Pazartesi, Aralık 5, 2022

Yalan-Roman: Émile Ajar gerçeği…

Funda Çapar
Funda Çapar
Lisans eğitimini İnönü Üniversitesi Kimya Öğretmenliği bölümünde tamamladı. Üniversite yıllarında kitap, tiyatro, satranç ve çevre kulüplerindeydi. 1999-2006 yılları arasında İstanbul’da öğretmen olarak görev yaptı. Ardından on yıl özel bir şirkette proje yönetiminde çalıştı. Bu esnada Beykent Üniversitesi İnsan Kaynakları ve Örgütsel Değişim dalında Yüksek Lisans eğitimini tamamladı, ayrıca ICF onaylı ACTP belgeleri aldı. 2016 yılında profesyonel çalışma hayatını bırakarak edebi anlamda yazın ve okuma çalışmalarına dahil olmaya başladı. Roman, öykü ve tiyatro metinleri üzerine çalışmaktadır.

Kitap yazarın kendine Èmile Ajar dediği dönemini anlatır. Pinochet kadar olmasa da suçludur; dört yaşındayken bir yavru kedi öldürmüştür. Kendine Ajar (Macarca ve Fince’de fare anlamında) soyadını layık görür.

Yazar, yönetmen, senarist Romain Gary’in (asıl adı Roman Kacew, takma adı Èmile Ajar) 1976 yılında yayımlanan Pseudo (Yalan-Roman): Bir karmaşanın ürünü olarak dursa da rafine bir kurgu sunar okuruna. Yazarın, Onca Yoksulluk Varken eserini Èmile Ajar mahlasıyla yayınlatmasının hikâyesini ve aynı yazara sadece bir defa verilebilen Goncourt Edebiyat Ödülü’nü farklı Èmile Ajar ismi  ile ikinci kez almasının macerasını bu kitabıyla anlatır.

Yalan, abartı ve samimiyet bir araya gelir ve ortaya roman çıkar. Bu kitap yazarın kendine Èmile Ajar dediği dönemini anlatır. Esas yaptığı ise; ataerkil transformasyona karşı, kendine kolektif benlikler yükleyerek yürüttüğü başkaldırının sarkastik bir tarzdaki anlatımıdır. Hem de sarkastizmi kendine de çevirmekten sakınmadan. Neden? Suçludur çünkü… Pinochet kadar olmasa da suçludur; dört yaşındayken bir yavru kedi öldürmüştür. Kendine Ajar (Macarca ve Fince’de fare anlamında) soyadını layık görür.

Anlaşılmamak arzusu duyar daima, daha doğrusu anlaşılmak gibi bir derdi yoktur. Müphemdir.  Neden? Çünkü kendisinin gerçekler ve yalanlar arasındaki gri alanda dolaşma istenci var. Kitaptan alınan şu satırlardan ise mahlas konusunda yayıncısını nasıl etkilediği okunabilir:

“…Nefret ettiğim bir şey varsa, o da yalandır. Aşırı derecede dürüst olur yalanlar. ‘Ben müphemim.’ İşte bu sözlerle tavladım. Hoşnut ve rahattılar. Müphemlik çok modaydı o sırada…”

Müphemliğinde samimidir ancak bu defa da onay almasına tahammül edemez, müphemlikteki ikiyüzlülüğü bulur, nedir bu ikiyüzlülük? Belirsizlikteki ihtişamın keşfi ile belirsiz olmanın moda olmuş olması ve müphem olmayanların –mış gibi yapmaları. Elbette kendisi modaya uyacak değildir, -mış gibi yapmak ise tarzı değildir. Özgünlük derdi vardır, zaten yazılacak bütün konular bitmiştir. Yazılmayan hikâye kalmamıştır, o halde konuyu ele alış tarzı yani üslup ve düşünme tarzının önemini vurgular kitabın bir yerinde, kafasından uydurduğu karakterlerle ve onu en çok etkileyen yazarlarla ve kurmaca yazarıyla sohbeti sızar klinikte yattığı ve ilaçların bilincine ulaşmadığı dönemlerde. Evet, bu kurgu bir klinikte ve yazarın kafasının içinde geçmekte. Ciddi bir ruh hastası olma ihtimalini yedekte tutarken psikiyatrların delilik dedikleri şeyin yasal savunma olduğunu kitaptan alınan şu satırlarla ileri sürer.

“…Durumumun korkunçluğu, bilinçliliğe tutulmamdan ileri geliyor. Bilinçliliğin özellikle büyük bunalımcılarda sık sık rastlanan bir belirti olduğunu size psikiyatrların en salağı bile söyleyebilir.

Ama inanın, onlara akla karayı seçtiriyorum. Benimle görüşen psikiyatrların çoğu müthiş paranoyak ve megaloman olduklarına inanarak yanımdan ayrıldılar, çünkü insanlığın durumuyla, bokla kan arasında kararsız kalan, dört ayaklı ve bu ada layık insanın durumuyla böbürlenmeye cesaret ediyorlardı. Onlara büyüklük çılgınlığını kazıklıyordum, gösterdiğim olağanüstü bakım sayesinde insan kişiliği taşıdıklarına inanıp gidiyorlar…”

Yazardan çok eserin önemine dikkat çeker. “Pekâlâ çok iyi eserler ortaya koyup berbat bir insan olabilirim demekten geri durmaz.”  Eserin gerçekliğinin sanatçının gerçekliğinden daha üstün olduğunu savunurken, kitap boyunca kendini de farklı şekillerde savunur, psikiyatrlara, aynasızlara, ajanlara karşı hep kendinin kendisi olmadığını savunur. Suçluluk ve korku duygularınınsa özüne iner. İnsani bir takım ihtiyaçları suç kılığında ve sarkastik bir dille metaforlar yaratarak anlatır, kendini aklar, karşısındakileri ve bütün dünyayı suça bulaştırır. Dünyanın bir ucunda sözgelimi Şii’deki faşizan tutumların, gelmiş geçmiş bütün insanlık suçlarının hatta Türkiye’de olan depremin acısını duyar. Bilinçli aydınlanma sağlatabilmesini ise sadece okuruna bahşetmek ister…

ÈmileAjarYalan-Roman’da yalanlara karşı gerçeklerden de bahseder. Şu satırlarda olduğu gibi: “Gerçekler, kendi yıkıntılarından oluşan bir düzmecelik yığının altına yalanlar tarafından gömüldü…Korku gerçeklerden biri o kadar.”

Yazar, bunalım denizlerini geçen ve yeni ülkeler keşfeden Vikinglere benzetir kendini. Şu satırlarla onların bir geleneğinden bahseder:

“…Vikinglerden biri ölüm tehlikesiyle karşı karşıyayken hemen bir törenle adını değiştirirlermiş…Ecel Carlos’u ararken karşısında Pedro’yu bulurmuş. Vikingler ecelin aldanacağına ve Carlos’un iyileşeceğine inanırlarmış…”

Èmile Ajar olduğuna ve olmadığına inandırma çabalarından ziyade kendi iç dünyasını, dış dünyayı algılayışını, yaşama bir kazazede gibi sıkışmışlığın korku ve suçluluk duygularını anlatır eserde. Gerçekler ve yalanlar, suçlular ve acı çekenler iç içe geçmiştir, ya da bir erime veya buharlaşma gibi maddenin halden hale geçişinden ziyade bu eser için maddenin dördüncü hali olan plazma haline benzetmek yanlış olmaz, özgün bir benzetme olurdu.

Yazarın üsluptaki özgünlük arayışlarıyla benzerdir isim değiştirmeleri. Kitaptan alınan şu satırlar ise düşündürücüdür:

“…Değiştirmeyi beceremediği tek şey üreme organlarıydı; ortada bi Yazar olmadığından, ‘mışgibi’lerin devam etmesi gerekmiyordu.

Ajar’ın kendinden ve ikiyüzlülüğünden utanmamak için tekesakalına, kuşkonmaza, dalgamotora, sugevezeliğine dönüşmeye çalışması boşunaydı.

Zavallı salak. İnsan olmamaya çalıştıkça insanlaşıyordu…”

 

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Funda Çapar
Funda Çapar
Lisans eğitimini İnönü Üniversitesi Kimya Öğretmenliği bölümünde tamamladı. Üniversite yıllarında kitap, tiyatro, satranç ve çevre kulüplerindeydi. 1999-2006 yılları arasında İstanbul’da öğretmen olarak görev yaptı. Ardından on yıl özel bir şirkette proje yönetiminde çalıştı. Bu esnada Beykent Üniversitesi İnsan Kaynakları ve Örgütsel Değişim dalında Yüksek Lisans eğitimini tamamladı, ayrıca ICF onaylı ACTP belgeleri aldı. 2016 yılında profesyonel çalışma hayatını bırakarak edebi anlamda yazın ve okuma çalışmalarına dahil olmaya başladı. Roman, öykü ve tiyatro metinleri üzerine çalışmaktadır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
52,169TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI