İktidar ortaklarının başlattığı Atatürkçülük tartışmasının, muhalefet cephesi tarafından yanlış değerlendirildiğini belirten CHP’li Umut Oran, “Bu tartışma sadece muhalif cepheyi yumuşatma eylemi değil aynı zamanda ideolojik bir taarruzdur” dedi.

Siyasi partiler için kavramların, orduların elindeki silaha eşit olduğunu, bu nedenle kavramlarının içini dolduramayanların silahlarını düşman ordularına teslim etmiş asker konumuna düşeceği uyarısında bulunan Umut Oran, “İktidarın tartışmaları magazin malzemesi yapmaya çalıştığı ve olayı ‘mavi göz-kara kalpak’ denkleminde ele aldığı görülmektedir. Mesele ülkemizin kurucusuna Mustafa Kemal demek ya da Atatürk demek arasındaki bir tercih meselesi değildir. Mesele; Atatürk’ü laik, halkçı, milliyetçi, tam bağımsızlıkçı, kamucu, cumhuriyetçi, devrimci, özgürlükçü bakış açısından koparmak isteyenlerin Atatürk’ü “sarı saç-mavi göz” tanımlamasına hapsetmesi meselesidir. Laikliği savunmadan, kamucu olmadan, tam bağımsızlık mücadelesi vermeden, devrimciliği hayatın her aşamasında hissetmeden, milliyetçi olmadan, halkçılıktan taviz vermeden, her anlamda kadın-erkek eşitliğini savunmadan ve inandığı değerlere uygun bir hayat sürmeden Atatürkçü olunabilir mi? Mustafa Kemal’in izinde olan partiler için acil görev: Atatürkçülere savunabilecekleri ideolojik noktalar üretmek ve bu fikirleri siyasete de aktarmaktır. Örneğin Atatürk’ün kamuculuğunun ve halkçılığının doğal sonucu “eğitimin ve sağlığın” her aşamada ücretsiz olmasıdır. Atatürkçüler için laiklik sadece bir ilke değil, tüm mücadelenin “kilit taşıdır.” Laikliği, iktidar bloğunun anladığı şekilde tanımlayanlar Atatürk’ün çizgisinde olamaz! Şartlar ne kadar zor olursa olsun daha iyi bir Türkiye mümkündür. Türkiye’yi her anlamda örnek bir ülke haline getirmek için CHP, Mustafa Kemal’in aydınlık yoluna daha fazla sarılmalı ve değişen koşullara uygun yeni yöntemler bulmalıdır. Muhtaç olduğumuz her şey şanlı tarihimizde ve bilimin uçsuz bucaksız ufuklarında mevcuttur” diye konuştu.

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran’ın, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklama şöyle:

“İktidara geldiği günden bu yana her dönem “başka bir gömlek giyen” iktidar partisinin ve varlığını iktidar olanaklarına bağlamış olan her türden yandaşın “Atatürkçülük” üzerinden başlattığı tartışma sadece muhalif cepheyi yumuşatma eylemi değil aynı zamanda “ideolojik bir taarruzdur.”

HER KAVRAMI TERSYÜZ EDİYORLAR

İktidar bloğunun 15 yıldır yaptıkları analiz edildiğinde el attığı her kavramı tersyüz ettiği, kavramlara yeni anlamlar zerk ettiği ve elinde bulunan “büyük gürültü çıkarma olanaklarını” herkesi susturmak için kullandığı görülecektir. Bu durum dünyadaki tüm popülist partiler için geçerlidir. Kendilerini yine kendilerinin tanımladığı “gerçek halk” olarak kodlayan ve yaptıkları her bir hamleyi “kutsallık mertebesinde” gören bu anlayış için önemli olan şey savunulan kavramlar değil o kavrama kendilerinin yüklediği anlamdır. Bu temel yaklaşım, topyekûn “tanımlama” hakkına sahip olma iddiasıdır. “Her şeyin daniskası olma hali” şeklinde nitelendirilebilecek bu durum sebebiyle hiçbir kavram “objektif ve bilimsel” anlamıyla kendi haline bırakılmaz. Örneğin, laiklik kavramına dair yüzlerce-binlerce bilimsel metin olmasına rağmen iktidar bloğu önce kavramı sulandırmakla işe başlar. “Laikçilik” diye tamamen uydurma bir kavram üretip, herkesin şu ya da bu şekilde “laikçilik” üzerinden konuşmasını sağlar. Bir kez kavram uydurma tekeline ulaşınca laikliği de tüm tarihsel bağlamından koparıp “işlerine geldiği gibi tanımlama” hakkını kendilerinde görürler. Ancak unutulmamalıdır ki ordular için silah neyse siyasi partiler için de kavramlar odur. Kendi kavramlarının içini dolduramayanlar silahlarını düşman ordularına teslim etmiş asker konumuna düşerler.

ATATÜRK TARTIŞMALARI MAGAZİN MALZEMESİ YAPILMAMALI

O halde iktidar bloğunun Atatürk üzerinden başlattığı tartışmayı ciddiye almakla ve bunu bir meydan okuma olarak görmekle başlamak gerekir. İktidarın tartışmaları magazin malzemesi yapmaya çalıştığı ve olayı “mavi göz-kara kalpak” denkleminde ele aldığı görülmektedir. Atatürk’ü “devrimlerinden ve hedeflerinden” koparan bu anlayış tıpkı 12 Eylül darbecilerinin yaptığı gibi, Atatürk’ü heykellere ve fotoğraflara hapsetmek ve onun ideallerini unutturmak demektir. Zira mesele ülkemizin kurucusuna Mustafa Kemal demek ya da Atatürk demek arasındaki bir tercih meselesi değildir. Mesele; Atatürk’ü laik, halkçı, milliyetçi, tam bağımsızlıkçı, kamucu, cumhuriyetçi, devrimci, özgürlükçü bakış açısından koparmak isteyenlerin Atatürk’ü “sarı saç-mavi göz” tanımlamasına hapsetmesi meselesidir. Bu yeni tanım kabul edildiği anda ortaya çıkacak tablo “Ben senden daha Atatürkçüyüm, çünkü onu daha çok seviyorum!” seviyesi olacaktır. Bu yeni durum iktidar bloğunun %50+1 hedefine uygundur ancak Atatürk’ü bir kez devrimlerinden ve hedeflerinden ayrı bir varlık olarak düşünmeye başlamak demek onu “tüketim malzemesi” haline getirmek demektir. Bu durum aynı zamanda “İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu ben kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil bizdir! O memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin etmek içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur” diyen ya da “Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir!” diyen Mustafa Kemal’e de ihanettir. Zira iktidar bloğunun taarruzunun merkezinde birinci Mustafa Kemal’i yani etten ve kemikten olan Mustafa Kemal’i “ululaştırarak tüketmek” vardır. Bu fikrin karşısına çıkması gerekenlerse “onun fikirlerine inananlar” olmalıdır.

İKTİDAR ATATÜRK ÜZERİNDEN TAARRUZ EDİYOR

O halde Atatürk’ün “fikri takipçileri”, iktidar bloğunun Atatürk’ü gündeme almasını “Sonunda onlar da anladı! Bizim dediğimiz noktaya geldiler!” gibi anlamsız cümleler üzerinden ele alamazlar. Yaşanan durum iktidarın Atatürk üzerinden taarruzundan başka bir şey değildir. “Atatürk’ü başkalarına bırakmamak” olarak yandaşlarca yaygınlaştırılan düşünce Atatürk’ün fikirlerini yok etmekle eşdeğerdir. Bu açıdan mesele: Varlık-yokluk kavgası olarak ele alınmak zorundadır. Atatürk’ün fikri takipçisi olduğunu iddia eden her parti için atılması gereken ilk adım: “İdeolojik netleşme!” üzerinden inşa edilecek karşı bir taarruz hattı kurmaktır. Konu ideolojik noktadan ele alınmadığı müddetçe ulaşılabilecek tek sonuç, “herkesin aynılaşması ve Atatürk’ün fikirlerinin muğlaklaştırılmasıdır.”

Bu nokta 2019 Başkanlık seçimleri öncesindeki en önemli tartışma konusudur. Gerçekten Atatürk’ün fikri takipçisi olmak ne demektir? Laikliği savunmadan, kamucu olmadan, tam bağımsızlık mücadelesi vermeden, devrimciliği hayatın her aşamasında hissetmeden, milliyetçi olmadan, halkçılıktan taviz vermeden, her anlamda kadın-erkek eşitliğini savunmadan ve inandığı değerlere uygun bir hayat sürmeden “Atatürkçü olunabilir mi?”

O halde ortada bir değil iki sorun vardır: Birinci sorun iktidar bloğunun Atatürk’ü “şekle indirgeyerek” Atatürkçülüğü tasfiye etme gayreti, ikinci sorunsa Mustafa Kemal’in askeri olduğunu iddia edenlerin tabanını oluşturduğu siyasi partilerin Atatürk’ü fikren takip edip etmedikleri meselesi. Kanaatimiz odur ki iktidar bloğunun Atatürk üzerinden giriştiği taarruz, Atatürkçülerin ideolojik yetersizliği varsayımına dayanmaktadır. İktidar bloğu, Atatürkçülerin “ideolojik bir karşı taarruz yapamayacaklarına ve Atatürk’ün fikri takipçileri olarak tek ses olamayacaklarına” inanmaktadır. Bu inanış, onları cüretkâr kılmakta ve “Atatürk’ü Atatürkçülere öğretme” iddiasına zemin hazırlamaktadır.

MUSTAFA KEMAL’İN İZİNDE OLAN PARTİLERİN ACİL GÖREVİ!

Gelinen nokta, yıkıcı sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. İktidar bloğu sıradan bir “oy kazanma hamlesi” yerine “muhalefeti köklerinden koparma” yani “son ve kalıcı darbeyi” indirme hevesindedir. Açık ve net olarak bilinmelidir ki özellikle Cumhuriyet Halk Partisi, bu taarruza karşı “ideolojik bir karşı taarruzda” bulunmak ve başta, parti üyeleri olmak üzere, yeni bir “ideolojik netleşme ve eğitim” seferberliğine başlamak zorundadır. İktidarın gürültülü yandaş gücü karşısında yeni rol modeller, yeni sözler ve yeni yollar bulunmak ve kitlelerin savrulması engellenmek durumundadır. Bir kez ideolojik alanın iktidar bloğuna kaptırılması durumunda başta CHP olmak üzere tüm muhalif partiler zamanın popüler hikâyesine göre “bir terör örgütünün yanında” olarak yaftalanabilecektir. Mustafa Kemal’in izinde olan partiler için acil görev: Atatürkçülere savunabilecekleri ideolojik noktalar üretmek ve bu fikirleri siyasete de aktarmaktır. Örneğin Atatürk’ün kamuculuğunun ve halkçılığının doğal sonucu “eğitimin ve sağlığın” her aşamada ücretsiz olmasıdır. Atatürkçüler için laiklik sadece bir ilke değil, tüm mücadelenin “kilit taşıdır.” Laikliği, iktidar bloğunun anladığı şekilde tanımlayanlar Atatürk’ün çizgisinde olamazlar.

Öyleyse taarruza karşı taarruzla cevap vermek ve “devrimciliğin” gereği olarak Gençliğe Hitabeyi ve Bursa Nutkunu yeniden içselleştirmek gibi bir zorunluluk vardır. Atatürk’ü iktidar bloğunun saldırısından kurtarmak için Atatürk’ün fikrine inananların öz evlatlarıyla ve öz fikirleriyle ideolojik bir kavgaya hazırlanması tek ve gerçek kurtuluş yoludur.

Şartlar ne kadar zor olursa olsun daha iyi bir Türkiye mümkündür. Türkiye’yi her anlamda örnek bir ülke haline getirmek için CHP, Mustafa Kemal’in aydınlık yoluna daha fazla sarılmalı ve değişen koşullara uygun yeni yöntemler bulmalıdır. Muhtaç olduğumuz her şey şanlı tarihimizde ve bilimin uçsuz bucaksız ufuklarında mevcuttur.