“Sakin bir Türkiye Erdoğan’ın işine yaramıyor. Kutuplaşmayla kendi tabanını konsolide ediyor. Dolayısıyla Erdoğan çatışmayı kabul edilebilir sınırlarda tutup, onun devam etmesinden yanadır. Çünkü kendisini ayakta tutması için mutlaka bir düşmanı olması lazım.”

“Haftanın Dosyası” bölümümüzün bugünkü konuğu Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu. Tanrıkulu’yla başkanlık sistemi, yeni anayasa tartışmaları ve Türkiye’de artan şiddet ile ilgili konuştuk. Tanrıkulu’na göre AKP yeni anayasa yapma sürecinde samimi değil. 

-Davutoğlu’nun CHP bize parlamenter sistemi dayatıyor bu yüzden yeni anayasa sürecinde yol alamıyoruz açıklaması hakkında ne düşünüyorsunuz? CHP gerçekten böyle bir dayatmada bulunuyor mu?

Ben kişisel olarak Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Psikolojik olarak da yeni bir anayasa yapılması lazım. 1982 Anayasası belki bir çok değişikliğe uğramıştır ama o anayasayı kim yapmıştır?  1982’de bir parlamento yoktur. Darbe sonucu oluşturulmuş bir danışma meclisinin yaptığı ve plebisit bir yöntemle halk oylamasına sunulan bir anayasadır. Dolayısıyla aynısı yazılsa bile, bunu tırnak içinde söylüyorum aynısını savunduğum için değil, 2016 Anayasası olmalıdır. Sonuçta sivil ve darbe adıyla anılmayan bir anayasa olmalıdır.

Ama biz de biliyoruz ki toplumda ayrışmaların bu kadar derin yaşandığı zamanlarda anayasa yapılamaz, bu ortamda özgürlükleri esas alan bir anayasa yapamazsınız. O yüzden ben önce Türkiye’de Kürt meselesinden kaynaklı, inanç meselesinden kaynaklı ayrışmanın anayasa dışındaki yöntemlerle giderilecek adımların atılmasının lazım olduğunu söylüyorum. Dolayısıyla bizim yoğunluğumuz şu aşamada hala devam eden çatışma koşullarını ortadan kaldırmaya yönelik olmalıdır. Bu koşulları sağladıktan sonra yeni bir anayasa girişiminin daha sağlıklı olacağını düşünüyorum.

Türkiye’nin bir coğrafyası neredeyse bölünmüş, başka bir hukuk uygulanıyor orada. Türkiye’nin diğer bölümü orada olanlara sırtını dönmüş, kulaklarını tıkamış, gözlerini kapatmış durumda. Böyle bir ortamda bu meseleyi de çözecek bir anayasa yapmaya çalışmanın çok mümkün olabileceğini düşünmüyorum.

-AKP yeni bir anayasa yapma konusunda samimi mi?

Ben yeni bir anayasa yapma konusunda samimiyetlerinden daha öte, yeni bir anayasayı başkanlık rejimi için istediklerini düşünüyorum. Yeni bir anayasa, kendi dönemlerinin damgası sayılabilecek bir anayasa isterler ama özgürlüğün, parlamenter rejimin güçleneceği bir anayasa isterler mi? Hayır. Erdoğan biz darbe döneminin anayasasını kaldırdık, yeni bir anayasa yaptık demek için böyle bir şey isteyebilir. Türkiye için, bütün 78 milyon için iyi şeyler istiyor mu yoksa kendisi için, partisi için mi iyi şeyler istiyor ona bakmak lazım.

-Diğer partilerin pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

MHP şu anda AKP’nin meclisteki bir komisyonu gibi çalışıyor. Plan bütçe komisyonu var ya, Milliyetçi Hareket Partisi komisyonu gibi çalışıyor. Dışarıdan bakıldığında ayrı bir siyasi parti gibi değil.

-HDP ve CHP’nin eleştirileri çoğu yerde ortaklaşıyor. Bu konuda ne söyleyebilirsiniz?

İki parti de Sosyalist Enternasyonal’in üyesi. Bazı görüşlerinin ve Türkiye ile ilgili bazı hassasiyetlerinin örtüşmesi kadar doğal bir şey olamaz. Sonuçta özgürlük, adalet, eşitlik, temel insan hakları konularında ortak bir yaklaşım olabilir.

-Yeni anayasa sürecinin olumlu bir şekilde sonuçlanacağını öngörüyor musunuz?

