Pazartesi, Nisan 22, 2024

Yaşanan siyasi krizdir, ekonomik değil!

Eğer bugün ekonomik kriz neden bu kadar derin sorusuna cevap arıyorsanız, mutlaka Erdoğan ve etrafındaki siyasilerin kendi gelecekleri için yarattıkları sermaye ve savaş imkânlarına bakmanız gerekir. Çünkü ekonomik krizin ardında bu var!

Tekrar etmekte yarar var. Yaşadığımız kriz ekonomik olmaktan önce siyasi bir krizdir. Onun için “Türkiye ekonomik krizden nasıl çıkacak” sorusu, “Türkiye’deki siyasi kriz nasıl çözülecek” sorusuna bağlıdır. Bu ikinci soru çözülmeden de birincisinin çözülmesi pek mümkün değildir. Bu nedenle de faizleri şöyle mi yapsak, kurları böyle mi durdursak, kredileri zorlaştırıp da yatırımları ve talebi mi kıssak yoksa…vs. türü soruların tümü anlamsızdır. Mehmet Şimşek’in ekonominin başına getirilmesi sadece ve sadece bir şovdur. Aynı şekilde Merkez Bankası’na yapılan atamalar da öyle. Bütün her şey önlenemez bir felaketin olmasından önce daha despotik bir yönetime varabilmek için kurgulanmış bir senaryo gibi duruyor. Yanılıyor muyum? Belki! Daha doğrusu yanılmayı isterdim. Ama öyle görünüyor ki gidişat bu yönde.

Bu nedenle de bugün ekonomistler değil siyasetçiler konuşmalı. Ne yapsak da bu gidişatı durdursak diye. Sahi siyasetçiler ne yaparlarsa ekonomik krizden daha hızlı kurtulmamız mümkün olabilir?

Bu sorunun cevabı özellikle AKP iktidarı boyunca uygulanan ekonomi politikaların analizinin yapılmasını gerektirir. Ama böyle bir analiz bu yazı çerçevesini aşar. O nedenle de ben sadece birkaç noktayı dikkatinize getireyim.

İlk olarak 2008 küresel krizinin etkilerini kontrol altına almak için Türkiye’ye dışarıdan önerilen piyasacı çözüm yollarının iktidarın kontrol alanını sınırlamak olarak algılanması, Erdoğan yönetimini ekonomik kararların daha merkezi biçimde alındığı bir yola doğru evrilmesine yol açtı. Ekonomik kararların “merkezileşmesi” arkasından siyasi kararların da “merkezileşmesini” getirdi. Dolayısıyla ülke yönetiminde Erdoğan’ın etrafında siyasi ve ekonomik büyük bir temerküz meydana geldi.

Bu sürecin arkasında siyaseten güçlenen Erdoğan uyguladığı ekonomik politikalarla kendi çerçevesinde zenginleşen ekonomik bir sınıf yarattı. AKP artık arkasında destek olarak Anadolu’nun küçük ve orta ölçekteki esnaf ve sanayicileri yerine özelleştirmeler ve devlet ihaleleriyle çok büyük bir sermaye sınıfının oluşumunu sağladı.

Bütün her şey önlenemez bir felaketin olmasından önce daha despotik bir yönetime varabilmek için kurgulanmış bir senaryo gibi duruyor. Yanılıyor muyum? Belki! Daha doğrusu yanılmayı isterdim. Ama öyle görünüyor ki gidişat bu yönde.

Bu gelişmeler ışığında kendini güçlü hisseden Erdoğan hem Kürt sorununu çözmek ve hem de Suriye’deki gelişmelerden nemalanmak üzere birtakım adımlar atmışsa da sonuçta Kürtlerin yaşadığı bölgelerde müthiş bir baskı ve manipülasyon gücüyle bir tür iç savaş koşulları yarattı. Bu durum Erdoğan’a çok daha büyük bir siyasi güç sağlarken aynı zamanda devlet kaynaklarını yalnızca inşaat vs. gibi alanlara değil silah ve savaş sanayii alanlarına da yöneltmesini mümkün kıldı.

Böylelikle siyasi gücün merkezileşmesiyle yaratılan ekonomik güç koşulları ülkedeki gelir dağılımının çok ciddi biçimde bozulmasına yol açtı. Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen sistemle, neredeyse hiçbir ekonomik kurala uymadan ekonomik kaynakları varlıklı kesimlere ve/veya varlıklı olmasını istediği kesimlere dağıttı.

Dolayısıyla bugün halk neredeyse ekmek bulamazken, büyük şehirlerin restoranlarında, kafelerinde ve eğlence yerlerinde inanılmaz bir zenginliğin izlerini görmek mümkün. Dolayısıyla, bugün ekonomik krizin oluşmasının arkasında bu iki gerçekliğimiz yatmaktadır.

Özetlersek, iktidarının uzun dönemli ve kalıcı olması için Erdoğan, bir yandan kendini destekleyen bir sermaye sınıfı yarattı, bir yandan da Kürt sorunu gibi bir sorunu çözmektense onun her zaman için bir tehlike olduğuna toplumu inandırarak devlet harcamalarıyla bir savaş gücü elde etti. Yani eğer bugün ekonomik kriz neden bu kadar derin sorusuna cevap arıyorsanız, mutlaka Erdoğan ve etrafındaki siyasilerin kendi gelecekleri için yarattıkları sermaye ve savaş imkânlarına bakmanız gerekir.

Çünkü ekonomik krizin ardında bu var!

Buradan aslında ne yapmak gerektiği konusuna geliyoruz ama o da bir başka yazının konusu olsun!

 

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

spot_img
PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
60,616TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

2 Yorum

  1. Piyasa ekonomisi ancak serbest olursa ekonomik kalkınma sağlayabilir.

    Serbestlik rekabet ve doğal olarak ilerleme sağlar.

    Sadece verimli olan şirketler ayakta kalır verimsiz olanlar iflas eder. Evrimin kuralları mükemmel olmasada iyi kötü bir gelişme sağlar.

    Serbest olmayan piyasa ekonomisinde ise ayakta kalma şartı verimlillik değil iktidara yamanmaktır.

    Tabi sadece serbestlik tek başına ekonomik kalkınma sağlamaz ama serbest olmayan piyasa ekonomisinin bir avuç insan dışında kimseye bir faydası olmaz. Kapitalizmin kötü yanları ( gelir dağılımı bozukluğu / gayri resmi kölelik düzeni ) fazlasıyla vardır ama iyi yanları ( verimlilik artışı / bireysel özgürlük ) neredeyse hiç yoktur.

    Rusya ekonomisi bu yüzden bu halde.

    Türkiye eskiden böyle değildi piyasa ekonomisi iyi kötü serbestti ama artık Türkiye’de Rusya gibi oldu.

  2. Kürt sorunu İngilizler tarafından Osmanlı son döneminde yapay olarak Kürt Teali Cemiyeti ve benzer bazı sivil toplum kuruluşları kurdurularak yaratılmıştır.Amacı,Osmanlı devleti yıkılınca en büyük payı ve özellikle ortadoğu’daki petrol bölgelerini almaktı.Başarılı da oldu.Bu sorun hala ülkemizin ve halkımızın 1.sorunu olarak politik alanda duruyor.Zaten yapılan hesaplamalara göre 40 yılda 3 trilyon dolarlık bir maliyeti olduğu hesaplanıyor.1 trilyon dolar ek askeri harcamalar 2 trilyon dolar da yapılamayan tarım üretimi ve hayvancılık kayıpları.Tabii Kürt kardeşlerimizde bizimle birlikte fakir kaldı.AKP,bilindiği gibi bir batı emperyalizmi projesidir.Kaynak:Dr.Merdan Yanardağ/Bir ABD Projesi Olarak AKP.Emperyalizme hizmet ederken kendi zengin sınıfını da yaratmıştır.Ayrıca “din” faktörünü en iyi kullanan partidir.Bu durumda demokrasi isteyen tüm grupların yerel seçimlere tek bir Demokrasi Blok’u olarak girip AKP’den ve ittifakından fazla oy alması gerekmektedir.Bu sağlanırsa belki iktidar bir erken genel seçime zorlanabilir.Bunun için yani Demokrasi Bloğunun kurulabilmesi için her partinin kendi düşünce ve eylem tarzını bir kenara bırakıp sadece bu yerel seçim için birlikte hareket etmelidirler.Bu bir çözüm olabilir.Syg.

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI