Yahudi sorunu

Birol Başkan

Batı Avrupa son altı yüzyılda devasa bir dönüşüm geçirdi. Bu dönüşüm Japonya’dan İngiltere’ye bütün eski dünya bölge ve medeniyetleri ile Amerika, Afrika ve Avustralya kıtalarının halklarını olumlu/olumsuz etkiledi. Avrupa ‘modernleşmesi’ olarak isimlendirilebilecek bu devasa dönüşümün ilk ve belki de en derin etkisi Avrupa’da yüzlerce yıldır yaşayan ve dönüşümün bazen öznesi, ancak çoğu zaman nesnesi olan Yahudiler üzerinde oldu.

Modern-öncesi dönemde Yahudileri Avrupa’nın dışlanmışları veya iç-ötekisi olarak tanımlamak mümkün. Bu dışlanmışlık halini en net şekilde Dördüncü Lanteran Konseyi’nin Yahudilerle alakalı kararlarında görmek mümkün. Konsey kararlarına göre, Yahudiler Hristiyanlardan ayırt edilebilmek için özel bir kıyafet giyecekler, hiçbir Hristiyanla evlenemeyecekler ve hiçbir kamu görevi icra edemeyeceklerdi. Bu Kilise destekli dışlanmışlık beraberinde özellikle derin iktisadi ve politik kriz dönemlerinde Yahudileri toplumun, ve hatta devletin, öfkesinin ve şiddetinin baş hedefi haline getirdi: katliamlar, mal müsadereleri, zorla din değiştirme uygulamaları ve zorla tehcir…

BİTMEYEN ÇİLE

Batı Avrupa modern tarihinin başlangıcını Onbeşinci yüzyıl olarak alırsak, Yahudiler için yeni dönem de farklı başlamadı. Hatta Batı Avrupa tarihinin en kapsamlı tehciri ve din değiştirme uygulaması bu yüzyılda yaşandı. 1492 yılında İspanya, bu tarihten beş yıl sonra da Portekiz Yahudileri ya Hristiyanlığa geçme ya da ülke topraklarını tamamen terk etme tercihi ile karşı karşıya bıraktı.

Yahudilere yönelik baskı takip eden asırda da devam etti. 1555 yılında Papa IV. Paul yayınladığı Papalık Fetvası ile Papalık topraklarında Yahudilerin var olan bütün haklarını iptal ederken, Yahudilerle alakalı daha katı kısıtlamalar getirdi. Bu kısıtlamalardan en önemlisi Yahudilerin şehirlerin belirli bölgelerinde ikamete mecbur bırakılmasıydı. Böylelikle meşhur Roma gettosu (gecekondu) kuruldu. Getto üç kapılı, tamamen duvarlarla kapalı ve geceleri giriş çıkışı yasak olan bir bölgeydi. Yahudi erkeklerin sarı sivri bir şapka, Yahudi kadınların ise sarı başörtüsü giymeleri zorunluydu. Ayrıca Yahudiler dini dinlenme günleri olan Cumartesi günleri zorunlu olarak Katolik vaazlara katılmaları gerekiyordu.

Aslında Avrupa’da var oldukları ülkelerde Yahudiler kendi cemaatsel tercihleri ve/veya yöneticilerin zorlamasıyla çoğunlukla şehrin belirli bölgelerinde yaşıyorlardı. Dolayısıyla Roma gettosu zaten var olan bir pratiğin en uç ve katı örneği olarak ortaya çıkmış oldu. Takip eden yüzyıllarda da benzer gettolar inşa edildi ve Yahudilerin şehir hayatından dışlanmaları veya şehir hayatındaki marjinal konumları şehir mimarisi yoluyla da devam ettirildi.

KRİTİK FIRSATLAR

Toplum ve devlet eliyle dışlama ve şiddet devam etse de, modern zamanlar Yahudiler için bazı kritik fırsatlar da sundu. Katolik kilisesinin faiz üzerine koyduğu yasaktan ötürü Avrupa ekonomik hayatında Yahudiler tefeci olarak önemli bir rol oynuyorlardı. Özellikle Avrupa krallarının ve prenslerinin bitmeyen savaşlarını finanse etmek için sürekli nakit paraya ihtiyaçları olması, tefecilikle uğraşan Yahudileri kral ve prenslerin finansörü haline getiriyordu. Ancak bu durum özellikle borçlarını ertelemek veya ödememek isteyenler için Yahudilere şiddetin ve baskının arka planda sebebi de olabiliyordu.

