Çarşamba, Haziran 12, 2024

Yerel seçim öncesi aşılması gereken bazı bariyerler konusunda öneriler

CHP’nin rakip partilerin açık müzakerelere ne diyeceğini umursamaması ve endişe ile hareket etmemesi gerekir. Daha önce AKP ve Erdoğan bu nevi iş birliklerine gittiğinde “muhalefet ne der” diye hiç umursamadı. 

GİRİŞ

Yerel seçimlere giderken CHP’nin özellikle büyükşehirlerde başarılı olmasının önünde duran bazı bariyerler var. Bunları aşmadan başarıya ulaşma şansı zor. Tabi buna karşı avantajlı olduğu durumlar da yok değil. Sahip olunan avantajları başka bir yazıya bırakarak bu yazıda karşı karşıya olduğu bazı dezavantajlara da dikkat çekmek istiyorum.

Seçimi kazanmak için bu noktalar üzerinde çalışmak önemli görünüyor.

CHP’NİN İÇİ

Yaklaşık dört ay önce önemli bir genel seçim yaşadık. Şimdi bu seçimin ardından yaklaşık altı ay sonra yerel seçimlere gidiyoruz. “Genel seçimlerin gölgesi” hâlâ devam ediyor. Genel seçim sürecinde kazanma konusunda beklenti çok yükseltilmişti. Fakat seçim kazanılmayınca seçmen kitlesinin önemli bir bölümünde derin bir hayal kırıklığı meydana geldi.

Bu süreçte “değişim” talebi dillendirildi. Değişim bu travmayı atlatma konusunda rol oynayabilirdi. Ancak parti yönetiminin yenilgiyi biraz es geçmesi ve değişim konusunda adım atmaması bu kitleyi önce öfkelendirdi, ardından bu öfkeli hâl giderek “duygusal bir kopuşa” yol açtı.

Duygusal kopuş yaşayan kızgın seçmen kitlesi şu anda “sandığa gitmeyeceğim” diyor. Bu husus aşılması gereken en önemli handikapların başında geliyor.  Diğer bir deyişle, CHP yönetiminin yenilgi sonrası tavrından ve tutumundan rahatsız olan bir kesim deyim yerindeyse sandığa küsmüş durumda. Kendince bu şekilde “intikam” alacağını düşünüyor. İşte bu durum yerel seçimlerin kazanılması konusunda aşılması gereken büyük bir handikabı oluşturuyor.

Bir de bunun tam tersi bir durum var. “Değişim” konusundaki görüş ve talepleri yersiz bulan bir kesim de var. Bunlar yapılanların doğru ve yanlış olduğuna bakmaksızın Genel Başkanın etrafında birleşerek duygusal bir biçimde savunmaya geçti. Bu kesim çoğunlukla Alevi tabandan ve seçmenden oluşuyor. Değişim talebini, sanki Kılıçdaroğlu’nun şahsına yapılmış bir haksızlık gibi algılayan bu kesim, özellikle basının da kışkırtması ile bazı başkanlara cephe almaya itti. Bu konuda da önlem alınması önem arz ediyor.

Diğer bir husus da beş yıllık süreç içinde bazı başkanlara karşı oluşmuş kimi tepkilerin seçimde nasıl yansıyacağı konusudur. Bazı partili çevreler büyükşehirlerde beş yıllık icraat süreci içinde şu ya da bu nedenle kimi başkanlara ulaşamamış ya da bazı talepleri yerine gelmemiş olabilir. Bunlar da “kendi iktidarım dönemimde neden bunu yaşamıyorum” diye kızgınlar. Sonuçlarını düşünmeden hınçlarını sandığa gitmemek ya da oy vermemek biçimde gösterme eğilimindeler. Sayıları az olsa da bu her bir oy rakibe iki oy olarak yazılacağı düşünüldüğünde toplamda çarpan etkisi yapabilir.

Bu üç kesimin çapraz negatif etkisinin yapacağı çarpan etkisi rakip partilerin lehine işleyecektir. Daha seçime altı ay var. İşe içerden başlamak, bu süre zarfında bu üç noktadaki direnci bertaraf etmek, bu kitleleri ikna etmek seçimlerin kazanılması için önemli.

Meral Akşener’in Afyon konuşması ve sonraki konuşmaları GİK toplantısı sanki seçime ayrı girecekler gibi addedilse de İstanbul, Ankara başta olmak üzere desteklemek konusunda başka bir şansları olduğunu düşünmüyorum.

 

HDP/YSP

Yeşil Sol Partinin (YSP) seçimde aday çıkarması ve ayrı girmesi sonuçları etkileyebilir. Bu noktada kazan kazan politikası ile ayrı girmenin önüne geçilmelidir. Özellikle YSP konusunda AKP ve Cumhur İttifakının hazırladığı tuzaklara düşülmemelidir. YSP de AKP kadar meşru bir partidir. Bu konuda iktidara benzeyerek değil ona karşı mücadele ederek iktidara ilerlenebilir. Cesur davranılarak kazan kazan politikası ile, ilçeler ve meclis bazında bazı iş birliklerinin yapılması gerekir. Bütün için bazı parçaların feda edilmesi kazanmanın doğasında vardır.

Unutulmamalı ki bu seçimin de kilit partisi 2019’da olduğu gibi HDP/YSP ve Kürt seçmendir. Parti bazında bir iş birliği işleri kolaylaştırılacaktır. Ancak YSP artık “arka kapı diplomasisi” yerine “açık kapı diplomasisi” ile halkın önünde şeffaf ve net diyalogdan yana olduğunu ileri sürüyor. CHP’nin bu anlamda şeffaf davranmaktan çekinmemesi gerekir.

Daha ziyade “rakipler ne der” düşüncesi bu nevi görüşmeleri zora sokar. YSP anayasa ve yasalara göre kurulmuş, TBMM’de başkanvekili, komisyonlarda üyeleri, mecliste vekilleri olan yasa çıkarılmasına katkısı olan yasal ve meşru bir partidir. Bu partinin seçimler öncesi kriminalize edilmeye çalışılması iktidarın kurduğu bir tuzaktır ve ne yazık ki muhalefet de zaman zaman bu tuzağa düşmektedir.

O halde başta CHP olmak üzere muhalefet bu konuda nasıl davranmalı? CHP’nin rakip partilerin bu açık müzakerelere ne diyeceğini umursamaması ve endişe ile hareket etmemesi gerekir. Daha önce AKP ve Erdoğan bu nevi iş birliklerine gittiğinde “muhalefet ne der” diye hiç umursamadı. O halde muhalefet neden zaten her koşulda aleyhte konuşan iktidarı bu konuda önemseyip atacağı adımlardan kendini menediyor?

Buna rağmen iş birliği sağlanmayabilir. Bu iş birliği sağlanmadığı taktirde ise seçmeni sandıkta birleştirecek çalışmalar ve cesur atılımlar yapılmalıdır.

KANAAT ÖNDERLERİ

Başkan adayları belediyecilik modellerini, hedefleri, projeleri ve kadroları bakımından topluma açıklıkla deklere etmeliler. Önümüzdeki süreçte kentsel yaşam olanaklarını ve yeni nesil belediyecilik anlayışını açıklığa kavuşturmaları bu konuda halka umut ve güven vermeleri şart.

Bu noktada STK’lar, dernekler, vakıflar, iş adamları, kanaat önderleri ile bir araya gelmek onlar üzerinden kitlelere ulaşmak önemli. Varsa hizmetlere yönelik talepleri dinlemeli ve birlikte yol yürüme konusunda kendilerine güven verilmelidir.

Bu kitleler özellikle iktidarın baskıcı politikalarından, hayat pahalılığından memnun değiller. Bu memnuniyetsizlikleri iyi örgütlenmelidir. Birçoğu henüz kime oy vereceği konusunda bir karar varmış değilse bile kime oy vermeyecekleri konusunda kararlılar.

İYİ PARTİ

Meral Akşener’in Afyon konuşması ve sonraki konuşmaları GİK toplantısı sanki seçime ayrı girecekler gibi addedilse de İstanbul, Ankara başta olmak üzere desteklemek konusunda başka bir şansları olduğunu düşünmüyorum. Çünkü İYİ Parti seçime tek başına girdiği taktirde tek bir büyükşehir ve tek bir il kazanamaz. Siyaset bile bile kaybetmek üzerine değil kazanmak üzerine kurgulanan bir çabadır. Bu nedenle de imkân dahilinde olanı mümkün kılma sanatıdır. O halde bile bile kaybetmeye oynamak muhalefete de kaybettirir ve iktidarın değirmenine su taşır. Eğer İYİ Parti iktidara karşı ise ona göre davranmak zorundadır.

“Biz CHP’ye kazandırmak için kurulmuş parti değiliz” söylemi sığ ve gerçekten uzaktır. Çünkü CHP ile iş birliği pat diye bu seçimde ortaya çıkmış değil. İYİ Parti’yi siyaset sahnesinde tutan ve CHP’nin vekil transferi ile başlayan süreç üç seçimdir sürüyor. Bugüne kadar bu iş birliği sürdürülürken böyle bir tavır sergilemeyen İYİ Parti’nin şimdi böyle davranması manidardır.

Buna rağmen kazan kazan politikası uygulanabilir. Elbette onların da talepleri olacaktır. Fakat bunları makul ölçülerde tutmak önemlidir. İYİ Parti’nin YSP tavrı kendisini bağlar, CHP’yi bağlamaz. O yüzden CHP’nin her iki parti (ve her iki seçmen kitlesi) ile de ilişkileri dengeli götürmesi önemli. Bir taraf kazanılırken öbür taraf kaybedilmemelidir.

Diyelim ki İYİ Parti aday çıkardı ve seçime tek başına girdi. Kanaatim o ki, genel seçimde aldıkları oyun yarısını bile alamazlar, geri kalan seçmen kitlesi AKP karşısında kazanabilme ihtimali olan adaya kayacaktır, bunlar batıdaki büyükşehirlerde İstanbul Ankara başta olmak üzere CHP’nin adayları olacaktır. Hatta belki de AKP-MHP’ye gidecek bir kısım oyu çekmesi bakımından CHP adaylarının işine yarayan bir tablo ortaya çıkacaktır.

Bu yerel seçimler yerel seçimlerden fazlasını ima ediyor. Bu seçimler aynı zamanda AKP iktidarının gidişatını, uygulamalarının nasıl olacağını, diğer bir deyişle iktidarın uyguladığı politikaların şiddetini belirleyecektir.

 

SONUÇ

Bu yerel seçimler yerel seçimlerden fazlasını ima ediyor. Bu seçimler aynı zamanda AKP iktidarının gidişatını, uygulamalarının nasıl olacağını, diğer bir deyişle iktidarın uyguladığı politikaların şiddetini belirleyecektir. Muhalefet kazanırsa iktidar politikalarını bu kadar şedit uygulayamayacak ve hatta belki iktidarın ömrü beklenenden de kısa olacaktır.

Aksi olursa, yani iktidar CHP’nin 2019 seçimlerinde AKP ve MHP’den aldığı büyükşehirleri (en azından bir kısmını-özellikle de İstanbul’u) kazanırsa o taktirde hem politikalarının şiddetini bu öz güvenle yükseltecek ham ondan sonra yapacağı bütün olumlu olumsuz uygulamalarının meşruiyetinin temeline kazandığı bu iki seçimi koyacaktır. Bu da bütün muhalefetin ve o arada bu uygulamalardan ve politikalardan mustarip kitlelerin beş yıl daha iktidara mahkûm olması demektir. Bunun vebalı ve sorumluğu kazanmak mümkünken kaybeden ve özellikle de kaybettiren muhalefet partilerin boynunda olacaktır.

 

 

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

spot_img
PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
60,616TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI