Başlıktaki kampanyaların yürütüldüğü günlerde dolaşımda olan bir fıkra vardı: Memlekete şeriat gelmiş; bir çocuk dövünüp duran dedesinin kucağında, “Dede hiç mi bir şey yapmadınız?” diye soruyor. Dede de, “Yapmaz olur muyuz evladım, her gelen maili forwardladık” diyor. 

O günlerde Twitter yok daha, olsa her gelen tweeti RT’ledik diyecek dede! 

O mesel, bir yandan laiklik elden gidiyor diye yakınanları, sanal âlemde oyalanmaktan vazgeçip gerçek muhalefete çağırıyordu 

Şu meşhur kurbağa hikâyesi var ya: Kaynayan suya atarsanız sıçrayan, ama ılık suya koyup yavaş yavaş ısıtırsanız, ortama alışıp, rehavete kapılan ve sonunda yüzünde gülümsemeyle ölüp giden kurbağa hikâyesi… Bilirsiniz; aslı yok onun. Kurbağaların öyle yaptığı düpedüz yalan. Mercimek kadar beyni olan hiçbir kurbağa, eğer o beyin çıkarılıp alınmamışsa, yavaş yavaş ısıtıyorlar diye, öylece beklemiyor kaynama noktasını. 

Ama insanoğlu için hikâye doğru! 

O meselde suyu ısıtan da kurbağa değil; kurbağa kurbağaya böyle bir hainlik yapmıyor. 

İnsan insanın suyunu ısıtıyor ama… Kaynama noktasına gelindiğinde bile, sıçrama potansiyeli olan insanlar da sıçrayamasın diye koşulları hazırlayıp, yol açanlar var. 

Kabataş’ta görmediği şeye inanıp, herkesi de inandırmaya çalışan, misal! 

Şimdi de, milyonların görüp duyduğu şeye inanmıyor. Kimse inanmasın diye kalem oynatıyor. “Tehlikenin farkında mısınız” diye soruşum, lafın gelişi. Farkındasınızdır; asıl tehlike bu işte: Seküler, laik görüntü verip, laikliğin ruhuna fatiha okutacak yolun taşlarını döşeyenler! 

Dün Hürriyet, “TEPKİ YAĞIYOR” diyerek, “Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır”, “Yeni ve dindar bir anayasa olmalıdır” diyen cumhurbaşkanı vekili Meclis Başkanı’na itirazları manşetine taşırken, Kabataş’ta görmediğine inanan yazar da, “Memleketin birkaç günü de böyle heba olur gider…” başlıklı yazısıyla kendi gazetesini tashih ediyordu. Laiklik konusunda gösterilen duyarlılık “birkaç günü heba edecek” bir boş işmiş! 

Rahat oluuuuun, bir şey olmaz! 

İktidar çevrelerinden haber alsın diye transfer edilen yazar da söylüyor; AKP’nin hazırladığı anayasada sürprizler varmış. İçine konacak sürprizin büyüklüğüne karar vermek için nabız yoklanıyor belki. Laiklik olacakmış, tabi onların tanımladığı gibi, ama aynı zamanda “İslam dinine ve Allah inancına vurgu yapılacak”mış! 

Sizin çok önemsediğiniz biri, bir değeriniz, aleni tehdit edilse, ne tepki verirsiniz? Misal, biri kalktı, “Çocuğunu dağa kaldıracağım” dedi. Ne tepki vereceksiniz? Hoop, dur bi dakika deyip, önce çocuğun dağa kaldırılma eylemine mi karşı mı çıkacaksınız, yoksa şöyle mi akıl yürüteceksiniz: 

-O benim çocuğumu dağa kaldıracağını söyledi ama bir sürü de kaldırmaz diyen var. Kaldırmaz diyen olmasa bile, kaldırmaya kalktığında önüne çıkanlar olur. Hadi, kimse önüne çıkmadı diyelim. Alır biraz götürür, yarı yolda bırakır. Bırakmadı diyelim, dağa çıktığında zaten yorulmuş olur, çocuğa bir şey yapacak hali kalmaz. Hadi yorulmadı diyelim… 

Bu mudur? Bir değeriniz hedef alındığında, geçtim ölçülüp biçilerek yazılmış bir köşe yazısını, böyle mi refleks gösterirsiniz? 

Kabataş’ta görmediğine inanan, şimdi duyup gördüğüne inanmayan yazarın yaptığı tam da bu: Meclis Başkanı kişisel görüşünü söylemiş ama pek çok AKP’li de karşı çıkmışmış. Ona rağmen “muhalifim” diyenleri bir korku sarmışmış. AKP laikliği kaldıracak bir taslak hazırlasa bile 110 imza çıkmazmış. Çıksa bile komisyondan geçmezmiş. Geçse bile Meclis’te AKP’lilerden oy vermeyenler olurmuş. Hepsi oy verse bile dışardan 15 oy daha gerekirmiş. Bu da imkânsızmış. Hadi imkânsızı başardılar, referandumda kabul çıkması söz konusu değilmiş! 

Mübarek, bir değerimize laf ediliyor, eğer işin laik duyarlılık sahiplerinin sinir uçlarını alıp onları duyarsızlaştırmak değilse, bu kadar su ısıtma çabasından önce o lafa bir itiraz et. 

Bakın, işte buraya yazıyorum; öyle bir anayasa referanduma götürülse, bu türden su ısıtıcılar yürütecek “Evet” kampanyasını.