Küresel Sanayi İşçileri Sendikası Avrupa Genel Sekreteri Luc Triangle, Türkiye’de yaşanan hak ihlallerinin Avrupa’da başka bir ülkede yaşanmadığını söyledi.

Avrupa’da 7 milyon Türkiye’de ise 300 bini aşkın üyesi olan Küresel Sanayi İşçileri Sendikası IndustriALL Avrupa Genel Sekreteri Luc Triangle, Cumhuriyet’ten Şehriban Kıraç’a konuştu.

Türkiye’deki örgütlenme özgürlüğü konusundaki hak ihlalleri ve grev yasaklamaları konusunda derin kaygı duyduklarını vurgulayan Luc Triangle’ın Türkiye ve sendikal örgütlenme hakkındaki değerlendirmeleri şöyle;

-Türkiye’yi işçi haklarını yakından takip ediyorsunuz, son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’deki işçilerin durumuna dair ciddi kaygılarımız var. Bunlardan biri sendikal haklar biri işçi hakları. Türkiye’de sadece sendikaya üye oldu diye çalışanlar işten çıkarılıyor. Bir sendikaya üye olmak toplu sözleşme yapmak temel ve uluslararası bir haktır. Ancak bu Türkiye’de çok uzun zamandan beridir ihlal ediliyor. Türkiye’de çoğu şirket bu hakları görmezden geliyor. Türkiye’deki sendikal mevzuat ve hükümet de işçileri korumak için hiçbir şey yapmıyor. Şirketler rahatlıkla sadece işçiler sendikaya üye oldukları işten çıkartabiliyorlar.

– İşçilerin sendika seçimine dönük ne tür baskılar var?

Türkiye’de işçilerin sendika tercihine hükümetten ve şirketlerden ciddi baskı var. Hükümet ve patronlar işçiler sendika tercihinde bulunurken bunun dışında kalmalı. Ama Türkiye’de pek çok örnek var ki hükümet ve işveren işçileri belli bir sendikaya üye olmaya zorluyor. Biz hükümete diyoruz ki çalışma yaşamı ve sendikal mevzuatı değiştir. Mevzuatın özü çalışanları ve halkı korumak olmalıdır. Şirketlerin patronların korunmaya ihtiyacı yoktur. Ama Maalesef Türkiye’de çalışma yaşamına sahip saygılı bir mevzuat yok.

-15 Temmuz darbe girişiminden sonra sendikalar üstündeki baskılar arttı, özellikle hangi alanlarda kaygı duyuyorsunuz?

Türkiye’nin hangi yola gideceğini bilmiyoruz. Darbe girişiminden bu yana son bir yıldır Erdoğan hükümetinin nasıl bir yol izleyeceğini öngöremiyoruz. Çok farklı kesimler baskı altına alınıyor. Cumhuriyet gazetesi de bunlardan biri. Basına çok ciddi baskılar var. Muhalif kesimlere baskılar artıyor. Bizim kafamızdaki soru sıranın ne zaman sendikalara geleceği yönünde. Sendikalara gelecek bir baskının da engellenmesini istiyoruz. Şu anda sendikalara baskının da bazı somut örnekleri var. Kamu sektöründe ciddi işten çıkarmalar oldu. Gelecekte muhalif olan sendikalara daha fazla baskının olabileceği endişesiyle IndustriALL olarak daha fazla destek sunmaya çalışıyoruz.

– Muhalif sendikalara ne tür baskılar olabilir?

15 Temmuz’da bir darbe girişimi oldu. Biz bunu sert dille kınadık. Ama şimdi de darbenin başka bir hali yaşanıyor. Bir kişi tüm kontrolü elinde bulundurmak istiyor. Geçen yıldan bu yana gelen baskıların özellikle muhalif sendikaların ve üyelerimize de sirayet edeceğini baskıların onlara da geleceğini bekliyoruz ki bu en önemli kaygılarımızdan biri.

Türkiye uzun yıllardır Avrupa’nın bir parçası. Türkiye’deki hayatın gelişimi de her zaman Avrupa yönündedir. Türkiye’deki temel hakların düşünce, konuşma özgürlüğü, toplu sözleşme ve örgütlenme özgürlüğü için de birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Türkiye her zaman geleceğini Avrupa’da gören bir ülkeydi. Ama şimdi maalesef bu geçmişin tehlike altında olduğunu görüyoruz. Geçmişte alınan bazı yollardan geriye dönülmeye başlandı. En temel haklar bile tartışma konusu oldu.

