Eğitim alanı, on dördüncü yılını deviren ve bugüne kadar altı bakan eskiten AKP iktidarında nelere tanık olmadı ki? Erkan Mumcu, Hüseyin Çelik, Nimet Çubukçu, Ömer Dinçer, Nabi Avcı… Her biri eğitim alanını büyük adımlarla piyasalaştırıp gericileştiren bir sürecin mimarları. Yeni Milli Eğitim Bakanı ise bir önceki AKP hükümetinin Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz oldu. Savunma Bakanı eğitimden ne mi anlar? Sorun da bu ya! Eğitimden anlamasına gerek yok. Savunma Bakanlığı döneminde Kürt coğrafyasındaki okulları özel harekâtçı karargâhı haline getiren Yılmaz, şimdi, 4+4+4 sistemiyle bir gericileştirme yuvası haline getirilen eğitim alanına Saray’ın 3+3+3+4 eğitim sistemini devreye sokarak yeni bir tüy dikmeye hazırlanıyor.

Bakan, eğitim hakları savaşla gasp edilen çocuklara, “devamsızlıklarını silme” hediyesini bahşederken, gerici eğitim sisteminin sahici mimarları Eğitim Bir-Sen ve gerici vakıflar “yeni nesil” inşası projesinin son hamlesinin hazırlıklarını tamamlıyor.

SERMAYELEŞEN DİN, DİNSELLEŞEN EĞİTİM

Eğitim alanı, Dünya Bankası tarafından açılan; piyasacı STK’lar, sermaye ve dinci vakıfların doluştuğu; Eğitim Bir-Sen tarafından ideolojik formatı atılan bir yolda; dinselleştirme ve piyasalaştırma yolunda tam gaz ilerliyor. Sadece son iki yıllık AKP iktidarı döneminde, eğitimin piyasalaştırılması sürecinin “özel okul oranını artırma” hedefi doğrultusunda özel okullara 2 milyar TL’ye yakın para aktarıldı. 4+4+4’e geçilmeden önce ilköğretimde özel okul sayısı 931 iken, bu sayı, 2015-2016 eğitim-öğretim yılında bin 389 özel ilkokul, bin 555 özel ortaokulla toplam iki bin 944’e ulaştı. Kısacası 4+4+4, gerek okul sayısı, gerekse öğrenci sayısı açısından eğitimde özelleştirmenin en hızlı dönemi oldu; kamusal eğitim çökertilip özel öğretim devlet desteğiyle ihya edilirken, özel lise sayısı 2,8 kat, özel liselere giden öğrenci sayısı ise 2,7 kat arttı.

Geriye kalan kamu okulları ise, imam hatiplere verilen özel teşviklerle hızla imam hatipleştirildi. Okul dönüşümleriyle imam hatiplerin yaygınlaştırılması, “seçmeli” adı altında sunulan din derslerinin zorunlu kılınmasıyla başlayan süreç bugün, hem okulların imam hatibe dönüşmesi hem de eğitimin içeriğinin topyekun dinselleştirilmesi süreci olarak yaşanıyor. 2015-2016 eğitim-öğretim yılında bin 662’si bağımsız, 339’u imam hatip lisesi bünyesinde toplam bin 961 imam hatip ortaokulu bulunuyor. İmam hatip ortaokullarındaki sayısal artış sadece okul sayısı ile de sınırlı değil. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında imam hatip ortaokullarında okuyan toplam öğrenci sayısı 94 bin 467 iken, 2015-2016 eğitim öğretim yılında 5 kat artarak 458 bin 997’ye ulaştı. 2012-2013 eğitim yılında 708 imam hatip lisesinde 380 bin 371 öğrenci okurken, 2015-2016 yılında bin 149 imam hatip lisesinde okuyan öğrenci sayısı 558 bin 870 oldu.

PAKMAYA’DAN İMAM HATİBE BİR EĞİTİM HAKKI SAVUNUCUSUNUN ÖYKÜSÜ

MEB’in imam hatip ortaokullarına yönelik özel teşvik politikaları, eğitim alanını ahtapot gibi sarmaya devam ediyor. İstanbul’da Sultanbeyli, Sancaktepe, Kartal İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri ilkokullara yazı göndererek öğrencilerin imam hatibe teşvik edilmesi amacıyla imam hatip okullarına gezi düzenlenmesini istiyor. Bu hamlelerden biri olan “Her okula bir imam hatip sınıfı” projesi ise devam ediyor.

4+4+4 sonrasında yaygınlaşan imam hatipleşmeye karşı veli-semt/mahalle direnişleri de bu hamlelerle birlikte yeniden yükseliyor. Dönüştürülmek istenen birçok okulda olduğu gibi, İstanbul 4. Levent’te bulunan İsmail Tarman Ortaokulu’nda da dönüşüme karşı direniş, velilerin ve okulun bulunduğu Konaklar semti sakinlerinin ortak mücadelesine dönüşüyor. Direnişe katılan bir velinin öyküsü ise, eğitimde piyasalaşma ve dincileştirmeye karşı verilen mücadelenin özeti gibi: Okulların katkı parası ve sermaye sponsorluğuyla piyasalaştırmaya açıldığı günlerde en yüksek katkı paralarıyla kayıt olunabilen Maçka Ortaokulu’nun adının “Pakmaya Ortaokulu” olarak değiştirilmesine karşı okul aile birliği başkanı olarak mücadele ettiği için hakkında dava açılan velilerden biri, şimdi imam hatipleştirmeye karşı mücadele ediyor. Veliler arasında, önceki okulları imam hatipleştirildiği için sığındıkları yeni okulun da dönüştürülmesine karşı mücadele eden birçok veli var.

“HEPİMİZ ENSAR’IZ” CEPHESİ YA DA 3+3+3+4 SİSTEMİ

“Hepimiz Ensar’ız” cephesi, 4+4+4 sonrası süreçte eğitim sistemini mekan, kadro, istihdam, örgütlenme, müfredat, yayınlar, sosyal etkinlikler, okul yaşantısı, değerler eğitimi ve denetim sistemleri gibi sayısız alanda gerçekleştirilen gerici düzenlemelerle, yeni bir nesil inşa etme harekatının başlıca aracı haline getirdi. 4+4+4 hedefleri, şimdi 3+3+3+4 eğitim modeliyle bir üst aşamaya taşınmaya çalışılıyor. Okula başlama yaşının 4 yaşa düşürülmesiyle birlikte, 0+1+2 ilk bölüm, 3 yıl ilkokul, 3 yıl ortaokul, 4 yıl da lise öğrenimi olarak düzenlenirken, şimdilik pilot uygulamalarla eğitime dahil edilen sübyan mektepleri böylece kurumsallaştırılabilecek.

MEB YETKİLERİYLE DONATILAN MAARİF VAKFI

Bu yeni saldırılar öncesinde iktidarın kirli işlerini yürüten, yolsuzluklarının üstünü örten, kara para aklama mekanizması olarak işlevlendirilen cemaat ve vakıflara da yeni misyonlar yükleniyor. Sırada Maarif Vakfı var. Mevcut yasal düzenek, vakıflar aracılığıyla yapılan bedelsiz bina, arsa ve bağışlar için “sıkıntı” yaratıyordu. Bu sorunlar şimdi Maarif Vakfı Kanunu ile yasal kılıfa sokularak çözülmek isteniyor. Tasarı, mecliste 30 ret oyuna karşılık 243 kabul oyu ile onaylandı. Maarif Vakfı, okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim, lise ve üniversite gibi eğitim kurumları açabilecek. Öğrencilere burs sağlayacak. Aynı zamanda bu yasa ile özel kurumlara yurt açma hakkı veriliyor (Vakıfların yükseköğrenim hariç özel yurt açması daha önce yasaktı). Böylece toplumsal çürümenin sureti Ensarların önü açılıyor. Ayrıca açılan/devredilen eğitim kurumlarında eğitmenlik, danışmanlık, akademisyenlik gibi görevler için kadro yetiştirmek de vakfın görevleri arasında yer alıyor. Milli Eğitim Bakanlığı görevleri sınırsız yetkiyle Maarif Vakfı’na devredilecek; yani bir yandan peşkeş çekme, kara para aklama gibi bir yığın usulsüzlüğün altına imza atılacak, bir yandan da biat eden bir nesil için harekete geçilecek.

‘GERİCİ-PİYASACI EĞİTİM REJİMİ’NE KARŞI TOPYEKUN MÜCADELE

Piyasalaştırma ve gericileştirme uygulamalarını bugüne kadar kaotik adımlarla ilerleten AKP iktidarının, artık diktatörlüğü kurumsallaştırma çabalarıyla paralel olarak yeni bir “eğitim rejimi” inşa etmekte olduğu söylenebilir. Kadınlara ve emeğe yönelik saldırılarla birlikte, bu “eğitim rejimi” diktatörlük programının en önemli yukarıdan aşağıya müdahale araçlarından birisi olarak işlevleniyor. Karşı karşıya olduğumuz, artık “eğitimin gericileştirilmesi” başlığına sığmayan ve başlı başına diktatörlük aygıtı biçimini kazanan bir “gerici-piyasacı eğitim rejimi” ise, bu eğitim rejimine karşı verilecek mücadele de, diktatörlükle halk arasındaki siyasal-ideolojik çatışmanın somut yıkıcı-kurucu bir hareket olarak örgütleneceği en önemli mücadele alanlarından birisi.