Cumhuriyet Gazetesi davasında Yargıtay Başsavcılığı tebliğini tamamladı. Başsavcılık; Akın Aktalay, Orhan Erinç, Murat Sabuncu ve Hikmet Çetinkaya’nın beraatini talep etti. Cezası kesinleşenlere ise sirayet yoluyla bozma istedi. Emre İper ve Kemal Aydoğdu’nun ise hapis cezalarına onama istedi. Başsavcılık, tebliğnamede “Eleştiri ve yorum niteliğinde yapılan haberler, terör örgütlerine yardım suçuna vücut vermez” diye belirtti.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhuriyet gazetesi yazarlarıyla ilgili davaya ilişkin görüşünü tamamladı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhuriyet davasında verilen mahkumiyet kararlarının bozulmasını isterken, tebliğnamede “Eleştiri ve yorum niteliğinde yapılan haberler, terör örgütlerine yardım suçuna vücut vermez” dedi. Son kararı Yargıtay 16. Ceza Dairesi verecek.

İddianamede, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanvekili Akın Atalay, Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Erinç, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Yönetim Kurulu Üyesi ve yazar Hikmet Çetinkaya, yazar Aydın Engin’in hapis cezasının bozulmasını ve beraatına karar verilmesini istedi.

Habertürk’ten Fevzi Çakır’ın haberine göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı istinafta cezası kesinleşen ve halen bir kısmı cezaevinde bulunan Cumhuriyet gazetesinin diğer yönetici ve yazarları hakkında da önemli bir görüş sundu.

Başsavcılık, bozma kararlarını bu isimlere de sirayet ettirilmesi gerektiğini belirtti. Bu isimler şöyle: Kadri Gürsel, Bülent Utku, Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Önder Çelik, Güray Öz.

AHMET ŞIK KARARINA BOZMA

Başsavcılık tebliğnamesinde Yunus Emre İper’in 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasını onanmasını, Ahmet Kemal Aydoğdu’nun ise 10 yıl hapis cezasının onanmasını istedi.

HDP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın örgüte yardım suçundan aldığı 7 yıl 6 ay hapis cezasının bozulması ve Şık’ın örgüt propagandası ve devletin kurum ve organlarını alenen aşağılaması suçundan yargılanması gerektiğini belirtti.

Kadri Gürsel: 6 eski Cumhuriyetçinin daha fazla hapiste tutulmamaları için ne gerekiyorsa bir an önce yapılmalı

Cumhuriyet davasında 2 yıl 6 ay hapis cezası onanan gazeteci Kadri Gürsel, tebliğnamenin yayınlanmasının ardından Twitter’dan bir mesaj paylaştı. Gürsel mesajında “Yargıtay Başsavcılığı’nın Cumhuriyet davası hükümlülerine beraat istemesinin ardından 6 eski Cumhuriyetçinin daha fazla hapiste tutulmamaları için ne gerekiyorsa bir an önce yapılmalı” ifadesini kullandı.

Ahmet Şık: “Şahsıma yöneltilecek tek eleştiri eksik tespit yaptığımdır. Çünkü doğrusu, devletin seri katil olduğudur”

Ahmet Şık, kendisinin de yargılandığı Cumhuriyet Gazetesi davasına ilişkin Yargıtay görüşünü değerlendirdi. Şık, “Tıpkı diğerleri gibi bu da siyasal iktidarın talimatlarının gereğidir. Bu kararı, “Güzel” ya da ‘iyi’ diye yorumlamaya kalkışmak ise hukuksuzluğa meşruiyet gerekçesidir” dedi.

Ahmet Şık şu ifadeleri kullandı:

“Devletin katil olduğuna yönelik sözlerim nedeniyle şahsıma yöneltilecek tek eleştiri eksik tespit yaptığımdır. Çünkü doğrusu, devletin seri katil olduğudur. Nokta.

Her biri devletin ne olduğunun kanıtı olan sayısız örneği sıralamaya hiç gerek yok. Devleti ve kurumlarını aşağılayan, itbarını zedeleyen bunları yazan, söyleyen, eleştiren değil bşzatihi devlet adına bu rezillikler yapanlar ve onları koruyan, cezasızlıkla ödüllendirenlerdir.

Devlet içi çeteleşmenin kanıtı olan Susurluk soruşturmaları sırasında ortalığa saçılanlardan sonra suç örgütü kurmak ve yönetmekten hüküm giyen Mehmet Ağar, hangi devlet/hükümet adına emniyet müdürlüğü, içişleri ve adalet bakanlığı yaptı?

Musa Anter’i, Mehmet Sincar’ı JİTEM elemanları ve PKK itirafçılarıyla birlikte pusuya düşürüp öldürenlerin devlet görevlileri olduğu devletin kendi raporlarında yazmıyor mu?

Metin Göktepe’yi katledenler devletin üniformasını taşıyan polisler değil miydi? Sayısız işkence suçuna imza atanlar kim için çalışıyordu? Ali İsmail Korkmaz’ı sivil faşistlerle linç eden, Berkin Elvan’ı katleden polislerin işvereni kimdi?

Devletin katil olduğunu söylediğim twitter iletilerimi “Devletin kurum ve organlarını alenen aşağılama” anlamına geldiğini iddia eden yargı mensupları ve benzer düşüncede olanlara söyleyeceğim o ki, devletin katil olduğunum sayısız örneği varken siz aksini nasıl öne sürüyorsunuz?

Bizleri örgüt üyeliği ya da örgüt propagandasıyla suçlayanlara anımsatmak gerekir ki, geçmişte AKP’nin iktidar ortağı iken hukuktan saparak benzer kararlara imza atan Cemaatçi yargı mensuplarının örgüt üyeliğinden hapse atıldığını anımsatmakla yetineceğim.

Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı öldüren DHKP-C’lilerle yaptığım söyleşi de aynı gerekçelerle suçlama konusu edilerek yargılanmam talep edilmiş.
Beğenseniz de beğenmeseniz de suçlamaya çalışılanın adı gazeteciliktir. Bugün olsa dahi yine aynı haber/söyleşileri yapmakta tereddüt etmem.

Şimdi Yargıtay Başsavcılığı da AYM’nin hukuk ihlalini tekrarlayıp, Cemil Bayık ile yaptığım söyleşiyi “örgüt propogandası ve cebir/şiddet içeren eylemleri övdüğüm” iddiasında bulunmuş.

Cumhuriyet gazetesine yönelik komplo davasında ise aynı AYM aynı üyelerle şahsımla ilgili önüne gelen dosyada Cemil Bayık ile yapmış olduğum söyleşinin gazetecilik sınırlarını ihlal ettiğine hükmetti. Bu kararların hangisi hukuki? AYM üyeleri hukuki saiklerle mi karar vermiş?

Anayasa Mahkemesi, PKK yöneticilerinden Cemil Bayık ile yaptığu söyleşi suçlama konusu edilen ve 1 yıl hapiste tutulan Deniz Yücel ile ilgili geçtiğimiz günlerde açıkladığı kararında, “Suçlama konusu edilenler gazetecilik faaliyetidir ve basın özgürlüğü ihlal edilmiştir” dedi.

Neredeyse hepsi akrabası olan hepi topu 36 takipçisine,Twitter’da yazmış olduğu aşağıdaki 3 ileti nedeniyle, “örgüt propogandası yapmıştır” diyen bir zihniyete, araya bolca beraat talebi sıkıştırdığı için evrensel hukuk normlarına göre hareket eden hukukçu muamelesi mi yapacağız?

“Terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla 3 yıl 1 ay 15 gün hapse mahkum edilen ve halen hapiste tutulan Emre İper’in cezasının onanmasını isteyen bir tebliği yazanın hukuk saikiyle mi hareket ettiğini, verlen kararın hukuki olduğunu mu düşüneceğiz.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tebliği de bunlardan bağımsız değildir. Tıpkı diğerleri gibi bu da siyasal iktidarın talimatlarının gereğidir. Bu kararı, “Güzel” ya da “iyi” diye yorumlamaya kalkışmak ise hukuksuzluğa meşruiyet gerekçesidir.

Bu karar, Türkiye’de hukukun olduğunun kanıtı değil, olmadığının bir kez daha tescilidir. Siyasi saiklerle ve siyasal iktidarın emriyle açılmış bir davada ilk derece mahkemesinden ANayasa Mahkemesi’ne kadar her kurum ve kişi aldıkları talimatın gereğini yerine getirmiştir