Türkiye tuzağa düşmeyecek ve geleceğini ortak akılla kurtaracak: sokak siyaseti (II)

Murat Somer
Koç Üniversitesi Siyaset Bilimleri ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde öğretim üyesi. Kutuplaşma, demokratikleşme, otokratikleşme, siyasal din, laiklik, ve etnopolitik çatışmalar üzerine akademik çalışmaları ellinin üzerinde uluslararası makale, kitap ve derlemede yayınlanmıştır (https://mysite.ku.edu.tr/musomer/murat-somer-turkce/). Türk ve Kürt meselesi üzerine Milada Dönüş kitabı 2015’de Sedat Simavi Ödülüne layık bulunmuştur. Princeton, Stanford ve Harvard gibi üniversitelerde geçici görevlerde bulunan ve dersler veren Somer; sivil toplum kuruluşları yanında Halk TV, Habertürk, CNN Türk, Medyascope, T24, Birgün, Euronews, New York Times ve Washington Post gibi birçok medya platformunda siyasal ve toplumsal tartışmalara fikir yazıları, yorum ve söyleşileriyle katkı sağlamıştır.

Geçen yazımda muhalefetin sokak siyaseti kışkırtmasına karşı yanıtının temelde doğru olduğunu ama daha ilkeli bir anlatıyla desteklenmesi gerektiğini yazmıştım. Bu yazıda onu biraz daha somutlaştırmak istiyorum.

Geçen yazımda muhalefetin sokak siyaseti kışkırtmasına karşı yanıtının: demokrasiye yeni darbelere alan ve gerekçe yaratmamak için temelde doğru olduğunu ama daha nüanslı ve ilkeli bir anlatıyla desteklenmesi gerektiğini yazdım. Bu yazıda daha somutlaştırmak istiyorum.

Türkiye demokrasiye sakin ama kararlı ve birleştirici bir yöntem ve enerjiyle geçmenin yolunu ve ortak aklını bulmak zorunda.

Muhalefetin ortak bir politik ve ekonomik çıkış programı ve iradesi ortaya koyma yolunda başarıyla devam etmesi durumunda ve sonrasında bir seçim olacak ve herkes oyunu verecek. Bu durumda uzun zamandır kendi iradi seçimleriyle her türlü yolsuzluk ve hukuksuzluğun içine girmiş, ısrarla asla hesap vermemiş ve demokrasiyi askıya almış olan mağrur iktidar da halkın sandıktaki kararını istemese de, reddetmeyi denese de kabul edecek ve iktidar değişecek.

Eğer toplum ve muhalefet yeni iktidarla geçiş döneminde geleceğe ve huzura yönelik aklıselimde birleşir ve başarılı olursa da yeni ve dünyaya örnek olabilecek bir demokrasi inşa etmiş olacak. Türkiye 21. Yüzyılda dünyada yaşanmakta olan demokratik erime süreçlerini gene demokratik yoldan aşan ilk ülkelerden biri olabilecek.

Ancak bu süreç hiç de kolay olmayacak. Çünkü bu tür süreçlerde dünyanın her yerinde otoriter iktidarlar duvardaki yazıyı okuyarak seçimi devreden çıkaracak türlü türlü politikaları devreye sokuyorlar. Tüm bu “darbe” lere gerekçe olarak da toplumsal gerginlikler, kutuplaşma, güvenlik sorunlar mazeret yapılıyor ve türlü yollardan kışkırtılıyor.

SEÇİM DIŞI YÖNTEMLERLE İKTİDARDA KALMA STRATEJİSİ YABANA ATILMAMALI

Bu yönde otoriter “aklın” dünyada ve tarihte çok sık görülen, bizde de zaten uygulanmış ve uygulanmakta olan uygulamaları:

  • OHAL ilanı.
  • Zaten kurumsal güvenceden uzaklaştırdıkları sandık güvenliğini bu sefer tamamen ortadan kaldıracak sözde “yasal” (ama anayasanın özüne ve hukuk devletine aykırı) düzenlemeler.
  • Seçim sonucunu değiştirebilecek siyasetçi, parti ve sivil toplum aktörlerini siyasi (uydurma) davalarla tasfiye etmek.
  • Bu stratejiyi tüm muhalefete değil belli siyasetçilere uygulamak. Böylece muhalefeti bölerek zayıflatmaya ve radikalleştirmeye çalışmak.
  • Bu haksızlıklara karşı “sert tepki” baskısı altında kalan muhalefet partileriyle sivil toplumun arasını açmak. “Seçim mi sokak mı?” “meclis mi boykot mu?” tartışmalarıyla bölmek.
  • Yerel yönetimlerin yetkilerini kısmak. Buralardan siyasi muhalefetin itibar kazanmasını, kaynak üretmesini ve karizmatik rakipler çıkarmasını engellemek.
  • Seçilecek makamların yetkilerini önceden kısmak. Bazen yerlerine paralel kurumlar kurarak neredeyse ortadan kaldırmak. Yasama ve yürütme yetkilerini önceden otoriter iktidarca atanmış yeni kurumlara aktarmak (Bkz. Venezuela). Böylece seçimi kaybetse de iktidarı kaybetmemek.
  • Muhalefetin enerjisini seçimi kazanmaya (program ve kampanya, iktidar tabanına ulaşma, demokrasi, adalet ve refah gibi ortak paydaları bulma, sandık güvenliği organizasyonu, kısaca “seçime yönelik mobilizasyon”) odaklamasını engellemek. Bunun yerine tepkisel eylemlere ve kimlik siyasetine yöneltmek.
  • Seçimi kaybetse bile bürokrasinin ve güvenlik güçlerinin zoruyla iktidarı devretmemek.
  • İktidarı kısmen devretse bile (eğer hâlâ kontrol edebiliyorsa) bürokratik direnç oluşturarak yeni yönetimin kısa sürede başarısız olmasına (Bkz. Malezya), itibarsızlaşmasına ve iktidara yeniden oturmaya çalışmak.

Türkiye’de de iktidarın veya içindeki bazı odakların yapmaya çalıştıklarının bu resme kolayca uyduğunu görmek zor değil. Bu liste sabit de değil. Günümüzde dünyada otoriter siyaset demokratik siyaset kadar hatta çoğu kez daha yaratıcı ve dinamik.

SEÇİM DIŞI GAYRETLERİ DEMOKRASİ LEHİNE ÇEVİRMEK TOPLUMUN VE MUHALEFETİN ELİNDE

Yukarıdaki stratejilerin hiçbiri olduğu gibi anlatılarak yapılmıyor tabii.

Toplumun bir kesimini inandıracak bir kesimine de sessiz kalmak için yeterli mazeret olacak gerekçeler öne sürülüyor. Yani sahneye konuluyor. Ekonomik buhran, terör, toplumsal çatışma veya kalkışma, güvenlik, dış güçler. Siyaset demokratik de olsa otoriter de olsa bir yönüyle bir “sahne oyunu.” Otoriter iktidarın oyuncuları oyununu ne kadar iyi, inandırıcı ve istekli oynarsa, muhalefet aktörleri ne kadar “oyuna gelirse” “gerekçeler” de o kadar etkli olabiliyor.

Yani iktidarın bir “gerçeklik algısı” yaratabilmesi lazım. Bunu yapmanın, yargıdan medyaya binlerce oyuncuyu oyunda tutmanın siyasal ve ekonomik maliyeti var.

Gerginlik ve kutuplaştırma siyasetleri işte bu amaçla aktif olarak kullanılıyor.

Toplumsal kesimler birbiriyle karşı karşıya getirilirse o zaman tehlike birdenbire iktidarın yanlış politikaları olmaktan çıkıyor. “Onlar” haline geliyor. İktidarın tabanı otoriter müdahalelere rıza gösteriyor. Aynı şey muhalefet için de geçerli. Onlar da bu durumu pekiştirecek siyasetlere açık oluyorlar. Yumruk yedikçe “biz niye atmıyoruz, bizim liderlerimiz niye zayıf” der oluyorlar.

Muhalefetin görevi bu oyuna gelmemek ama sadece bu da değil, kendi gündemini gündemde tutmak. O zaman oynanan oyunun iktidar cenahındaki istekli oyuncuları ve izleyicileri azalıyor.

İşte tam da bu nedenle muhalefetin dar anlamıyla sokak siyasetinden uzak durması son derece doğru. Bugün muhalefetin kitlesel gövde gösterilerine ihtiyacı yok. Bir şeyleri engellemeye değil yapmaya odaklanmalı. Çünkü demokrasi ve refahı yeniden kurmayı vaat ediyor. Ülkeye ilaç da zaten bu.

Muhalefet ne istediğini belirlemekte, ortak akıl ve program oluşturmakta uzun yol aldı.  Ne istemediğini değil ne yapacağını anlattıkça zemin kazanıyor ve siyasetin eksenini, sessiz çoğunluğu bölen değil birleştiren mecralara çekiyor.

Sokak siyaseti engellemeye ve talep etmeye yöneliktir. Muhalefet ise talepleri hayata geçirecek yapıcı siyaset peşinde (ama bu her sokak siyasetini kesinlikle dışlamıyor, ona geleceğim).

Meslektaşım Seren Selvin Korkmaz’ın ifadesiyle “ vaat ve çözümleri sıralamak yerine aslında AKP’nin ne olduğunu anlatmaya çalıştığı hikâye artık yer değiştirmiş durumda. Hal böyleyken bu çizgiden geri adım atan her hamle iktidarın işine geliyor. Bazı muhalefet kurmayları ve vekilleri hâlâ halka AKP’nin ne olduğunu anlatmaya çalışıyor.” Halk zaten sorunların farkında. Köylülerden öğrencilere ve akademisyenlere aktif bir sivil toplum yanlışları büyük fedakârlıklarla dillendiriyor.

Yanıtı aranan sorular “çözüm ne” ve “kim yapacak?”  Bu “kim” sorunsun yanıtı da elbette bir kadro, ittifak ve ortak akıl olmalı. Hem doğrusu bu hem de seçim aritmetiği bunu gerektiriyor. Görünen köy kılavuz istemez.