Süreç bu şekilde sürdürülemez, bu kesin. Ne zaman sona ereceği konusunda umutlu değilim. Erdoğan şu anda başkanlığa odaklanmış durumda. Başkanlık rejimi için de bu kutuplaşmanın artarak devam etmesi lazım. Sakin bir Türkiye Erdoğan’ın işine yaramıyor. Kutuplaşmayla kendi tabanını konsolide ediyor. Dolayısıyla Erdoğan çatışmayı kabul edilebilir sınırlarda tutup, onun devam etmesinden yanadır. Çünkü kendisini ayakta tutması için mutlaka bir düşmanı olması lazım. Toplumu o düşmana odaklaştırması lazım ki kendi yaptıkları da çok gündemde kalmasın.  O nedenle başkanlık rejimi tartışmaları devam ettiği sürece bu ortam da devam edecek gibi gözüküyor.

-Şiddetin bu kadar artmasının nedeni nedir? En son İçişleri Bakanı bütün sokaklar polislere zimmetlenecek dedi.

Neredeyse 78 milyonu bir 78 milyon daha bulup birbirine zimmetleyecekler. Evet güvenlik ve yaşam hakkı çok önemlidir ama böyle bir güvenlik anlayışı hangi hukuk devletinde olur? Onu da bir izah edebilseler keşke. Bu otoriter yönetimin ve rejimin açıkça dile getiriliş biçimidir.

-Türkiye’nin bu ortamı nasıl değiştirilebilir peki?

Bunu dönüştürebilecek ve değiştirebilecek olan güç Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Yani şu anda kendi dışındaki solu da çatısı altında toparlayabilecek ve gerçekten de daha cesaretli adımlar atacak pozisyonda olan CHP’dir. Bu beklenti toplumda da vardır.

-Peki CHP’nin kafasından bunu karşılayabilecek bir eylem planı var mı? Siz ne yapılmasını öngörüyorsunuz?

Ben her ortamda hiçbir zaman bize verilenle, sunulanla yetinmememiz gerektiğini söylüyorum. Sonuçta geçmişten çok farklı bir devlet yapısıyla karşı karşıyayız. Yani hükümetle devletin özdeşleştiği, hatta partiyle devletin özdeşleştiği bir dönemdeyiz. Dolayısıyla devletin hassasiyetlerini gözeten bir çizgi değil, halkın hassasiyetlerini gözeten bir çizgiyi daha fazla öne almalıyız. Ancak böyle bir çizgi CHP’yi daha geniş halk kesimleriyle buluşturabilir.

Partimizin diğer partilere önderlik yapması gerektiğini düşünüyorum. Şu aşamada tıpkı 7 Haziran seçimlerinden sonra olduğu gibi bütün partilerle konuşabilecek konumda olan tek parti CHP’dir. 2013 ‘de Kürt meselesinin çözümü hakkında bizim önerdiğimiz yöntemi doğru bulmayanlar şimdi buna döndüler. Hem AKP hem de HDP sorunun tarafları olarak evet CHP haklıymış, parlamentoda bir mekanizma oluşmalıdır deme noktasına gelmişlerdir. Kamuoyundan da bildiğim kadarıyla %60lık bir kesim bu sorunun çözümü parlamentodadır diyor. Bunun öncüsü 2012’den bu yana Cumhuriyet Halk Partisi’dir. 2012 Haziran’ında sayın Genel Başkan’la beraber Başbakan’a gitmiştik. CHP bu konuda parlamentodaki diğer siyasi partileri zorlayıcı bir tutum sergilemelidir. Kimin çözümü, gerçek barışı, bir arada yaşamayı istediğini daha açık bir şekilde ortaya çıkarmalıyız ve topluma anlatmalıyız.

-Şu anda AKP tarafından işlevsiz hale getirilen meclisin ve siyaset kurumunun yeniden işlemesi için nasıl bir adım atılması gerekiyor?

Bunun için Erdoğan’ın başkanlık hevesinden vazgeçip, anayasada yetkileri ve sınırları belli olan cumhurbaşkanı pozisyonuna dönmesi lazım. Eğer dönerse, parlamento daha etkin bir şekilde çalışır. Şu anda kendi başkanlık sisteminin altyapısını hazırlamak için parlamentonun çalışmadığını söylüyor. “Görüyorsunuz rejim krizde” demek için bu pozisyonu meclise biçmiş durumda.

Genel olarak CHP sosyal demokrat bir parti olmalıdır tespiti ve eleştirisi var. Bu eleştirinin haklı olduğu taraflar da var. Bu yüzyılda sosyal demokrat bir parti olmak ne demektir sizce?

Özgürlük, adalet, eşitlik ve yeni gelişen çevre, ekoloji gibi değerlerle, sürdürülebilir enerji politikalarıyla barışık olmalıdır. Kapitalizm ve neo-liberalizm eleştirisi yapması kesinlikle gereklidir. Bunlarda da tutarlı bir tarz ortaya koymalıdır. Toplumu da bu değerler çerçevesinde dönüştürecek, bu kararlılıkta bir siyasi çizgiye sahip olmalıdır. Daha çok emeğin değerlerini öne almalıdır. Çocuk, kadın, gençlik gibi kesimleri öncelemelidir. Gelir adaletsizliğini giderecek politikalar yapmalıdır.