Batı Avrupa ekonomisinin feodalizmden kapitalizme geçişi ile ekonominin daha fazla parasallaşması Yahudilerin zaten hakim oldukları tefeciliği daha da büyütebilmeleri ve nihayetinde modern bankacılığa dönüştürme fırsatını sundu. Bu dönüşümün en simge ailesi elbette Rothschild ailesiydi. Şehir şehir gezen tefeci ve altın işlemecisi bir babanın oğlu olarak Frankfurt’un Yahudi gettosunda doğan Mayer Amschel Bauer (1744-1812) talihinin de yardımıyla ilk önce Hanau-Hessen prensinin saray tüccarı oldu ve beş oğlu ile işleri daha da büyüterek ondokuzuncu yüzyıl başı itibariyle Londra, Paris, Viyana ve Napoli’de de şubeleri olan devasa bir bankanın sahibi oldular.

Ancak Rothschild veya Eichtal, Speier, Seligman, Oppenheim gibi zengin Yahudi ailelerin istisnai olduğunu, Yahudilerin büyük çoğunluğunun kırsalda veya kentlerde kendilerine ayrılan bölgelerde oldukça fakir koşullarda yaşamaya devam ettiğini not etmek gerekir. Her şeyden önce Yahudiler için hemen hemen bütün meslek dalları kapalıydı. Tefecilik ve yine Yahudilere açık olan tüccarlık yapabilmek için büyük sermaye ve bağlantı gerekiyordu. Doktorluk için de gerekli eğitimi alabilmek ve bu eğitimi finanse edebilmek.

MENDELSSOHN’UN HİKEYESİ

Avrupa modernleşmesinin daha fazla sayıda Yahudinin erişim sağlayabildiği en önemli imkanı modern eğitimin yaygınlaşması ve bununla ilişkili mesleklerin sayısının artması oldu.

Bu gelişmenin en sembolik ismi hiç kuşkusuz Moses Mendelssohn (1729-1786)’du. Moses, fakir bir ailede doğdu. Tevrat yazıcısı olan babası Mendel’den ve mahalle Rabbi’sinden okuma yazma öğrenen Moses, zamanla Matematik, Latince, Fransızca ve İngilizce öğrendi. Ulaşabildiği kütüphanelerin sağladığı eserlerle tamamen kendi kendini eğiten Mendelssohn, Alman felsefesi ve edebiyatına yoğunlaştı, döneminin önemli bir kültür eleştirmeni ve filozofu oldu. Hatta ünlü Alman filozof Immanuel Kant’ın da adaylar arasında olduğu Berlin Akademisi tarafından düzenlenen makale yarışmasında birincilik ödülünü aldı. Bu ödülden kısa bir süre sonra ‘Korunan Yahudi’ (Schutzjude) olarak Berlin’de oturum hakkı elde etti.

Mendelssohn’un Alman edebiyat ve felsefesine katkıları ile birlikte döneminin Yahudileri için bir ilham kaynağı haline dönüştü. Gettodan çıkan ve tamamen kendi şahsi gayreti ile eğitimini tamamlayan Yahudi bir çocuk, bütün toplumsal önyargılara ve engellere ve hastalıkla malül fiziki görünümüne rağmen Almanya ve Avrupa filozoflarının ve kültür-edebiyat eleştirmenleri arasına adını yazdırabiliyordu.

Mendelssohn’un hikayesi ilham verici olsa da, başarısının neye rağmen olduğu sorusu, Yahudilerin Avrupa’da karşı karşıya kaldığı duruma dair daha önemli bir fikir veriyor. Mendelssohn’un Yahudilerin Martin Luther’i olarak bilindiğini veya tasvir edildiğini bu bağlamda not etmek gerekir. Felsefesi ve görüşlerinin detaylarını uzmanlara bırakarak, şunu iddia etmek pekala mümkün. Mendelssohn, şahsen Yahudi olarak kalsa da, ebedi kurtuluş için Yahudiliğe has özel ve üstün bir hakikat olmadığını iddia etmesiyle, Yahudilerin dinlerini terk edebilmelerinin felsefi-dini meşruiyetini de sağlamış oldu. Nitekim Mendelssohn’un altı çocuğundan bir tanesi hariç tamamı din değiştirdi.

Mendelssohn’un öğrencilerinin de önemli bir kısmı din değiştirdi. Hatta öğrencilerinden David Friedlaender radikal bir öneriye imza atanlardan birisiydi. Yapılan öneriye göre, Berlin Yahudileri ‘susuz’ olarak vaftiz olmaya ve Lutheran Kilisesi’ne ortak ahlaki değerler zemininde katılmaya hazırdı. Ancak Yahudiler sadece İsa’nın tanrısallığını kabul etmekten ve bazı Hristiyan ritüellerinden muaf tutulacaktı.

KURTULUŞ YAHUDİLİĞİ TERK Mİ?

Mendelssohn’un açtığı yol ondokuzuncu yüzyıl başı itibariyle başlı başına bir literatüre dönüştü. Bu literatürün temel savı Avrupa’nın Yahudilik Sorunu’nun çözümü için Yahudiler Yahudiliği bırakmasının gerekliliğiydi. Bu literatürün en meşhur örneğini ise Genç Hegelcilerden Bruno Bauer temsil eder. Bauer 1843 yılında ‘Yahudi Sorunu’ başlıklı bir kitap yayınladı. Bauer bu kitapta Yahudileri kendi talihsizliklerinden sorumlu tuttu ve Yahudilerin Yahudilik dininde kaldıkları sürece politik olarak da özgürleşemeyeceklerini savundu.

Bauer’in kitabına cevap yazan, ve böylece Bauer’in şöhretini daha da artıran, Karl Marx bir adım daha ileri gitti ve insanlığın kurtuluşunun Yahudilikten kurtuluş ile mümkün olduğunu savundu. Marx, Bauer gibi dini kitaplarda resmedilen Yahudiye değil, gündelik yaşamdaki Yahudiyi göz önüne alıyordu. Ve bu gündelik yaşamın Yahudisini varolan ekonomik yapıda (dolayısıyla o altyapı üzerinde kurgulanan bütün üst yapı) tecessüm etmiş halde görüyordu.

“Günümüz yahudisinin özünü yalnızca Pentateuch’ta ya da Talmud’da değil, bugünkü toplumda da buluyoruz, üstelik soyut değil, en üst düzeyde ampirik bir öz olarak, yalnızca yahudi sınırlanmışlığı olarak değil, toplumun yahudice sınırlanmışlığı olarak.” Yahudiliğin ampirik özü, bezirganlık, ortadan kaldırıldığında ancak Yahudi olarak kalmak olanaksız hale gelecekti. Diğer bir deyişle kapitalizmden kurtuluş Yahudilikten kurtuluş demekti.

Biraz ironik, biraz da trajik olarak bu ifadelerin sahibi Karl Marx’ın anne babası da Yahudi olarak dünyaya gelmişti ve Marx’ın babası, Yahudi olduğu için avukatlık yapması engellenince, Protestanlığı kabul etmek zorunda kalmışlardı. Halbuki ailenin hem anne hem baba tarafından dedeleri arasında Yahudi din adamları da vardı. Bu haliyle de Karl Marx Avrupa’daki Yahudi sorununun ondokuzuncu yüzyıl ortası haliyle evrildiği durumun çarpıcı bir göstergesiydi.

* Siyaset Bilimci

Kaynaklar:

Daniel Dahlstrom, “Moses Mendelssohn”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Fall 2019 Edition).

Karl Marx, Yahudi Sorunu, Sol Yayınları, 2009.

Niall Ferguson, The House of Rothschild, Penguin, 1998.

Walter Laqueur, A History of Zionism, Schocken Books, 2003.

Ayrıca bakınız:

Moses Mendelssohn, Wikipedia ve JewishVirtualLibrary.

David Friedlander, Wikipedia.

Mayer Amschel Bauer, Wikipedia.

Karl Marx, Wikipedia ve JewishVirtualLibrary.


Birol Başkan, Siyaset bilimci.  Katar Üniversitesi ve Georgetown Üniversitesi Katar kampüsünde dersler verdi. Ortadoğu’da din-devlet-rejim ilişkileri, dini hareketler ve ideolojiler ve devletler arasındaki ilişkiler üzerinde akademik makale ve kitapları bulunmaktadır

- Reklam -

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,450TakipçilerTakip Et
37,416TakipçilerTakip Et
9,284AbonelerAbone

KÖŞE YAZARLARI

EDİTÖR ÖNERİSİ

HAFTANIN ÇEVİRİSİ

SON HABERLER

PolitiYol Telegram'da