Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski başdanışmanlarından, AKP Ankara Milletvekili Aydın Ünal bugün Yeni Şafak’ta yayınlanan köşe yazısında CHP Parti Meclisi’nin yayınladığı bildiriyi hedef aldı.

Ünal, “Anadolu ihtilaline karşı küresel CHP” başlıklı yazısında CHP’yi terörü ve teröristi savunmakla suçluyor. AKP’li vekil, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını kaybedişinin 78. yıl dönümünde yazdığı yazıda Cumhuriyet’in Kur’an eğitimini yasakladığını, camilere giden yolları kapattığını ve ezanı bozduğunu iddia ediyor.

Aydın Ünal’ın yazısının tamamı şu şekilde:

“CHP Parti Meclisi zehir zemberek bir bildiri yayınladı. Bildiri, usta bir kalemden çıkmış. Aynı anda, hem HDP/PKK, FETÖ ve DAİŞ’e sahip çıkıyor, hem teröre karşı olduğunu söylüyor, hem de bu terör örgütlerini, örgütlerin de rızasıyla araçsallaştırarak AK Parti ve Cumhurbaşkanı’na karşı saldırı malzemesi olarak kullanıyor.

Bunu geçelim… Bildirideki en önemli nokta, “cumhuriyetin tehdit altında olduğu” iddiası. Şu yaşıma kadar bu iddiayı belki milyon kere duymuşumdur; ancak ilk kez, bu iddianın gerçek olduğunu idrak ettim. Evet, Kılıçdaroğlu’nun cumhuriyeti; cumhurun cumhuriyeti, halkın, milletin cumhuriyeti karşısında; güçlü, demokratik, itibarlı, kucaklayıcı cumhuriyet karşısında; yani “Anadolu İhtilali” karşısında tehdit altında.

Konumuzla ilgisi olmasa da, şu tarih notunu da buraya iliştiriverelim. İngilizler ve Fransızlar, 1915’te, İstanbul’u işgal etmek için Çanakkale Boğazı’na saldırdılar. Arkalarında 100 bini ölü olmak üzere 250 bin zayiat bırakarak geri döndüler. İngiltere büyük sarsıntı yaşadı. Bundan 1 sene sonra, İngilizler bu sefer Kut-ül Amare’de 23 bin ölü ve yaralı, 13 bin esir bırakarak Türklerin önünden çekildiler. 1918 yılında ise, nihayet emellerine ulaştılar, İstanbul’u işgal ettiler.

İlkokul 1. Sınıftan itibaren İnkılap Tarihi dersleri okuduk, yetinmedik, üzerine kendimiz de tarih kitapları okuduk; ama, İngilizlerin, İstanbul’u işgal etmek için yarım milyon zayiat verdikten sonra, 1923’te tek kurşun atmadan, Türk ordusundan da tek kurşun yemeden, İstanbul’dan neden çekildiklerinin cevabını hiç öğrenemedik. Bunu geçelim, zaten konuyla ilgisi yok…

Cumhuriyet, bir Batılılaştırma/modernleştirme projesi uyguladı. Hilafet kaldırıldı, alfabe, kılık kıyafetler, takvim, ölçü birimleri değiştirildi. Kur’an eğitimi yasaklandı, camiler ve camilere giden yollar kapatıldı, ezan bozuldu. Hatta türkü söylemek, türkü dinlemek bile yasaklandı.

Toplumu formatlamak için yapılan uygulamalar zulme dönüşünce, milletin içinde kin ve öfke birikmeye başladı. Bu kin ve öfke, ilk kez, 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkası’yla gün yüzüne çıktı. İşler rayından sapıyordu, SCF’nin ömrü kısa sürdü. Ardından, Demokrat Partiyle, Adalet Partisi’yle, ANAP’la, Refah Partisi’yle milletin kin ve öfkesi tekrar tekrar tezahür etti. Her seferinde, “raydan çıkan” sistem, çeşitli yollarla, ama en çok da darbelerle “rayına oturtuldu”.

3 Kasım 2002 seçimleri, evet, yeni bir Anadolu ihtilaliydi. Cumhurun cumhuriyeti bir kez daha “Kılıçdaroğlu’nun cumhuriyeti’ne” karşı zafer kazanmıştı. Türkiye bir kez daha, milletin basıncıyla “raydan çıkmaya” başlamıştı. Türkiye’yi rayına oturtmak için darbe senaryoları yazıldı, bildiriler yayınlandı, Gezi gibi kalkışmalar tertip edildi, yargı darbesi denendi, terör yoluyla, ekonomik kriz yoluyla seçimler etkilenmek istendi. Hiçbiri olmayınca, en etkili yönteme, darbeye başvuruldu.

Ne var ki, millet, 15 Temmuz’da, Anadolu ihtilalinin sancağını, cumhurun cumhuriyetinin sancağını, “Kılıçdaroğlu’nun cumhuriyetinin” tam kalbine var gücüyle saplayıverdi.
Sadece FETÖ, HDP, PKK, DAİŞ değil; CHP de “Kılıçdaroğlu’nun cumhuriyetini” korumakta yetersiz kaldı. Medya, sermaye, aydınlar, STK’lar, terör örgütleri, ajanlar, sahte hocalar, provokasyonlar, hepsi milletin kararlı yürüyüşü karşısında etkisiz oldular.
Batı, Türkiye içindeki “müttefiklerinin” beceremediği işi bizzat kendisi yapmak için kolları sıvadı. Beceriksiz ajanları kenara çekti, olaya bizzat dahil oluverdi.

Batı’nın ithamları sizlere de tanıdık gelmiyor mu? “Hitler” diyorlar, “seçim her şey değildir” diyorlar, “diktatör” diyorlar, “otoriter” diyorlar, “millet iradesine saygımız yok” diyorlar, “DAİŞ’e destek veriyorsunuz” yalanını söylüyorlar, kendi ajanlarının basın ve ifade özgürlüğünü savunuyorlar, “terör örgütlerine dokunmayın”, yani, “kodlarla oynamayın, Türkiye’yi ‘rayından’ çıkartmayın” diyorlar.

CHP’nin hep söylediğini, şimdi Batı söylüyor: “(Kılıçdaroğlu’nun) cumhuriyeti tehdit altında” diyor.
Batı, tıpkı CHP’nin yaptığı gibi, bir yandan teröre karşıymış, insan haklarının yılmaz savunucusuymuş gibi yapıyor; ama aynı anda, Türkiye’nin terörle mücadelesini engellemek, terörü ve teröristi savunmak için feryad figan bağırıyor.
Aslında tek bir hedefleri var: Rayından çıkan Türkiye’yi, yeniden rayına yerleştirmek; Anadolu ihtilaliyle artık milletin hükümdar olduğu Türkiye’yi tekrar elitlerin egemenliğine teslim edebilmek.

Konuyla yine ilgisi yok ama; İstanbul’u işgal için yarım milyon insan zayiatı verenler, elbette İstanbul’u öyle kolay kolay sahibine, millete teslim etmezler.

“İlk sahnede dolu bir silah göründüyse” diyor Anton Çehov, “sonraki sahnelerde o silah mutlaka patlamalı…”

İngilizler İstanbul’dan giderken, Türkler İstanbul’a girerken silahlar göründü ama 93 yıldır o silahlar patlamadı.

Kim bilir, belki de ertelenmiş bir hesaplaşmanın arifesindeyiz.

Onlar kolay vazgeçmeyecekler; biz ise asla vazgeçmeyecek, boyun eğmeyeceğiz.

Çok zor bir süreçteyiz. Lakin, tam da olmamız gereken yerde, Hakk’ın peşinde, kaçınılmazın içindeyiz. Allah yar ve yardımcımız olsun…”