– Bu hak gaspları yaşanırken, siz uluslararası sendikalar olarak buradaki üyelerinizle dayanışmak için neler yapıyorsunuz?

Avrupa’daki sendikalar Türkiye’de yaşananlara çok ilgi gösteriyorlar. Burada yaşananlarla ilgili emekçilere dayanışmalarını gösteriyorlar. Bizim için Türkiye’nin özgür olması oldukça önemli. Maalesef geçen yıldan bu yanan yaşananlar Türkiye’nin özgür toplum olma idealini geriye götürüyor. Biz Türkiye hükümetinden yetkililerle bakanlarla çeşitli kereler ileşitime geçtik. Fikir hürriyetine, konuşma özgürlüğüne sendikal haklara saygı göstermelerini istedik. Avrupalı sendikalar olarak Türkiye’de yaşananlar bizim ana gündemlerimizden biri. Biz başından bu yana Türkiye’nin AB üyeliğini destekledik. Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’den beklentilerinin yanında bizim de işçilerle ilgili kırmızı çizgilerimiz var. Biz Avrupa Komisyonu’na Türkiye’ye işçi haklarına saygı göstermesi yönünde de baskı yapmasını istiyorduk. Bizim kırmızı çizgimiz milyonlarca işçinin sendika seçme haklarını çalışma haklarını örgütlenme haklarına saygı göstermesiydi. Sendikal haklar ve örgütlenme hakkı demokrasinin temel bir öğesidir. Bir toplumda demokrasi olmasını istiyorsanız bunun en temel yeri işyerlerinde demokrasinin kurulmasıdır. Bunun için sendikaların faaliyetlerini özgürce yürütmeleri gerekiyor.

– Türkiye hak gaspları konusunda nerede duruyor. Türkiye’den daha kötü ülke var mı?

Şu anda Avrupa bölgesinde Türkiye’den daha kötüsü yok. Avrupa’nın temel politikası insan haklarına saygıdır. Örgütlenme özgürlüğü temel bir haktır. Elbette ki Avrupa’nın her ülkesinde bir işveren tekil olarak işçi hakkını ihlal edebilir. Ama temel mesele bunu ihlal ettiğinde hükümetin ne yaptığıdır. Ama Türkiye’de böyle yüksek oranda yaşanan hak ihlali Avrupa’nın başka bir ülkesinde yaşanmıyor.

–  Türkiye’deki sendikal mevzuat işçileri korumuyor mu?

Türkiye’de normal işleyen bir parlamenter düzen demokrasi olsaydı derdik ki mevcut mevzuat sendikal hakları korumuyor, bir sonraki seçim döneminde değiştirilir. Bunu koruyacak yeni bir parti gelir derdik. Ama Türkiye’deki duruma baktığımızda maalesef insanlar dışarı çıkıp eylem yapıp bir şeyleri değiştirecekmiş gibi görünmüyor. Çünkü demokrasinin temel işleyişleri de tehlike altında. Avrupa’da şu anda Türkiye’den bahsetiğimizde Avrupa kamuoyunda herkes başkanlık seçimi, referandum diyor ölüm cezasını tartışıyor. AB üyeliğini tartışıyor Kıbrıs’ı tartışıyor. Ama biz farklı bir boyutta Türkiye’de yaşananları Avrupa kamuoyuna alatmaya çalışıyoruz. O da işçilerin çalışma koşulları. İşçilerin en temel haklarını kullanıp bir sendikaya üye olduklarında işten atılıyorlar. Hükümetler tabii ki işverenlerin yaptıkları her şeyden sorumlu değiller ama hükümetler işverenler bir kuralsızlık yaptıklarında onları cezalandırmakla sorumlular. Eğer hükümet sırf işçi sendikaya üye olduğu için işten atılıyor ve işvereni cezalandırmıyorsa burada asıl suçlu hükümet oluyor. Hayati nokta bu. İşverenler tamamıyla kendini dokunulmaz hissediyor. Bu da tüm sistemin zayıf noktası. Umarım Türkiye’deki mahkemeler en azından işçi hakları konusunda bağımsız çalışmaya devam edebilirler. Ama işverenler de şunu görebilmemeler ki Türkiye istedikleri şeyi yapabilecekleri bir özgürlük cenneti değil.