Pazar, Kasım 27, 2022

Yalanlar çağında öğretmen olmak

Ali Apaydın
Ali Apaydın
Eğitimci. 1979 Muğla-Menteşe doğumlu Apaydın, ilk ve orta öğrenimini sırasıyla Muğla Kocamustafendi İlkokulu, Muğla Merkez Ortaokulu ve Muğla Turgut Reis Lisesinde tamamlamıştır. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü mezunu olan Apaydın, 2009-2012 yılları arasında Başkent Gazetesinde gazeteci olarak çalışmış sonrasında eğitim sektörüne geçiş yapmıştır. Halen özel bir eğitim kurumunda eğitim koordinatörü olarak çalışma hayatını sürdüren Apaydın, aynı zamanda kurucularından biri olduğu Felsefe Kültür Sanat Derneğinin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini de yürütmektedir. Apaydın, 2001’den itibaren çeşitli dergi, gazete ve internet siteleri için köşe yazısı, öykü, makale gibi yazılar yazıyor ve yayımlatıyor.

Öğrenmeyi değil kazanmayı talep eden bir kitle var edilmiştir çoktan: Millî Eğitim Bakanlığına ve eğitim fakültelerimize bakınız, pek büyük bir marifetmiş gibi her öğrenme birimine kazanım diyorlar uzunca süredir!

Hakikatin oldukça bulanık göründüğü tarihin bu anında –daha yerinde bir ifadeyle bu yalanlar çağında, kendi işimize gelen yalanlardan bir demet yapıp yaşamlarımızı sürdürebiliriz elbette. Ama bir öğretmensek şayet, bunu yapamayız. Çünkü bir öğretmen olarak biliriz ki, genel olan bir sorunun içinde kendi payımıza düşenden şikâyet etmemiz, kendimiz dahil herkesi yok etmeye yönelen bir dünya dışında hiçbir şey var etmeyecektir.

Günümüzde öğretmenlik mesleği hakkında ciddiyetle düşünüldüğünü söyleme hakkından oldukça yoksunuz. Düşünülmüyor, çünkü açıkça itiraf etmek gerekir ki, öğretmenlik bugünün dünyasında hiç de cezbedici bir meslek olarak görülmüyor. Ve kaybolan bu cazibenin Türkiye’deki yansıması da çok acı: öğretmenlik ülkemizde uzunca bir süredir can sıkıcı bir meslek olarak algılanıyor.

Can sıkıcıdır, çünkü öğrenmeyi değil kazanmayı talep eden bir kitle var edilmiştir çoktan: Millî Eğitim Bakanlığına ve eğitim fakültelerimize bakınız, pek büyük bir marifetmiş gibi her öğrenme birimine kazanım diyorlar uzunca süredir!

Sorduğunuzda hemen her kesim eğitimin öneminden söz ediyor, ama gerçekte kazanmak dışında hiçbir şey önemsenmiyor. Eğitimin belirleyici aktörü olan öğretmenler hemen hiç düşünülmüyor.

Eğitime ilişkin teori ve pratik dengesini gözetmeden gerçekleştirilen her eylemlilik mevcut sorunların katlanarak çoğalması dışında çok nadir sonuçlar verir. Yazık ki, eğitim dünyasında çok uzun süreden beri bu denge neredeyse hiç gözetilmiyor.

Geçen yüzyılda pek çok eğitim teorisi ortaya atılmış ve bu teorilerin destekçileri ivedilikle bu teorilere dayanarak yeni yeni eğitim uygulamaları var etmişti. Sonuç, bu yeni uygulamaların tümünün geleneksel eğitim yaklaşımlarının gerisinde kalan öğrenme sonuçları elde etmesi oldu. Ve süratle yeniden geleneksel eğitim yaklaşımlarına dönüldü. Neden? Çünkü bu teorilerin var ettiği kavramlar ve yaklaşımlar hiçbir eğitsel temele dayanmıyordu; çünkü bu “teorisyenler” felsefi donanım ve duyarlılıktan yoksun, eğitim sürecinin pratik esaslarından bihaber kimseler olarak aynı şeyi ıskalıyordu hep: insanlık tarihinin en değerli projesi olan eğitimin kendisini ve eğitimin belirleyici aktörü olan öğretmeni!

Tekrar tekrar hatırlatmak gerek, eğitim dünyası iki temel aktörden oluşur: öğretmen ve öğrenci. Bu aktörlerden öğrenci eğitimin varoluş gerekçesi, öğretmen ise eğitim pratiğinin var edicisidir. Dolayısıyla eğitime ilişkin sorunların büyük çoğunluğunun çözümü doğrudan öğretmen aktörü üzerinden gerçekleşir. Öyle ki, öğretmen niteliği tek başına pek çok teorik sorunun pratikte hiç gün yüzüne çıkmadan çözülmesini bile sağlayabilir. Çünkü her eğitim öğretmenle yapılır ve her eğitimin başarısını belirleyen bir numaralı faktör de öğretmen niteliğidir.

Şu halde açıktır ki, eğitime ilişkin sorunların çözümü için öncelikle öğretmenlerin sorunlarının çözülmesi gerekir. Peki, bugünümüzün Türkiye’sinde nedir öğretmenlerin sorunu?

Kuşkusuz ki bu soruya pek çok farklı perspektiften pek çok farklı yanıt verilebilir. Ve bu yanıtların işaret edeceği sorunların her birinin ayrı ayrı irdelenmesi gerekir. Ancak her ne bakımdan ele alınırsa alınsın bu sorunun en öncelikli yanıtı çok açıktır: öğretmenlik mesleğinin kaybolan cazibesi.

Şiirlerde, şarkılarda kutsandıkça kutsanan bu meslek, gündelik yaşamlarımızda hemen her kesim tarafından küçümsendikçe küçümseniyor artık –sözgelimi bu küçümsemenin bir yansıması olarak öğretmenleri bir hilkat garibesi gibi gösteren filmlere bakın hemen. Ya da daha iyisi bunun için en yakınınıza bakın derhal; yanı başınızda tanıdığınız öğrencilerden kaçı öğretmen olmak istiyor ya da bir veliyseniz şayet, önce kendinize sonra da tanıdığınız diğer velilere bakın; çocuklarının, kardeşlerinin ya da vasisi oldukları gençlerin gelecekte bir öğretmen olmasını isteyen kaç veli var tanıdığınız?

Şöyle bir sonucu var bu durumun: artık niteliksiz insanlar öğretmen oluyor, çünkü nitelikli insanlar için öğretmenlik mesleği gerekli cazibeyi taşımıyor. Hal böyle olunca niteliksiz öğretmenler niteliksiz öğrenciler yetiştiriyor; niteliksiz öğrenciler niteliksiz bireyler oluyor ve nihayetinde niteliksiz bireyler niteliksiz bir dünya var ediyor. Kısacası, eğitimde başarının bir numaralı faktörü olan öğretmen niteliği, artık tek tek öğretmenlerin iyi niyet ve özverisine bırakılıyor –yani boşluğa, boşlukta bir kavrama. Kuşkusuz iyi niyet ve özveriyle de bir şeyler başarılabilir ve başarılıyor da ama böyle bir stratejiyle pek çok şey asla başarılamaz!

Elbette kaybolan bu mesleki cazibenin yeniden kazanılması için öncelikle öğretmenlerin ekonomik durumlarının iyileştirilmesi gerektiğini öne sürenler olacaktır çokça. Çünkü her ne olursa olsun günümüz dünya düzeninde para daima cezbedicidir. Ve dünyadaki birkaç istisna ülke dışında eğitimli insanlar içinde öğretmenler, ülkelerinin ekonomik gelirlerinden en çok faydalananlar arasında bulunmamaktadır. Fakat öğretmenler ülkelerinin ekonomik gelirlerinden en az faydalananlar arasında da bulunmamaktadır. Ve bu durum Türkiye’de de böyledir. Bu noktada, tüm mesleklere ilişkin var olan genel sorunları sadece öğretmenlik ya da bir başka meslek özelinde ele alarak değerlendirmek bir öğretmenin en son yapması gerekendir! Çünkü öğretmen bunu da öğretendir.

Mevcut dünya düzeninin ekonomi terminolojisi üzerine kurulduğu doğrudur ama bu düzene karşı mücadele eden terminolojinin eğitim terminolojisi olduğu da doğrudur. İnsanlık tarihinin en değerli projesi olan eğitim, ne olursa olsun var edildiği günden bu yana gelişiyor. Ve bu gelişim içinde eğitimin belirleyici aktörü olan öğretmenler, ki bu yalanlar çağında üzülerek vurgulamak gerek ki gerçek öğretmenler, tam bir yalnızlık duygusu içinde olmalarına ve hiç de önemsenmedikleri bir dünyada yaşıyor olmalarına rağmen yine de kararlılıkla mücadele etmeye devam ediyor. Çünkü biliyorlar ki, insanlığın iyi ve güzele ilişkin elde ettiği her şeyin var edicisidir eğitim. Ve eğitim durduğunda can sıkıntısı başlar, can sıkıntısının başladığı yerde de iyi ve güzel olan her şey de durur!

Bugün ülkemizde öğretmenler günü. Öğretmenleri unutmaya cesaret etmeyin.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Ali Apaydın
Ali Apaydın
Eğitimci. 1979 Muğla-Menteşe doğumlu Apaydın, ilk ve orta öğrenimini sırasıyla Muğla Kocamustafendi İlkokulu, Muğla Merkez Ortaokulu ve Muğla Turgut Reis Lisesinde tamamlamıştır. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü mezunu olan Apaydın, 2009-2012 yılları arasında Başkent Gazetesinde gazeteci olarak çalışmış sonrasında eğitim sektörüne geçiş yapmıştır. Halen özel bir eğitim kurumunda eğitim koordinatörü olarak çalışma hayatını sürdüren Apaydın, aynı zamanda kurucularından biri olduğu Felsefe Kültür Sanat Derneğinin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini de yürütmektedir. Apaydın, 2001’den itibaren çeşitli dergi, gazete ve internet siteleri için köşe yazısı, öykü, makale gibi yazılar yazıyor ve yayımlatıyor.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
52,032TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI