Türk Kulturkampf’ında Post-Kemalizm Parantezi I

Yalın Alpay
Virgül, Akşam Kitap, Radikal Kitap gibi yayınlarda kitap eleştirileri yazdı. Tarih, siyaset, sanat ve ekonomi konularında çeşitli akademik dergilerde ve kitaplarda pek çok makalesi vardır. Varlık ve Rh Sanat dergilerinde sanat, Ot dergisinde popüler kültür, Andante dergisinde klasik müzik üzerine yazıyor. Sanat, ekonomi ve siyaset konularında yayınlanmış on kitabı ve üç ulusal ödülü vardır. Çeşitli kanallarda, televizyon programları yapmaktadır.

Kulturkampf

Yaşama mana biçmek ve onu kavrayabilmek için inşa edilen anlam ağlarından oluşan kültür, on sekizinci yüzyılda Aydınlanma felsefesiyle din tekelinden kurtulur, seküler bir aşamaya erişir. Yüzyıl sonunda, Fransız Devrimi etkisiyle modernist seküler kültür, bir devlet siyaseti olur. Geleneksel pre-modern kurumlar ve din, devlet yapısından tasfiye edilir, yerlerine mazileri olmayan rasyonel yapılar yerleştirilir. Rasyonel yeni işletim sistemi, modern eğitim müfredatıyla merkezden tüm çevreye bilinçli bir şekilde yayılır. Seküler kültür Batı Avrupa’da güçlenir.

Devlet liderliğindeki sekülerleşme, dindarlarca hoş karşılanmaz. Modernist bu açılıma anti-modernist bir direniş gösterilir. Sekülerlerle dindarlar, uluslararası literatürde “kulturkampf”[1] adı verilen bir kültür savaşına tutuşurlar. Modernist dönemde bu savaşın ağır basanı seküler kültür olur. Fakat tarihte belli bir dönemi tanımlayan ve kabaca on yedinci yüzyılda açılan modernizm parantezi, yirminci yüzyılın son çeyreğinde büyük ölçüde kapanır. Öncesi pre-modernizm olan modernizmin, sonrası postmodernizmdir. Yani yeniden anti-modernist bir aşamaya geçilir.

Modernizmin yeniden anti-modernizmle yer değiştirmesi, kulturkampf’ın kazanınını da değiştirir. Modernist dönemde sekülerlerin sağladığı baskınlık, postmodernizmde anti-modernistlerin olur. Batı’da popülizm, sağ, radikal sağ ve dindarlık gibi anti-modernist yaklaşımlar yükselişe geçer.

Türkiye’de Kulturkampf

Türkiye’de kulturkampf, modernistler ile anti-modernistler arasında “bitmeyen bir cenktir”. (Bora, 2015)[2] Türk kulturkampf’ının klasik versiyonunda taraflar Batıcı Kemalizm ile muhafazakar İslamcılıktır. Erken cumhuriyet döneminde, eski düzenin devlet kurumlarından ve toplumsal alandan sürülmesiyle başladığı varsayılan bu mücadele, Almanya’daki klasik modeline hayli benzer. Devleti ele geçiren modernleşmeci seçkinlerin temsil ettiği seküler kültür, din ve gelenekler etrafında toplanan kitlelerin geleneksel kültürü ile şiddetli bir mücadeleye girişir.

Seküler Kemalizm’in modernist ütopyası, tüm halkın kendi başına iyi ve doğru olanı ayırt edebilecek entelektüelliğe ulaşmasıdır. Kemalizm, modernizmle uyumlu olarak, iyi ve doğru olana akılla erişilebileceğini, aklın en gelişmiş hallerinin ise Aydınlanmış zihinlerde bulunduğunu varsayar. Eğitimsiz kalarak zihnini verimli çalıştırma şansı bulamayan Anadolu halkının, kendisi için iyi ve doğru olanın ne olduğuna ilişkin isabetli kararlar veremeyeceğini savunur. Halkın önce modernist devrimler ve bunları yayacak Aydınlar aracılığıyla eğitilmesi zorunludur. Haklar halkındır ancak mirası kullanabilmesi için önce reşit olması gerekmektedir. Reşit olana değin vasisi tarafından eğitilmeli ve bu süre boyunca mirasın yönetimini vasiye bırakmalıdır. Böylece halk, Batılı bir kavram olan ulusa “yükseltilebilecektir”. İşte o zaman, “egemenlik kayıtsız şartsız ulusun” olacaktır. Bu amacın önündeki temel engel ise İslamcılıktır. (Karpat, 1996, s. 69)[3]

Kemalizm’in ütopyası için belirlediği yöntem, devlet aygıtını ele geçirmek ve onun aracılığıyla halkın zihnini yeniden biçimlendirmek, zihinsel içerikleri oluştururken, bu içeriği dışsal dünyadaki biçim değişiklikleriyle (harf, şapka, kılık kıyafet devrimleri gibi) de destekleyerek, toptan ve bütünsel bir modernleşme yaratmaktır. Bu büyük değişimin evrimsel bir şekilde yavaş yavaş gerçekleşmesini reddederek, dışsal bir müdahaleyle tek bir ‘Coup’ta (darbede) tamamlanmasını ister.

Kemalizm’in toplumu tek bir darbede modernleştirme projesi, anti-modernist İslamcılar ve muhafazakarlar ile, Batıcılığı onaylamakla birlikte modernizmin tekçiliğine ve otoriterleşebilen yapısına karşı çıkan liberaller tarafından dirençle karşılanır. Bu direnişin 1921’deki Birinci Meclis gibi halkı geniş şekilde temsil etme gücü olan, yani her düşünce ve sınıftan temsilciler içeren bir yapı varken, tek bir darbede aşılması pek mümkün görünmeyince, Kemalizm 1923’teki İkinci Meclis’te muhafazakarları, İslamcıları ve liberalleri Meclis dışı bırakır.

Siyasi muhalefeti, meşru siyaset alanından kovup devlet aygıtını ele geçiren Kemalizm, modernizmi halka dayatmaya başlayınca, modernizme toplumdan başka direniş gösterebilecek bir güç kalmaz. Bu gelişme, Türk modernleşmesini devlet ile toplum arasındaki bir gerilim olarak yapılandırır. Meşruiyetini toplumdan değil, kendinden alan bir devlet ile onun karşısında meşruiyeti olmayan cılız bir toplum karşı karşıya gelir. (İnsel & Aktar, 2014, s. 57)[4] Kemalist bakış açısında, bu mücadele, tüm halkın, entelektüel bir ulus haline gelmesiyle sona erecek, işte o zaman demokratik gerçek Türkiye ortaya çıkacaktır. Zira demokrasinin halka verdiği seçim hakları ancak o zaman rasyonel ve bilinçli bir şekilde kullanılabilecektir. Demokratik hakların halka erken verilmesi durumunda, toplum bu hakları geleneksel yaşamına dönmek için kullanacağından, Türkiye daha demokrasiye geçemeden demokrasiyle vedalaşacaktır.

Kemalist Hegemonya

Türk modernleşmesinin 1920’lerde topluma yayılması için gerekli eğitim seviyesi, teknolojik donanım, iletişim olanakları oldukça sınırlıdır. Devletin elinde, Batı’daki modern olanaklar yoktur. Bu nedenle devlet merkezli modernleştirme projesinde, etki altına alınabilecek kitleler aslında kentlerle sınırlanmıştır. Zira kentler hem daha eğitimli, hem daha kolay ulaşılabilen hem de Batı’yla daha temas halindeki bölgelerdir. Oysa kırsal söz konusu olduğunda çoğu yerin yolu yoktur, eğitim seviyesi düşüktür, buralara yazılı metinler ulaştırmak hem fiziksel olarak güçtür hem de okuma yazma seviyesi düşük olduğu için metinlerin algılanması zordur. Bu nedenle modernist bir propaganda yapmak kolay değildir. Devlet bunu köy enstitüleri gibi kurumlarla aşmaya çalışsa da, söz konusu eşiği pek aşamaz.

Kemalizm’in kentlerde tutundurduğu modernizm, köyden kente yoğun göçlerin başladığı 1950’lerde erozyonla tanışır. Kentlerin çeperlerine eklenen gecekondu mahalleleri, pre-modern geleneksel kültürün tüm özellikleriyle birlikte kentlere eklemlenir. Kemalizm’in, yeterince ehlileşmediğini düşündüğü halkın tek parti yönetimiyle askıya almış olduğu seçme hakları, çok partili yaşama geçişle, bir anda oy almak isteyen partiler için en önemli bileşenler haline gelir. Böylece ortaya çıkan popülizmle birlikte, pozitivist modernleşme süreci süratle hız keser ve tabanın arzuları öne çıkar. Modernist Kemalizm söz konusu “yoldan çıkmayı” 1960’daki darbeyle belirli şekillerde kontrol altına almak istese de, yarıda kalan modernleşmeyi eski hızına eriştirmekten uzak kalır. Türkiye kırsal kesimde korumuş olduğu geleneksel ve dindar anti modernist kodlarını süratle kentlere taşıyarak, modernizmin kazandığı toprakların önemli bir kısmını geri alır. Bunda modernist ailelerin nüfus artışlarının, anti modernist ailelerin nüfus artış oranlarının çok altında kalmasının da etkisi olur.

Türk kulturkampf’ı, Soğuk Savaş döneminde ortak “düşman” komünizm karşısında, hafifler fakat varlığını korur. Cumhuriyetin kuruluşundan bu döneme değin geçen süreçte, Türk modernleşmesi ne kadar aksarsa aksasın, milli eğitim müfredatı da, kitle iletişim araçlarının iletileri de, Kemalist kültürün hegemonyası altında kalmaya devam eder. Kırsal kesimi simgeleyen geleneksel kültür her ne kadar çeşitli direnişler gösterse de, en azından söylem çerçevesinde Kemalizmin modernist hegemonyası gücünü sürdürür. Bunda ordunun, Kemalist tarafta saf tutması ve modernizmin kültür savaşında İslamcılık karşısındaki olası mağlubiyetlerinde kışlasından çıkacak gibi görünen tutumunun da etkisi olmuştur.

Yarın: İslamcı Direniş ve İslamcıların Devlet Tasarımı

—-

[1] Almanya’da 1871-1878 yılları arasında Bismarck’ın, Katolik Kilise’ye açtığı savaş sonrasında ortaya çıkan seküler-dindar kültürler arasındaki mücadele, Avrupa’daki tüm kültür savaşları için tanımlayıcı bir örnek olduğundan, Almanya’da “kulturkampf” olarak adlandırılan seküler-dindar kültür savaşı, Avrupa’daki tüm örnekleri de kapsayan genel bir terim halini almıştır.

[2] Bora, T. (2015). 28 Şubat ve Kulturkampf. 10 14, 2018 tarihinde Birikim Dergisi: http://www.birikimdergisi.com/haftalik/1397/28-subat-ve-kulturkampf adresinden alındı

[3] Karpat, K. H. (1996). Türk Demokrasi Tarihi. İstanbul: Afa Yayınları.

[4] İnsel, A., & Aktar, C. (2014). “Devletin Bekası” İçin Yürütülen Çağdaşlaşma Sürecinin Toplumsal Sorunları. Türkiye Toplumunun Bunalımı (s. 19-59). içinde İstanbul: Birikim Yayınları.

 

Yalın Alpay
Virgül, Akşam Kitap, Radikal Kitap gibi yayınlarda kitap eleştirileri yazdı. Tarih, siyaset, sanat ve ekonomi konularında çeşitli akademik dergilerde ve kitaplarda pek çok makalesi vardır. Varlık ve Rh Sanat dergilerinde sanat, Ot dergisinde popüler kültür, Andante dergisinde klasik müzik üzerine yazıyor. Sanat, ekonomi ve siyaset konularında yayınlanmış on kitabı ve üç ulusal ödülü vardır. Çeşitli kanallarda, televizyon programları yapmaktadır.
- Reklam -
spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
37,416TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da
%d blogcu bunu beğendi: