Bahçeli: “Türkiye’nin sorunlar yumağından kurtulması için tek yol Milliyetçi Hareket Partisi’dir”

Milliyetçi Hareket Partisi, ortağı AKP'ye rağmen resmi sitesine koyduğu ilan ile "tek başına iktidar" mesajı verdi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin sözlerinin paylaşıldığı ilanda, Cumhur...

Yasakların hukuki dayanağı var mı?

2002 yılında 3Y (Yasaklar, Yoksulluk ve Yolsuzluk) ile mücadele edeceğiz diyerek iktidara gelen AKP’nin 19 yıllık iktidarında baskıcı, dayatmacı ve otoriter bakış açısı, gün geçtikçe hukuk tanımaz hale gelirken, toplumun yasaklara ve yoksulluğa mâhkum edildiğine şahit oluyoruz.

Salgın sürecinde ciddiyetten uzak ve halk sağlığı ile bağlantısı olmayan birçok uygulamaya imza atan iktidar yöneticileri, salgını muhaliflerin sesini ve nefesini kısmak için fırsat görüp  “128 Milyar Dolar Nerede?” afişlerinin salgın bahanesi ile yasaklanmasına, feminist gece yürüyüşüne salgın engeli getirilmesine, Anayasal güvence altında olan haklarımızın kullanımında karşımıza “salgın tedbiri” ile engel olduklarında dertlerinin aslında salgın olmadığını; çifte standartlı uygulamaları, lebaleb kongreleri, kalabalık cenazeleri ile iktidarın gözünde “herkes eşit ama siyasal İslamı savunanlar daha eşit” olduğunu akıllara kazıdı.

Alkol konusunda adım adım gelen yasakların, yaşam tarzımıza, temel hak ve özgürlüklerimize doğrudan müdahalesi ile birlikte iktidarın toplumu dönüştürme amacını görmezden gelmek mümkün değil. Alkol yasaklarını sadece pandemi sürecinden analiz etmek doğru olmaz. 2013’te saat 22.00 sonrası satılması yasaklanan, reklamlardan ve ekranlardan kaldırılan alkol görüntülerinin devamında alkol tüketenlerin de marjinalleştirildiği yeni Türkiye yaratıldı.

Alkol yasaklarını hem hukuki açısından hem de iktidarın söylemleri açısından değerlendirmekte fayda var.

YASAK: ÖZEL HAYATA ÖLÇÜSÜZ MÜDAHALE

İl Hıfzıssıhha Kurulu Kararlarıyla ve genelgelerle yetkisiz kurullar tarafından temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmayacağını hukukun üstünlüğünü esas alan tüm ülkelerde söylemek mümkünken, şahsım devletinde basın açıklaması ile fiili yasak durumu getirir oldular.

Getirilen alkol yasağı Anayasa’da korunan “özel hayata” yapılan “ölçüsüz” bir müdahaledir.

Sokağa çıkma yasağı ile zaten sosyal mesafenin korunması amacı gerçekleştirilirken, toplumun sosyalleşme olanağının ortadan kalktığı koşullarda, alkollü içki satışının sosyal birliktelik sorununa sebebiyet vermesi zaten olanaksızdır. Ayrıca idarenin tüm işlem ve uygulamaları kamu yararını gerçekleştirmeye yönelik bir sebebe dayanmak zorundadır.

Oysa alkol tüketimine getirilen yasak ile kamu yararı arasında bir sebep ilişkisi bulunmadığı hepimizin malumudur. Söz konusu alkol yasağı ile birlikte en çok üzerinde duracağımız konu özel hayata açık ve keyfi müdahale olmalıdır. “Biz kimsenin yaşam tarzına müdahale etmedik” diyen iktidar yöneticileri 19 yıl içinde toplumun yaşam biçimini tek tipleştirmek için tüm imkanlarını kullanıp, kendi gibi düşünmeyenleri ya hukuk eli ile ya da söylemleri ile “öteki” yaparken, açıkça hukuk devletinin yok sayıldığı ve özel hayata sınır tanımaz müdahaleler özgürlüklerimize, demokrasi anlayışımıza giderek zarar vermektedir.

ANAYASA NE DİYOR?

Peki alkol satışı yasalara göre engellenebilir mi diye soranlar için cevabı peşinen verelim, siyasi iktidar insan hakları alanına müdahalede bulunamaz, müdahalede bulunması ancak ve ancak anayasal gerekçe ile mümkün olur. Anayasanın 13. Maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması Anayasanın özüne, ruhuna, demokratik toplum düzenine ve laik Cumhuriyetin gereklerine aykırı olamaz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre de temel hak ve özgürlüklere müdahalenin meşru sayılabilmesi için, kanunlara uygun olması, meşru bir amacı olması ve demokratik bir toplumda gerekli olma kıstasları aranmaktadır. Bu şartlar sağlanmadığı müddetçe müdahale kanunsuz sayılır. Getirilen alkol yasağının da yasal bir zemini bulunmadığı gibi doğrudan Anayasaya aykırı bir karar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gelelim iktidarın bu haksız yasağa yönelik söylemlerine; “Alkolün sosyal mesafeyi azalttığı, bütün dünyada bu uygulamaların olduğu, aile içi şiddetin artmasına sebep olduğu, alkolün bağışıklığı azalttığı” gerekçelerini art arda sıralayan iktidarın halk sağlığı konusunda samimi olduğuna inanmak mümkün değil. On binler ile kongreler yapan siyasi partinin yöneticilerinin “sosyal mesafe” konusunda toplumu uyarma haklarının artık kalmadığını düşünenlerdenim. Aile içi şiddetin hızla arttığı bir toplumda yaşarken İstanbul Sözleşmesi’ni bir gece ansızın Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kaldıran yöneticilerin kadına bakış açısı ve cinsiyetçi söylemleri hafızalarımızda tazeyken, dertlerinin ev içi şiddet olmadığını da görmek zor değil.

Alkolün bağışıklığı azalttığı ve salgını yaydığı yönünde açıklamaları yapan yöneticilerin bu yönde bilimsel bir bulgu olmaksızın alkol yasağı getirmesi “keyfi uygulamalarının dini referanslı adımları” olarak ülkemizde vücut buluyor. “Bu karara itiraz edenlerin Dünya’dan haberi yok” diyen yöneticilere Dünya’daki alkol sınırlaması getirilen ülkelerin aşırı alkol tüketim sınırlarını aştığı yerlerde uygulandığını, aşırı alkol tüketimi halinde bu gibi sınırlamaların makul olduğunu ancak Türkiye’nin Avrupa’nın en az alkol tüketen ülkesi olduğu gerçeğinde hak ve özgürlükleri hesaba katmaksızın sınırlama değil tamamen yasaklama politikasının ne hukuken ne de halk sağlığı açısından izahı olmadığını söylemek mümkün.

YASAK, YÖNETEMEYEN İKTİDARIN ÇARESİZLİĞİDİR

Alkol politikası bir kamu politikasıdır, tamamen yasaklamak yönetilemeyen bir politikanın varlığını gösterir. Çevresel faktörleri hesaba katmadan, alkolün zararlarını eğitim politikalarında işlemeden, toplumu bilinçlendirmeden, hak ve özgürlükleri hesaba katmadan doğrudan yasak getirmek makul olmamakla birlikte toplumu da kutuplaştıran bir sorun olarak karşımıza çıkar. Gelen sınırlandırmalar, kamu düzenini sağlamak şöyle dursun kamu düzenini bozacak niteliktedir. Siyasi iktidar salgın ile bağı kurulamayan, gerekçesiz bir kararla Anayasa’yı ihlal suçunu alenen işlemektedir. İktidar, kamusal alanı dini referanslara göre düzenlemek ve vatandaşının salgında ne içtiğini dert etmek yerine evine götüremediği ekmeğini, işsiz kalan gençlerini, yoksulluğa mahkum edilen vatandaşlarını düşünmeli. Dertleri sosyal devletin gereklerini yerine getirmek değil, toplumsal yaşamı kendi ölçütlerinde şekillendirmek ve ufak denemeler ile toplum nabzını tutarak bu denemelere toplumu alıştırıp hukuk dışılığını olağanlaştırmak…

Yasalara açıkça aykırı olan ve salgınla bağını kuramadığımız yasaklarla alkol, mum, ampul, kağıt, kalem, züccaciye ürünleri, pil vb. birçok ürünün satışına yasak geldi.  Geriye pandemiyi gerekçe gösterip yasaklamadıkları bir şey kaldı, o da DÜŞÜNMEK!

George Orwell’ın “Düşünün, çünkü henüz yasaklanmadı!” sözü günümüzde hukuksuzluğa karşı yol haritamız olsun. Henüz yasak değilken düşünelim, sorgulayalım, hakkımızı savunalım!

Gamze Pamuk Ateşli
1994 yılında Bursa’da dünyaya gelen Gamze Pamuk Ateşli, 2015 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmasının ardından 2016 yılından bu yana Bursa Barosu’na bağlı serbest avukat olarak çalışmaktadır. İnsan hakları savunucusu olan Ateşli bu alanda çeşitli sivil toplum örgütlerinde aktif görevlerde bulunmuştur. 2016 yılında CHP gençlik örgütlerinde siyasete başlayan Gamze Pamuk Ateşli 2018 yılında 36.CHP Olağan Kurultay’ında Parti Meclisi’ne seçilerek en genç üye olarak görev almıştır. Çocuk hakları alanında çalışmalarına ÇAÇAv ve Bursa Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nde devam etmektedir.
- Reklam -

SOSYAL MEDYA

13,554BeğenenlerBeğen
209TakipçilerTakip Et
30,665TakipçilerTakip Et
9,464AbonelerAbone

GÜNDEM

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da