Cuma, Temmuz 1, 2022

Toplumsal yarılma: Gericilik mi marjinalleşme mi?

Burçak Sel
1987’de Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden 2012’de mezun oldu. 2015’ten bu yana mülteci alanında çalışmaktadır. Dünya Evimiz Uluslararası Dayanışma Derneğinin kurucuları arasında olup, Derneğin Birleşmiş Miletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile 2019’dan beri yürütmekte olduğu projenin koordinatörlüğünü yapmaktadır. Mültecilerin İstihdamı bağlamında Sosyal Uyumu, Mültecilerin Türkiye’de Toplumsal Kabulü gibi alanlarda araştırma ve çalışmalar yapmaktadır. TED Üniversitesi, Göç Çalışmaları İngilizce Tezli Yüksek Lisans Programında burslu öğrenciliği devam etmektedir. Çeşitli gazetelerde öykü ve yazıları yayımlanmaktadır.

İlerici, aydınlık bir yaşam, libertaryanlığın sınırsızlığında değil, gerçek bir eşitliğin gerekli olan sınırlılığında inşa edilebilir. Aksi taktirde, bir kesim, başka kesimlere galebe çalacaktır hep.

Ezber bozmak, adı üzerinde bozucu bir eylemdir. Hele ki bu ezberler, gerici fikirlerden güç alan ve toplumsal tutulumu öyle süreklileştiren nitelikteyse, ezber bozmanın kendisi, devrimci bir eylem bile olabilir. En azından işletildikleri bağlama mahsusen. Zaten gergin olan ve daha da gerilmek için hep arkaya çekilen bir yayın serbest bırakılması, daha esnek bir şeyin hareket ettirilmesinden, mesela geriye çekilmesinden zor olduğu kadar kıymetlidir de. Küçücük, tek bir hamleyle, istikametin yönü bozguna uğrayabilir nitekim.

Fakat, bozgun sonrasında yerine ne konulacaktır?  Bireysel özgürlük tartışmaları, zaten yaratılmak istenen karanlık çağlara kapı aralıyor olabilir mi? Marjinalleşmeyle, gericilik arasında görünmez bir mutabakat olabilir mi? Ya da gericilik, biçimsel olana yaptığı aşırı ve sakil vurgularla, ilerici dinamikleri bir yere hapsetmeye çalışıyor ve kendi işini görüyor olabilir mi perçinlediği tüm eşitsizliklerin üzerini örterek?

Bir şey esnedikçe ki biz bunu değerlerin tümüyle yok sayılarak yitip gitme bataklığı olarak değil, farklılıkları özümseme dayanıklılığı olarak kabul ettiğimizde, rijitleşme eğilimi azalacaktır. Bir sosyal kesimin marjinalleşmesi azalacaktır esasında. O toplumsal grup hangisiyse artık uçlaşmasına gerek kalmayacaktır çünkü. Farklılıkların dozu, ayarına gelebilecektir de diyebiliriz. Bu ayar, sınıflar arası başta sosyo-ekonomik olmak üzere eşitsizliklerin son bulduğu ve ortaya çıkan eşit durum üzerinden yükselen bir özgürlüğün ölçüsüdür elbette. Farklılıklar, eşitsizliklere gebe olmamalıdır diye hap bir cümle de kurabiliriz.  Bu kısma Balibar üstad, en iyi açıklamayı yapacaktır elbette. Kendisini, siyaset biliminin en önemli iki kavramı olan eşitlik ve özgürlük tartışmasında ısrarlı olarak tavsiye ediyoruz.

Ancak, gerilmekten aşırı sertleşmiş bir düzlemde ya da geriye çekile çekile bir ucu ortaçağ karanlığına değen bir zeminde, bu şeyin kendisine kafa tutmak, hep dahasını isteyeceğinden, kesimler arası uçurumu derinleştirme riski de barındırmaktadır.

Bir kadın sanatçının giydiği sahne kıyafetine yapılan gerici ve çirkin bir yoruma karşılık, ana konusu eşitlik ve özgürlük olan bir toplumsal eylemde, mevzu bahis kıyafeti giymenin anlamı, o kıyafetin normal bir zamanda giyilmesinden anlamlı olabilecektir bu sebeple. Ve bu mana, kışın ortasında mayo giyme “anormalliğinin” dışında, kıyafet hak ve özgürlüğüne mecburen denk gelecektir. Gelmelidir de. Ancak bu zaruretin sonucu, esas eşitsizliklerin rengini koyultan ya da derinleştiren tüm süreçleri bir kenara bırakmak olmamalıdır da.

Mayoyla sahneye çıkmak haktır. Çocuğuna ekmek götürmek için hırsızlık yapmak durumunda kalan ile madende göçükte kalan işçinin hakları kadar bir haktır ancak. Fazlası değildir.

Eğer, mesele sadece özgürlüğe takılır kalırsa ya da en az bu kadar önemli olan başka hak ihlâlleri bu kadar önemsenmezse, son iki örnekteki yaşamların, esas örnekteki yaşamla kesişmesinin imkân dahilinde olmadığını kabul etmemiz gerekmekte. Yani, karanlık karşısında esas verilmesi gereken mücadelenin param parça olması hali… Güzelim bir toplumun yitip gitmesi…

Gerilmekten aşırı sertleşmiş bir düzlemde ya da geriye çekile çekile bir ucu ortaçağ karanlığına değen bir zeminde, bu şeyin kendisine kafa tutmak, hep dahasını isteyeceğinden, kesimler arası uçurumu derinleştirme riski de barındırmaktadır.

Bir sinema veya dizi oyuncusunun iç çamaşırı giymediği için kanuna karşı gelmekle itham edilmesinin ardından, aynı oyucunun dünyanın bütün sutyenlerine başkaldırması muazzam bir direniş örneği olabilir pek tabii. Başımıza yasalara bağlı kalma ehli kesilen, ne kadar kanunsuzluk varsa da bunu punduna getirerek layıkıyla yapan bir kesimce hedef haline getirilen bu oyuncu, mevzu bahis elbisesiyle evrene ışıklar da saçabilir. Kim tutar onu?

Ancak, çamaşırlarımızdan ziyade bunları bize tercih ettiren aidiyetlerimize ve bu aidiyetlerin karşılık geldiği segmentlere kafa yormak, yok olması için uğraştığımız yobazlıktan sonra tesis etmek istediğimiz düzen için daha gerekli olabilir. Bir eylemin daha cesurca yapılması onu her zaman ilerici yapmayabilir. Toplumsal kopuşa vesile olan her hamlede, karşı karşıya geldiğimizde garabete uğrayacağını düşündüğümüz kesim kadar hasara uğrayacağımızı aklımızın bir tarafında saklayabiliriz. Savaşın, zarar görmeyeni olmaz.

Hâkim politik söylemler yaygınlaştıkça, bu söylemlere ve dolayısıyla bu söylemlerin karşılık gelmesinin umulduğu eylemlere direnmek daha zor ve bir o kadar manidar hale gelebilir. Ve cesaret isterler gerçekleştirmek için.  Buna eyvallah özetle. Fakat, bunun bir oydaşmaya ivme olması gerekir. Toplumsal bir bütünleşmeye vesile olması ya da.  İlerici, aydınlık bir yaşam, libertaryanlığın sınırsızlığında değil, gerçek bir eşitliğin gerekli olan sınırlılığında inşa edilebilir. Aksi taktirde, bir kesim, başka kesimlere galebe çalacaktır hep. Düğünlerin haremlik selamlık yapılmasının tehdidi, tercih serbestisinin içinde kaynayıp gidecektir. Dipsiz bir kuyunun ortasında, kültürlerin süre getirdiği tüm güzellikler solup giderken, ileriye akması gereken tarih, belki de son 60 yıldır ülkemizde olduğu gibi geriye düşmeye devam edecektir.

Gericilik, marjinalleşmeyi, marjinalleşme ise kopuşu ve belki de toplumsal bir yok oluşu hazırlayacaktır. Biliriz ki bir uçağın, kendi mekanizmasına biçilen rüzgâr ivmesinden bir milim fazlasında iniş gerçekleştirme cüretinde sonuç ekseriyetle ölüm olur.

Şöyle kapatalım en somutundan ve en kestirmesinden:

Yoksul kadınlar, kendilerini bu karanlık keşmekeşin ortasında, bu kimselere yakın hissettikleri kadar ortada gerçek bir cesaretten bahsedilebilir.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Burçak Sel
1987’de Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden 2012’de mezun oldu. 2015’ten bu yana mülteci alanında çalışmaktadır. Dünya Evimiz Uluslararası Dayanışma Derneğinin kurucuları arasında olup, Derneğin Birleşmiş Miletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile 2019’dan beri yürütmekte olduğu projenin koordinatörlüğünü yapmaktadır. Mültecilerin İstihdamı bağlamında Sosyal Uyumu, Mültecilerin Türkiye’de Toplumsal Kabulü gibi alanlarda araştırma ve çalışmalar yapmaktadır. TED Üniversitesi, Göç Çalışmaları İngilizce Tezli Yüksek Lisans Programında burslu öğrenciliği devam etmektedir. Çeşitli gazetelerde öykü ve yazıları yayımlanmaktadır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
48,141TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI