Ülkemiz çok ciddi bir değişim beklentisi içindedir. Cumhuriyetin kurucu felsefesi bu toplumun, çağdaş toplumlar içinde hak ettiği yeri alması üzerine inşa edilmişti. Ancak sağ
iktidarlar ve özellikle de AKP ile birlikte ülkemiz ve toplumumuz bu kurucu felsefeden uzaklaştırılmış, kendi içinde hapsedilmiştir. Bugün yaşadığımız siyasal ve toplumsal sorunların temelinde bu kopuşun etkisi büyüktür. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi olarak ülkemizdeki ayrımsız bütün sivil yapılarla işbirliği içinde yeni bir değişim süreci başlatıyoruz.

Günümüz siyaseti partilerin sadece kadın veya gençlik kollarıyla yapılamayacak kadar geniş bir alanda kendini üretmektedir. Bu nedenle sivil toplum, hem siyasetin daha kapsamlı bir biçimde üretilmesi, hem demokratik kültürün gelişimi hem de katılımcı ve çoğulcu bir anlayışın hakim kılınması için zorunlu bir koşuldur.

Ankara’da 5 Mart 2016’da başlattığımız Büyük Türkiye Buluşması sonrasında Trakya’da ve Karadeniz’de de bu çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Şimdi konuşan, tartışan, birlikte karar alan bir Türkiye için yola çıkıyoruz. Bu çerçevede sivil toplum olgusuna bakışımızı da seçim bildirgemizden hareketle paylaşmak isterim. 

Sivil toplum öncelikle devletin, hükümetin dışında kalan insan faaliyetlerini ve kurumları kapsar ve sivil hak ve özgürlükler alanı anlamına gelir. Bu nedenle sivil toplumun özgür vatandaşlardan oluşması ve bireylerin hak ve özgürlüklerini devletin tek taraflı baskısından (siz bunu AKP diye okuyun) koruyarak güvence altına almasının ilk koşuludur.

Sivil toplum devletten bağımsız bir alan olarak tanımlansa da, sivil toplum alanının bütün aktörleriyle kurulması ve sağlıklı bir şekilde işlemesi bulunduğu ülkenin rejimiyle doğrudan bağlantılıdır. Sivil toplumun demokrasiyle kurulan bağı da tam olarak bu noktada ortaya çıkmaktadır.

Toplumda demokratik anlayışın, yönetimde demokratik ilkelerin yerleşmesine katkıda bulunmak şüphesiz ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin en önemli görevlerinden birisidir. Bilindiği gibi partimiz, hem ulusal hem de yerel politikalarını üretirken sivil toplumun hak ve çıkarlarını korumanın öneminin altını daima çizmektedir. Partimizin son seçim bildirgesinde de üzerinde durduğumuz gibi ülkemizde sivil toplum, siyasi iktidarın baskısı altındadır. Örgütlü çoğulculuğun alanı olması gereken sivil toplum, hızla iktidarın güdümüne sokulmakta ve tek sesli hale getirilmeye çalışılmaktadır. Sendikalar, meslek odaları, dernekler, vakıflar ve diğer sivil toplum kuruluşları iktidarın politikalarına ve uygulamalarına yakın davranmaya zorlanmaktadır. İktidar kayırmacı bir biçimde kendi sivil toplumunu oluşturmaya çalışmakta, özgür bireylerden oluşması gereken sivil toplumu hegemonyası altına almaktadır. Böyle bir ortamda demokrasinin hayata geçirilmesi ve sağlıklı bir sivil toplumun oluşturulması mümkün değildir.

Partimizin dayanışma ve katılımcılık anlayışı örgütlü sivil toplum yapısıyla, halkın yönetime etkin bir şekilde  katılımı anlamına gelmektedir. Yurttaşların sivil toplum kuruluşlarıyla beraber ülke yönetiminde daha fazla söz sahibi olması partimizin politikalarının nihai hedefidir. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi, politikalarını üretirken kamusal hizmet kuruluşlarının ve gönüllü sivil toplum örgütlerinin etkinliklerini asla göz ardı etmemektedir. Politikalarımız hayata geçirilirken; eğitim, kadın, çocuk, sosyal yardım gibi alanlarda faaliyette bulunan bütün sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları desteklenmektedir. Partimiz, toplumun tüm kesimlerini karar alma süreçlerine dahil etmek için çalışmaktadır.

Sosyal demokrasinin evrensel ilkelerini benimsemiş bir parti olan Cumhuriyet Halk Partisi, bu doğrultuda sosyal devletin anlayışını her zaman vurgulamaktadır. Şüphesiz ki sosyal devlet kavramı, çoğulculuk ve katılımcılık ilkeleri olmadan düşünülemez. Bu kavramların demokratik bir yönetim anlayışının ve sivil toplumun önkoşulu olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’de günden güne iktidarın baskısı altına giren sivil toplum kuruluşları için çalışmalar yapmaktadır. Bu amaçla meslek örgütlerine uygulanan baskılara son vermek, sivil toplum kuruluşlarının yasalarını, bu kurumların özerkliklerini güçlendirmek amacıyla düzenlemek ve sivil toplum örgütlerinin mali haklarını ve denetim yetkilerini korumak adına hareket etmekteyiz.

Son olarak özellikle yerel siyasette sivil toplum kuruluşlarının önemini vurgulamak isterim. Belediyelerimiz partimizin sosyal belediyecilik anlayışına uygun olarak sivil toplum örgütleriyle beraber hareket etmekte, etkin bir katılımcılık anlayışının yerleşmesi için çalışmaktadırlar. Sivil toplumun etkinlikleri ve katkıları  olmadan bir yerel yönetim anlayışı asla düşünülemez. Bir ülkede demokratik çoğulculuk ilkesi ve katılımcılık öncelikle yerel yönetimler tarafından tesis edilmeli, bu ilkeler kademeli olarak ulusal siyasette de hayata geçirilmelidir. Dolayısıyla yerel siyasette çoğulculuk ve katılımcılık  anlayışlarını hayata geçirmek istiyorsak, politikalarımızı üretirken sivil toplum kuruluşlarıyla eşgüdüm içerisine olmanın önemini ve faydasını asla unutmamalıyız. Sivil toplum örgütleriyle beraber hareket eden yerel yönetimlerin halkın taleplerini daha iyi gördüğü ve onların ihtiyaçları doğrultusunda politikalar ürettiği bir gerçektir. Bu nedenle özellikle yerel
siyasette politikalarımızı sivil toplum kuruluşlarıyla beraber inşa etmeliyiz.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak özgür bir Türkiye’nin yolunun özgür bir sivil toplum alanı kurmaktan ve onu desteklemekten geçtiğini biliyoruz. Sivil toplumun denetimine
tabi olmayan bir yönetim anlayışının, demokratik bir rejim hayata geçirebilmesinin mümkün olmadığı açıkça görülmektedir. Partimiz, iktidar karşısında kamuoyu oluşturan ve baskı kurarak siyasi kararların alınmasında etkili olan sivil toplum ve sivil toplum kuruluşları demokrasinin yapı taşı niteliğinde olduğunu her zaman vurgulamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi ideolojisi, dayandığı en önemli ilkelerden olan demokrasiyi hayata geçirebilmek adına bu alanda verdiği mücadeleyi her zaman sürdürecektir.