“Bizler devlet işlerine karışmayanlara sessiz sakin yurttaşlar olarak değil, işe yaramayanlar gözüyle bakıyoruz.” Perikles*

Kent ve demokrasi kavramları birbirleriyle tarihsel ve siyasal bakımdan son derece ilintili iki kavram… Her kent demokrasi ile anılamasa da, demokrasi yine de kent hayatıyla ortaya çıkmış bir olgu.

Kent Nedir?                                                              

Kent kavramının biri idari demografik, diğeri de sosyoekonomik ve kültürel olmak üzere iki ayrı boyutu vardır. İdari ve demografik açıdan kent, belli bir nüfus ve coğrafi büyüklüğe sahip olan yerleşim birimidir. Sosyoekonomik ve kültürel açıdan ise, sosyal hayatın mesleklere, iş bölümüne göre organize edildiği, kurumlaşmanın yoğunluk kazandığı yerleşme merkezleri olarak tanımlanabilir.

Kent Hangi Sürecin Ürünü?

Kent, üretimdeki gelişmenin toplumsal iş bölümünü zorunlu kılacak bir düzeye ulaşmasının ürünüdür. Bu gelişim farklı alanlarda iş bölümüne yönelmiş bir toplumsal/yerleşim organizasyonunu zorunlu kılmıştır. Tarımsal üretim nasıl göçerliği sona erdirip yerleşik hayatı geliştirdiyse; üretim fazlasının oluşması da daha büyük yerleşim alanların zorunlu kılmıştır. Bugünkü bilgilerimize göre bu anlamda ilk kentler M. Ö. 3000’li yıllarda, Mısır, Mezopotamya ve İndüs vadisinde ortaya çıkmıştır.

Antik Kent Demokrasisi…

Mezepotamya kentlerinden Milet’e, Makedonya ve Roma’dan Amerika kıtasındaki İnka’lara uzanan alanda, tarih çok farklı kentsel oluşumlara tanıklık etti. Bu kentlerin tümünde demokrasi gelişmedi ya da aynı türden bir demokrasi söz konusu olmadı. Bunların içerisinde Antik Yunan kentlerinde ise -ve özellikle de Atina’da- bugün bile önemli esin kaynağı olmaya devam eden demokrasi uygulamaları hayata geçirildi.

Antik Yunan Demokrasisi’nin İç Yapısı ve Atina Örneği…

Antik Yunan kent demokrasisi, kentsel iktidarın mahallerde kurulan halk meclisleri eliyle kullanılması üzerine kurulu bir devlet biçimiydi. Halk Meclisine 20 yaşına gelen her erkek yurttaş katılabilmekteydi. Halk Meclisi yılda en az on kez toplanarak yasaları çıkarmakta, savaşa, barışa, vergi koymaya karar vermekteydi. Halk Meclisi’nin toplanmadığı ara dönemlerde ise bu boşluğu Atina’daki on mahalleden yollanan 50’şer temsilcilerden oluşan 500’ler Meclisi doldurmaktaydı. Halk Mahkemeleri denilebilecek olan jüriler ise doğrudan demokrasinin yargısal uzantısıydı. Mahallelerden kura ile seçilen 30 yaşını aşmış 6 bin kişilik bir halk meclisi, kura ile seçilen 201 ve 501 kişiden oluşan mahkeme heyetlerini oluşturmaktaydı. Askeri yapı da Başkomutan ve on komutan yardımcısından oluşuyordu ve yine halk tarafından seçiliyordu. Komutan yardımcıları tek tek mahallelerde, başkomutan ise tüm Atina çapında yapılan bir seçimle belirleniyordu. Kısacası tüm yurttaşların katıldığı bir halk meclisi, halk mahkemeleri, kura ya da seçimle belirlenen kısa süreli kamu yönetimi sistemi, seçimle gelen askeri yönetim Atina demokrasisin görkemli tablosunu oluşturuyordu.

Ama bu görkemli tablonun sadece 20 yaşını aşmış özgür erkeklerden oluşan yurttaşlar için geçerli olduğunu unutmamak kaydıyla… Yabancıların, kadınların, mülk sahibi olmayanların ve kölelerin ise bu “yurttaş”lık haklarından yararlanmaları söz konusu değildi.

Modern Demokrasi…

Demokrasi ve yurttaşlık kavramları Antik Yunanla birlikte ortadan kaybolsalar ve araya, “Tanrı Kral” ya da piskoposların egemenliğinde uzun mutlak iktidarlar dönemi girse de, modern zamanlarla birlikte tekrar ortaya çıktılar. Kapitalizmin yükselen sınıfı olan burjuvazi soylulara karşı mücadelesinde demokrasi ve yurttaşlık mücadelesini yükseltti. Bu mücadelenin en temel alanı ise yine kentlerdi.Ortaçağ kent komünleri bu gelişme ve mücadeleler sonucunda ortaya çıkmıştı.

Ortaçağ Komünleri…

Onuncu yüzyıldan itibaren endüstri ve ticaretin canlanması ile kentler, özellikle de liman kentleri, artan ölçüde göç almaya ve büyüyen nüfuslarıyla önemli idari merkezler haline dönüşmeye başladı. Başlangıçta kent, senyör, piskopos gibi bir ya da bir kaç senyörün bölgesi üzerine kurulmuş olan bu kentlerin sakinleri, yani burjuvalar farklı ve özerk bir oluşumun ortaya çıkmasına ön ayak oldular.Bu sürecin sonucunda oluşan “Ortaçağ Komün Kentleri”nde bir süre yaşayan herkes özgür vatandaş oluyordu. Tüm kentlileri eşitleyen ve birleştiren yasalar yapıldı; yasaların hakimiyeti anlayışı gelişti. Bu yasal sisteme anlamlı biçimde “kent barışı” adı veriliyordu. Ortaçağ Avrupası’nda “kentli” ile “özgür insan” adeta aynı anlama gelmeye başlamıştı. Burjuvazinin ortaya çıkışı ve ağırlığını artırmasıyla başlayan bu süreç burjuva devrim ile tamamlanacaktı.

Burjuva Devrim ve Kentler…

Burjuva devrimin ürünü olan yurttaş, Antik Yunan kent devletinin yurttaşı gibi, mülk sahibi erkeklerle sınırlı bir tanım değildi. Her ne kadar kadınların seçme ve seçilme haklarını elde etmeleri için epeyce beklemeleri gerekse de, artık tüm cinsiyet ve sınıflardan insanların özgür olarak doğduğu ve yurttaşlık haklarına sahip olduğu ilke olarak kabul ediliyordu. Fakat öte yandan Antik Yunan’ın yurttaşı hem kanun yapımına, hem de kent devletin yönetimine doğrudan katılabilirken, modern demokrasinin yurttaşı “nüfus fazlalığı ve coğrafi genişlik” gibi gerekçelerle, bu alanlara ancak temsili olarak katılabilmekteydi.

Çağdaş demokrasiler, yurttaşlığı, seçim yoluyla siyasal kontrolün sağlanmasına katılmakla sınırlamıştı. Bu koşullarda iki temel sorun ortaya çıkmıştı. Birincisi, seçimlerin dönemsel olarak yapıldığı göz önüne alındığında, iki seçim arası zamanda yurttaşlar siyasal kontrolü sağlamaya ne şekilde katılacaklardı? Ve ikincisi nüfus büyüklüğü doğrudan demokrasi uygulamaları için bir zorluk oluştursa da, katılımın oy vermeye indirgenmesi için gerekçe olabilir miydi? Yurttaşların, “siyasal karar alma ve uygulama” süreçlerine daha aktif katılımı sağlanamaz mıydı?

Aktif Yurttaşlık ve Katılımcı Yönetim…

Katılımı yalnızca oy vermeye indirgeyen bir demokrasi ve yurttaşlık tanımı, yurttaşı aktif bir aktör olmaktan çok, pasif bir seyirciye indirgemekteydi ve yurttaşın kendi kaderini belirle hakkı açısından son derece yetersizdi. Aktif ve katılmacı boyutları dikkate alan daha başka bir yurttaşlık ve demokrasi tanımına ihtiyaç bulunduğu giderek daha çok ve daha yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.

Yurttaşlığın, bir topluluk/örgütlenme aracılığıyla eylemde/taleplerde bulunma hakkıyla beraber, bu örgütler aracılığıyla, kararlara ve yönetime katılma hakkı olarak yeniden tanımlanması isteği giderek yaygınlaştı. Böyle olduğu takdirde yeni yurttaşlık biçiminin içerisinde hayat bulabileceği yeni tipte bir demokrasiye de ihtiyaç var demekti ve bu da katılımcı demokrasiydi. Daha önceki demokrasi deneyimlerinde olduğu gibi, aktif yurttaşlığa dayalı katılımcı demokrasinin de öncelikle boy vereceği alanlar büyük ihtimalle kentler olacaktır. Bu süreçte hiç kuşkusuz ki yerel yönetimlerin de özel ve belirleyici yeri olacaktır.

“Halkla birlikte karar alan, halkla birlikte yöneten, halkla birlikte uygulayan” bir yerel yönetim anlayışı, bugün artık toplumcu/halkçı bir yerel yönetim anlayışının en ayırıcı noktalarından biri  durumundadır.

Peki içinde bulunduğumuz dönemde yerel katılımcı demokrasinin yöntem ve mekanizmaları neler olabilir? Buradan  devam edeceğiz.

 * Atina demokrasisinin en önde gelen liderlerinden…