara bırakılan şeyin de yokluk, yoksulluk olması. BM Aşırı Yoksulluk ve İnsan Hakları Özel Raportörü Olivier De Schutter 2021 yılında yayımladığı raporda, OECD ülkelerinde, düşük gelirli hanelerdeki çocukların ülkelerindeki ortalama gelire ulaşmasının dört ila beş kuşak sürdüğünü belirtti. Yoksulluk yaşayan bir ailede doğan çocukların, 30 yaşında yoksul olma olasılığının, hiç yoksul olmayanlara göre üç kat daha fazla olduğunu söylüyor.

Böylesi kriz dönemlerinde yerel yönetimler de kamu kurumları da yanınızda olmalı. Ama bu kurumların yardımları klasik yardım gözüyleoldu.

Bir anımı paylaşayım. Kentsel dönüşümün başladığı 2006 yılında tanıdığım o zaman 7-8 yaşında olan ve o dönemde okula gitsin diye, evleri yıkılmasın diye mücadele ettiğim çocuklar pandemi döneminde beni buldular. Evlenmişler, çocukları var. O zaman bu çocukların anne ya da babası gibi bir kısmı kağıt topluyordu, ne yazık ki şimdi onlar kendi çocukları ile kağıt topluyor, seyyar satıcılık yapıyor. İşte devredilen yoksulluk tam da bu. Bunun anlamı, Türkiye gibi yoksulluğun devrettiği ülkelerde bu insanların bir basamak yukarı çıkması için özel sosyal politikalar geliştirilmesi gerekiyor erken çocukluk eğitiminden başlayarak.

YETERİ KADAR DİNLEMİYORUZ ONLARI

Çok ağır bir tablo bu…

Ne yazık ki böyle. Dahası yoksulluğun azalmama ve çoğalma nedenlerinden birinin de yoksulluğu yaşayan insanların seslerinin, yeteri kadar dinlenmemesi, görünür olamamaları. Onlarla yapılan pek çok proje var ama bazen onlara yeterince sorulmadığını, onların yeterince süreçlere dahil edilmediğini düşünüyorum. O yüzden de yapılan projeler tam olarak karşılığını bulmuyor. Bu alanda ciddi projeler yapılıyor, büyük paralar da -ki, bu dünyada da böyle- harcanıyor ama yeterli sonuç alınabilmiş değil. Pandemi de bunu da gördük işte.

Birleşmiş Milletler, Temmuz 2021 ‘de yaptığı açıklamada, 2020 yılında dünyada yaşanan açlıkta çarpıcı bir kötüleşme olduğunu söyledi. Salgının etkisi henüz tam olarak haritalandırılmamış olsa da birkaç kuruluş tarafından hazırlanan bir rapor, geçen yıl dünya nüfusunun yaklaşık onda birinin (811 milyon kadar insan) yetersiz beslendiğini ve 2030 yılına kadar açlığı sona erdirme taahhüdünü yerine getirmesinin muazzam bir çaba gerektireceğini belirtti.

YARDIMLAR LÜTUF DEĞİL HAK

Kamu ve belediyelerin yoksullukla mücadele için ayırdığı yardımlarda bir kesinti oldu mu?

Şuradan başlayalım, bu yardımlar bir lütuf değil bir sosyal hak. Pandemi döneminde olası krizlerle ilgili kamu ve yerel yönetimlerinde yeterli bir biçimde acil durum planı olmadığı görüldü. Şimdi krizin uzun süreceği göz önüne alınarak özellikle ilgili kamu kurumlarının kısa ve uzun vadeli “acil durum planı” oluşturması gerekiyor. Yine öncelikle sosyal inceleme sistemlerine yönelik de bir değişimin yaşanması gerekli. Sosyal yardım koşullarının gözden geçirilmesi, yoksulluğu çok boyutlu (engelli, yaşlı, yalnız ebeveyn, otizmli çocuk vb. ) gören bir içeriğe kavuşturulması; sosyal yardım/destek koşullarını sağlayamayan yoksullar meselesini çözecek acil müdahale edecek önlemlerin alınması ve buna yönelik bir mekanizmanın kurulması gerekiyor. Sosyal incelemede takip mekanizması kurulması çok önemli.

Kamu kurumlarının yerel yönetimlerle ortaklaşa çalışacağı bütünlüklü bir sosyal hizmet anlayışına ihtiyaç var.

Yoksulluğun bir hanede kuşaktan kuşağa aktarılan ¨devreden yoksulluk¨ hâlini almaması için bu durumdaki hanelerin daha sık sosyal incelemeden geçirilmesi (en az 3 ayda bir ziyaret edilmesi) ve sorunların erken tespit edilerek gerekli önlemlerin alınması ve yönlendirmelerin yapılması gerekiyor. Kamu kurumlarının yerel yönetimlerle ortaklaşa çalışacağı bütünlüklü bir sosyal hizmet anlayışına ihtiyaç var. Ailelerle görüştüğümde zaman zaman sosyal yardımlarda aksama ve kesilme olduğunu ve kendilerine bununla ilgili açık ve şeffaf açıklama yapılmadığını şikâyet edip kaygılarını dile getiriyorlar.

Okul beslenmesi çok önemli. Devlet okullarında bir an önce bu konuda bir düzenleme yapılmalı.

YARDIMLARDA YANDAŞLIK OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM

Sahada olan biri olarak sorsam; siyasi iktidar bu yardımları partizanlık üzerinden mi yapıyor?

Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Sosyal yardımlarla ilgili bir yandaşlık durumunun olduğunu düşünmüyorum. Özel olarak ekstradan koliler gitmiş olabilir, seçimlerde daha fazla verilmiş olabilir. Bunlar konusunda yandaşlık olabilir ama ben sosyal yardım için başvuran herkesin belli kriterler sağlandığında yardım aldığını düşünüyorum. Çünkü insanlar sosyal yardıma başvuruyorlarsa, yardıma ihtiyaçları vardır. Ama tabii yarı aç yarı tok yaşıyorlar, hak temelli bir bakışla kurulmuyor ilişki bu ailelerle. Muhtaçlık ilişkisi üzerinden itaat-biat ilişkisi üzerinden kurulduğu zaman bu da ister istemez yoksul ailelerde güvensizliğe, kaygıya ve korkuya neden oluyor.

İŞE BAŞLAYINCA YARDIM HEMEN KESİLİYOR İŞTEN ÇIKARILINCA YARDIM ALMAK ALTI AYI BULUYOR

Muhalefet partilerinin bu konudaki vaatleri sizi tatmin ediyor mu?

CHP’nin Aile Sosyal Destek Sigortası projesi var. Bu çok iyi bir proje; sosyal yardımlar kesilmeden açlık sınırındaki insanlara özellikle kadınları güçlendiren, kadınların bu destekle kendilerini hane içersinde güçlenmelerini ve nefes almalarını sağlayacak bir proje. Aynı zamanda İYİ Parti’nin Temel gelir ve okul beslenme programına ilişkin Rüzgar Gülü projesi, Deva Partisi’nin Eğitim Destek Banka Kartı başlığı altında eğitim-öğretim dönemi başında, hanedeki öğrenci sayısı ve ihtiyacı oranında TL desteği projesi. Saadet Partisi’nin evsizlikle ilgili yaptı araştırmalar bence gelecek açısından umutlu projeler.

Bir de aileler en çok şundan şikâyet ediyorlar: Zor şartlara rağmen işe giren insanların yardımları hemen kesiliyor. Ama diyelim o kişi işe başladıktan sonra iki-üç ay sonra işten atıldığında, yeniden yardım alması en az 6-7 ay sürüyor. Yani insanlar 6-7 ay destek almadan açlıkla mücadele etmek durumunda kalıyorlar. Bu projeler bu duruma çözüm olabilir. Keşke kutuplaşmanın önüne geçilse de iktidar bütün muhalefet partileri birlikte bu projeleri hayata geçirse.

YOKSULLUK YOK EDİLEMEZ AZALTILABİLİR

Şunu mu anlıyorum ben; yoksullukla mücadele yılları değil kuşakları kapsayacak şekilde olmalı…

Kesinlikle öyle. Yukarıda ifade ettim, yoksulluğun sona ermesi Türkiye gibi ülkelerde kuşaklarla mümkün, dolayısıyla projelerin de böyle olması gerekiyor. Dahası böyle bütünlükçü projeler olmalı. Sadece aileye sosyal yardım ya da koli değil, o ailedeki çocukların eğitim almaları sağlanmalı, okul terki önlenmeli, çocukların ucuz işgücü olarak kullanılmasının önüne geçilmeli. En önemli şey bu süreçte çocukların geleceği.

Elbette bu konuda çalışan insanların da daha çok sahaya inmesi gerekiyor, siyasi partilerin, kamunun ve yerel yönetimlerin akademide ve sivil toplum alanında ortaya çıkan bu enerjiyi en iyi şekilde değerlendirmesi de gerekiyor.

YOKSULLUĞUN TANIMI DEĞİŞİYOR

Klasik yoksulluğun tanımı değişiyor dediniz…Nedir yeni yoksulluğun tanımı?

Yoksulluk artık gelir üzerinden değerlendirilmiyor. Çok boyutlu bakmak gerekiyor. Yani ailedeki her bireyin özelliğine göre güçlendirme yapılmalı. Yoksulluk, yoksun olma hali, sosyal dışlanma hali, kamusal alana katılamama hali, eşit vatandaş olamama hali. Eşit haklara sahip olamama hali. Özetle artık yoksulluk sadece gelirle ilgili değil, temel haklarla ilgili, hak temelli ve onların siyasi, ekonomik kültürel özgürlükleri üzerinden azaltılmalı.

Sadece aileye sosyal yardım ya da koli değil, o ailedeki çocukların eğitim almaları sağlanmalı, okul terki önlenmeli, çocukların ucuz işgücü olarak kullanılmasının önüne geçilmeli. En önemli şey bu süreçte çocukların geleceği.

Bakın insanlar kendi alanlarında iş bulamadıkları için farklı alanlarda çalışıyorlar. Mesele son yıllarda hızla artan inşaatlarda ölümün en büyük nedeni, hayatını kaybedenlerin farklı meslekleri olması, inşaatta aç kalmamak için çalışmak zorunda olmalarından kaynaklanıyor. Gıda fiyatlarının artması, elektrik zammı birçok ailenin tek tip beslenmesine ya da elektriğinin kesilmesine neden oluyor.

Türkiye’de çocuk yoksulluğun boyutu oranı nedir?

Türkiye’de herhangi bir gelir girmeyen evlerde yaşayan çocuk sayısı 3 milyon 276 bin. Bu rakam mesela Türkiye’deki toplam çocuk nüfusunun yüzde 14.4’ü. Bu 2020 rakamı. Ben 2021’de bu oranın çok daha yüksek olacağını düşünüyorum.

AÇ VE YOKSUL SAYISI: 66 MİLYONA ULAŞTI

Genelleştirebilir miyiz bunu?

BM, 109 ülkede 5.9 milyar insan arasında yapılan bir araştırma yapmış. Buna göre 1.3 milyar insan çok boyutlu yoksulluk yaşıyor. Bunun 644 milyonu da 18 yaş altı çocuklar oluşturuyor.

Tüketici Hakları Derneği (THD), TÜİK ve Türk-İş’in verilerini kullanarak Türkiye’deki aç ve yoksul sayısını ortaya çıkardı. THD’nin hesaplamalarına göre, 2021 yılı Haziran ayı itibariyle Türkiye’de 16 milyon aç, 50 milyon da yoksul insan yaşıyor. Bu rakamlara göre aç ve yoksulların toplam sayısı 66 milyon kişiye ulaştı. Türkiye nüfusunun 83.8 milyon olduğu dikkate alındığında, ülkede sadece 17.8 milyon kişi aç veya yoksulluk sorunu yaşamadan rahat bir hayat sürüyor.

Yoksul ailelerin katılacağı, söz sahibi olacağı projeler yapılmalı.

Pandemi tüm dünyada yoksulluğu artırırken, Türkiye’deki yoksulluk artışına dair Dünya Bankası çarpıcı veriler yayımladı. Dünya Bankası’nın Türkiye Ekonomik İzleme raporunda, 2018’de Türkiye’de 6 milyon 939 bin olan mutlak yoksul sayısının 2019’da 8 milyon 420 bine, 2020’de 10 milyon 171 bine yükseldiği tahmini yer aldı.2018’de nüfusa oranla yüzde 8,5’e gerileyen mutlak yoksulluk oranının da ekonomik kriz sonrasında 2019’da yüzde 10,2’ye, 2020’de yüzde 12,2’ye yükseldiği belirtildi. Mutlak yoksul sayısı 2019’da 1 milyon 481 bin kişi, 2020’de 1 milyon 751 bin kişi, iki yılda toplam 3 milyon 232 bin kişi arttı.

Bu veriler çıktığı zaman daha kapsamlı ve uzun erimli projeler ortaya koymamız gerekiyor. Yılları değil kuşakları içine alan, kamu, yerel yönetimler, sivil toplum ve uzmanların katıldığı çalışmalar olmalı bunlar. Yoksul ailelerin katılacağı, söz sahibi olacağı projeler yapılmalı.

HERKESE ULAŞMAYA ÇALIŞIYORUZ

Siz kaç bölgede kimlerle (kamu, yerel yönettim, üniversite, STK vs)  çalışıyorsunuz?

Derin Yoksulluk Ağı kurulduğunda İstanbul’un 32 ilçesinde çalıştı. 3 binin üzerinde aileye temel ihtiyaçlarını gönderdi. Şu anda İstanbul’da 360 aileye destek sağlıyoruz.

Kaç insana dokundunuz siz kişisel olarak?

Bana kişisel olarak soruyorsanız bu 20 yıllık süre içinde derin yoksullukla ilgili tüm ülkede yaptığım çalışmalarda en az 2 milyon ailenin hayatına bir biçimde dokundum.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
46,896TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI