İnsanlığın var oluşuyla birlikte kendini gösteren “birlikte yaşama” dürtüsü zaman yolculuğunda küçük yerleşkelerden kentlere doğru gelişen bir süreç izlemiştir. Sanayi devrimi sonrasında ise, hızlı bir gelişim gösteren bu süreç kentlileşmeyi ve kent kültürünü de beraberinde getirmiştir. 

İnsanların “ihtiyaçlara ve sorunlara ortak çözüm bulma” arayışlarının sonucu ortaya çıkan bu yaşam tarzında, bugün artık metropollerden, mega kentlerden bahseder olduk. 

Küreselleşmeyle birlikte sadece sınırları değil, insan yoğunluğu da artan kentlerde ihtiyaçlar da, sorunlarla paralel doğrultuda artış göstermiştir. 

Ortaya çıkan bu tabloda; kentlileşme ve yerel yönetim olgusu için farklı ideolojik yaklaşımlar ortaya konmuştur. 

Her ne kadar alt başlıklarda çeşitlilik gösterse de, bütün ideolojik yaklaşımların buluştuğu tek bir ortak payda vardır. O da, kent yönetimi politikalarının sosyal ve demokratik taban üzerinde şekillenmesinin gerekliliğidir. 

Belediyelerin görevi, bir arada yaşamayı seçen insan topluluklarından oluşan kentlerde günlük yaşamı kolaylaştıracak faaliyetlerde bulunmaktır. O kentleri nelerin mutlu edeceğini? İhtiyaçlarının ne olduğunu? Ve çözümleri en iyi bilenler ise, o kentlerin yöneticileridir. 

Dünyada yerel yönetim kavramının ortaya çıkışı da bu gerçeğe dayanmaktadır. 

Her kentin sorunları ve ihtiyaçları coğrafik, sosyal ve ekonomik koşullar doğrultusunda çeşitlilik gösterir. 

Her kent sorununu olduğu gibi, çözümünü de yine kendi içinde barındırır. O kentleri nelerin mutlu edeceğini? İhtiyaçlarının ne olduğunu? Ve çözümleri en iyi bilenler ise, o kentlerin seçilmiş yöneticileridir. 

KÜRESELLEŞMEYLE ENTEGRASYONUN SAĞLANMASI 

Küreselleşme kimilerine göre; dünyanın ekonomik, politik, sosyal ve kültürel anlamda bütünleşmesi, entegre olması anlamına geliyor. Kimilerine göre ise, kuzu postundaki kurt… 

Bu kavramı ekonomik, politik ya da sosyolojik anlamda pozitif ve negatif açıdan değerlendirmek mümkün… İdeolojik görüşünüz doğrultusunda küreselleşme kavramını nasıl değerlendirirseniz değerlendirin, kabul etmemiz gereken bir gerçek var ki, o da dünya bu kavram etrafında yeniden yapılanmaktadır. Bunu inkar etme lüksüne sahip değiliz. 

Küreselleşmenin 20. Yüzyıldaki hızlı gelişiminde teknolojik devrim en önemli etkendir. 

Geleneksel birçok kurum, yapı ve yöntem yerlerini yenilerine bırakıyor. 

Yerel yönetimler de bu yeni yapılanma karşısında pozisyon belirlemek, yeniden şekillenmek zorunda kalmıştır. 

Olumsuzluklarını bir kenara bırakırsak, aslında yerel de oldukça önemli bir süreci beraberinde getirmiştir. Yurttaşlık bilinci gelişmiştir. İnsanlar artık, yaşadıkları kentlere sahip çıkmayı öğrendi. “Buyruk alan” özne olmaktan çıkıp sorgulayan, katılan, biçimlendiren bir kimlik oldu. Ülkemizde bunun en güzel örneği Gezi’dir. 

Kentleri kentlerde yaşayanlara rağmen yönetmek değil, onlarla birlikte yönetmek gibi bir anlayış üzerinden yönetim anlayışımızı yeniden şekillendirmek durumundayız. Gezi bize bunu anlattı. 

Kentte yaşayanların yaşadıkları mekanlara bu kadar sahip çıkıyor olması, kent yönetimlerinden talep ettikleri hizmet çıtasını da yükseltmektedir. Asfalt atıp, çöp toplamak artık yeterli değil. 

Geçmişin klasik belediyecilik anlayışı geçerliliği kaybetmiştir. Alt yapı ve hizmet üreten kurum olmaktan çıkıp, dünya pazarında rekabet edebilen kamusal hizmet üreten birimler haline gelmiştir. 

Hizmet anlayışı “vatandaş odaklı” hale gelmiştir. Baktığınız zaman, sosyal demokrat belediyecilik anlayışı da benzeri bir söylem üzerine şekillenmiştir. “Önce İnsan”… 

Bu noktada; sosyal demokrat belediyeciliği küreselleşmenin beraberinde getirdiği yeni koşullar doğrultusunda konumlandırarak, yeni nesil bir yerel yönetim anlayışıyla yeniden yorumlamak gerekmektedir. 

Sosyal demokrasinin “amiral gemisi” CHP’li belediyelere bu süreçte önemli görevler düşmektedir. 

EŞİT VE ADİL HİZMET DAĞILIMI

Biz de İzmir’in nüfus yoğunluğu bakımından en büyük 2. ilçesi olan Buca’da sosyal demokrat belediyecilik ilkeleri doğrultusunda, katılımcı, adil ve eşit hizmet anlayışıyla modern, sağlıklı ve güvenli bir kent yaratma hedefimize doğru emin adımlarla ilerliyoruz. 

Buca’nın geleceğini, kentin sahip olduğu değerler üzerine yoğunlaşarak, “tarih, turizm ve spor kenti” vizyonu çerçevesinde, bir bütün olarak planlıyor, projelerimizi bu doğrultuda şekillendiriyoruz. 

Hazırladığımız projeler sadece bir binadan ibaret olmadı. İster kültür, ister sağlık, ister sosyal amaçlı olsun bütün binalarımızın insanlarla buluşmasını sağladık. Bölge insanının o binada hayat bulmasını amaçladık. İhtiyaçları doğru belirleyerek, binaları konumlandırdık. 

Yaptığımız her proje aynı zamanda bir sosyal projemizin de temel taşı oldu. 

Sosyal demokrat bir belediye olarak, insan odaklı çalışmalarımızı çocuk ve genç, kadın, kültür, eğitim ve turizm başlıkları altında topladık. 

Bu doğrultuda hayata geçirdiğimiz sosyal projelerle bugün yüz binlerce Bucalı’nın yaşamına dokunuyoruz. Onların yaşamlarını kolaylaştırırken, karar alma süreçlerine dahil olmalarının yolunu da açıyoruz. Belediye Meclisimiz, Kent Konseyimiz, üniversitemiz, muhtarlarımız ve sivil toplum örgütlerimizle kentin sorunlarının belirlenmesinin yanı sıra çözümünde de birlikte yürüyoruz. 

Buca’da yaşayan herkesi kucaklayan, adil ve eşit hizmet anlayışımızla 2 yıl gibi kısa bir sürede önemli bir yol kat ettik. Farklı kültür ve inançlardan oluşan demografik bir yapıya sahip kentimizde ülkemize örnek olacak barış iklimini yakalamış olmamız da ayrı bir gururdur. 

Sosyal demokrat belediyeciliğin, yerelden evrensele uzanan, toplumun tüm kesimlerini kucaklayan; eşitliği, özgürlüğü, toplumsal adaleti temel alan ilkeleri ışığında yeniden planladığımız Bucamızı sağlıklı, güvenli, çağdaş ve yaşanabilir bir kent yapma mücadelemize Bucalıların 2 yıldır vermiş olduğu destek de ortaya koyduğumuz bu yeni yönetim anlayışının toplumsal kabul noktasında başarılı olduğunun sağlaması niteliğindedir.