PEKİ NASIL SOKAK SİYASETİ?

Yedi maddede özetlemek mümkün.

  1. Somut sorun veya politika-temelli hareketler. Tayland, Bolivya, Kolombiya, Polonya, ABD ve Venezüella’dan Türkiye’ye, örnekler şunu gösteriyor. “İktidara karşı” kitlesel protestolar kutuplaşmış ve otoriterleşen durumlarda ters tepiyor. Ama yetersiz ve denetimsiz yurt sorunu, eğitim hakkı, HES’ler, çevre, özerk ve bilimsel üniversite, kayyımlar, İstanbul Sözleşmesi vs. belli bir soruna yönelik toplumsal hareketler ve barışçı sokak siyasetleri etkili oluyor.
  2. Şiddeti reddeden, barışçı ve (güvenlik güçlerinin orantısız ve hukuksuz müdahalelerine rağmen) bunu sağlayacak örgütlenmesini başarmış hareketler.
  3. Seçimlere giden yolda seçimleri daha da kazanılamaz kılacak somut ve belli politikalara karşı, hedefi ve talepleri belli, toplum iradesini koyan ve sonuç getiren hareketler.[1]
  4. Kitlesel değil mahalle ve sokak temelli seçim mobilizasyonu. İnsanları oy vermeye teşvik eden, demokrasi umudunu diri tutan, çözümleri anlatan, “seçim ve değişim” diyen, bağ ve farkındalık oluşturmaya yönelik, sandık ve seçmen listesi güvenliği sağlamaya yönelik, dinleyen ve muhalefete çözüm önerileri sunan, toplumsal tepkileri “seçimle pozitif değişim”e yönlendiren sokak siyaseti. Tüm bu konularda sivil toplum-muhalefet partileri iş birliği çok önemli.
  5. Herkes için demokrasi, hukuk, sosyal adalet ve insan hakları mesajlı, yukarıdaki dört maddeye destek gösteri ve toplantılar.
  6. Tabii gereken oranda seçim miting ve toplantıları. Ama yukarıdaki beş maddeye uygun söylem ve görüntüde. Türkiye 2018’de bunu öğrendi.
  7. Tekrarlanmış İstanbul seçimlerinde örneğini bulmuş olan; olası seçim hukuksuzluğuna ve sandık reddine karşı duran ve demokrasi refleksini ifade eden, siyasetçisinden avukatına ve emekli işçisine barışçı ve ilkesel vatandaş duvarı.

 

Tüm bunları geliştirecek sembolik ve tarihsel zeminler, Türkiye’de “yeter söz milletin”den “sakin (ve kararlı) güç” kavramına, adalet yürüyüşünden, kadın, köylü ve öğrenci eylemlerine daha birçok örneklerde var.

Aksine toplumu karşı karşıya getiren ve haklı veya haksız had bildirmeye yönelik gövde gösterisi temalı hareketlerin sonuçlarını da yeterince yaşadık, dünyadan da olumsuz ve olumlu örnekleri (Bkz. en son Şili vd.) öğreniyoruz.

[1] Bir diğer meslektaşım Berk Esen’in ifadesiyle (izniyle kendime göre parantez içinde belirttiğim bazı değişikliklerle): İktidar “protestoları OHAL ilan etmek ve muhalif siyasetçileri kriminalize etmek için fırsata çevir(meye çalışacaktır). Medyanın büyük oranda iktidar güdümünde olduğu ve hukuk sisteminin politize olduğu bir ortamda… seçmenleri daha da ayrıştırmak .. (ve) muhalif siyasetçileri tasfiye etmek için kulllanabilir… Fakat..önümüzdeki dönemde iktidarın seçim sonuçlarını etkilemek için yapacağı hukuk dışı müdahalelerin ve vatandaşların seçme ve seçilme haklarına getirilebilecek kısıtlamaların önünü kesmek için de muhalefetin protesto kanallarını açık tutması gerekiyor.”

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Murat Somer
Koç Üniversitesi Siyaset Bilimleri ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde öğretim üyesi. Kutuplaşma, demokratikleşme, otokratikleşme, siyasal din, laiklik, ve etnopolitik çatışmalar üzerine akademik çalışmaları ellinin üzerinde uluslararası makale, kitap ve derlemede yayınlanmıştır (https://mysite.ku.edu.tr/musomer/murat-somer-turkce/). Türk ve Kürt meselesi üzerine Milada Dönüş kitabı 2015’de Sedat Simavi Ödülüne layık bulunmuştur. Princeton, Stanford ve Harvard gibi üniversitelerde geçici görevlerde bulunan ve dersler veren Somer; sivil toplum kuruluşları yanında Halk TV, Habertürk, CNN Türk, Medyascope, T24, Birgün, Euronews, New York Times ve Washington Post gibi birçok medya platformunda siyasal ve toplumsal tartışmalara fikir yazıları, yorum ve söyleşileriyle katkı sağlamıştır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
43,593TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI