Pazar, Kasım 27, 2022

Tarih, Anti-faşizm ve İstriya (II): Maden bizimdir!

Sencer Gözübenli — Hırvatistan
Sencer Gözübenli — Hırvatistan
Abdullah Sencer Gözübenli, Åbo Akademi Üniversitesi Siyaset Sosyolojisi doktora adayı. Hacettepe Üniversitesi'ndeki lisans eğitimi sonrası Kuzey Makedonya ve Kosova'da uluslararası örgütler ile Association for Democratic Initiatives başta olmak üzere bölgede yerleşik sivil toplum kuruluşları bünyesinde azınlık hakları ve azınlık medyası üzerine çalıştı. Doktora yeterlilik dönemini Üsküp Azizler Kiril ve Metodi Üniversitesi Hukuk, Sosyoloji ve Siyaset Araştırmaları Enstitüsü Sosyoloji bölümünde Balkanlar Etno-demografisi ve Etnik İlişkiler Sosyolojisi alanında tamamladı. Bu dönemde Hacettepe Üniversitesi ve Üsküp Rahibe Teresa Üniversitesi'nde aynı alanlarda araştırmacı olarak çalıştı. Gözübenli, Balkanlar'daki ulusal azınlıkların akraba devlet ilişkileri, ulusal azınlık dillerinde medya ile ulusötesi kimlik politikaları üzerine çalışmalarına Hırvatistan'ın başkenti Zagreb'de doktora araştırmacısı olarak devam etmektedir.

İtalyanların İstirya’daki kömür madenlerini ele geçirdikten sonraki ilk icraatı, İtalyanca dışındaki dillerin yasaklanması oldu. Ancak işçilerin yeraltına indiklerinde Slovence bir madenci şarkısına Polakça, Çekçe ya da Ulahça sloganlarla eşlik ettikleri anlatılır.

Sendika lideri Pippan’ın tutuklanması bardağı taşırmıştı. Labin maden işçileri o gün ipleri kendi ellerine almaya karar verdiler. Farklı milletlerden 600 madenci, her gün cehennemin kapılarını çaldıkları kazmalarını toprağın derinliklerinde yere bıraktılar, tüfeklerini aldılar..

Ertesi gün diğer madenlerden 2 bin madenci daha onlara katıldı. 3 Mart’ta “Kova je naša!” (Maden Bizimdir!) sloganı altında birleşerek özyönetim ilan ettiler. Aynı gün faşistlerin serbest bıraktığı sendikacı Pippan liderliğinde hükümet kuruldu.

1921 İstriyası, aynı sosyal ve politik motivasyonlara sahip eş zamanlı iki sembol direniş sebebiyle hem eski Yugoslavya hem de dünya anti-faşizm tarihi için önemlidir. Yerel faşistler Roma’da iktidarı ele geçirmeden önce yeni ilhak edilen bu toprakları faşizmin şiddetli koşullarına hazırlarken, Güneydoğu İstriya’daki kömür madenlerinde yerin yüzlerce metre altında kazmalarıyla cehennemin kapılarını çalan madenciler ile evleri sık sık Kara Gömlekliler* tarafından basılan İstriyalı köylüler belirsiz bir gelecek için tarla sürerken kıyamete hazırlanıyorlardı.

LABİN CUMHURİYETİ

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun bölgedeki 104 yıllık hakimiyetinin ikinci yarısına grevlerle giren Labinli maden işçileri sömürüye karşı nesillerdir direnseler de bir önceki bölümde bahsettiğim; bölgenin diğer Hırvat topraklarıyla birlikte savaş yorgunu İtalya tarafından ilhak edilmesiyle gelen ani etnik ve sosyal tabakalaşmadan en fazla etkilenen grupların başında geliyorlardı. Birinci Dünya Savaşı sonrası İtalya işgaline kadar İstriya’da Slavların işçi örgütlenmesi olmadığının ve maden işçilerinin Labinli iki İtalyan aydın Giuseppina Martinuzzi ve “Kızıl Baron” lakabıyla anılan Venedikli asilzade Giovanni Tonetti tarafından örgütlendiklerinin de altını çizmek gerekiyor.

İtalyanların Güneydoğu İstirya’daki Labin kömür madenlerini ele geçirdikten sonra yaptıkları ilk icraat, faşist bölge yönetimi eliyle madencilerin İtalyanca dışında yerel dillerde konuşmalarının yasaklanması oldu. Yeryüzünde birbirleriyle İtalyanca tartışıp zaman zaman konu siyasetten açılınca birbirlerine yine İtalyanca yükselseler de, yeraltına indiklerinde İtalyanca bir yardım isteğini Hırvatça kabul etmeleri; Slovence bir madenci şarkısına İtalyanca, Polakça, Çekçe, Almanca ya da Ulahça sloganlarla eşlik etmeleri, Labinli madencilerin uyum, dostluk ve çokkültürlülükten cesaret aldıklarını ortaya koyan sembolik bir anlatı.

İşçi sınıfına yönelik bu kültürel otarşiyi, bölgedeki kömür madenlerinin Mussolini’nin “bastare a noi stessi” (kendi kendine yeterli olmak) dediği iktisadi otarşi doktrinine uygun olarak bir devlet konsorsiyumu altına yerleştirilmesi izledi. Sonra da beklendiği gibi ücretler düştü ve çalışma saatleri arttı. Bedeaux’nun işçilere dayanılmaz normlar ve verimlilik zorunluluğu getiren optimizasyon sisteminin ilk denemeleri yine İstriya kömür madenlerinde yapılırken, faşistler, bu ötekilerin topraklarında 20 yıl sonra hayata geçirecekleri toplama kamplarının provasını yapıyorlardı.

İstirya’daki Habsburg Hanedanlığı egemenliğinin (1814-1918) başlarına denk gelen ve çoğunluğu Hırvat ve Sloven işçi sınıfı tarafından sahiplenilen Güney Slavlarının Zagreb merkezli ulusal özerklik ve siyasi hak mücadelesi olan İlir Hareketi, savaş yorgunu İtalya’nın yıkık monarşi yorgunu bölgede emek sömürüsü ile agresif bir şekilde hakimiyet kurmasıyla birlikte İstriya’da ulusal, bölgesel ve sınıfsal direniş olarak yeniden doğuyordu.

İstriya bölgesindeki madencilerin, ilhakın Bienno Rosso’ya* (iki kızıl yıl) denk gelmesiyle edindikleri tek kazanım olan güçlü mesleki örgütlenmeleri de faşistler için bir güvenlik tehdidi olarak görülüyordu. 1921 yılına girilirken tarihe geçecek isyanın ilk fitili, faşistlerin bugün de devam eden alışkanlıklarından biri ile, halkın örgütlenme hakkına dokunmaları ile ateşlendi.

Şubat ayında Kara Gömleklilerin Trieste’de İşçi Komitesini basarak maden sendikasının Raša ve Labin temsilcilerine saldırması ile zaten gergin olan ortamda, Labin madenlerini örgütlemek üzere İtalyan Sosyalist Partisi tarafından görevlendirilen sendika lideri Giovanni Pippan’ın 1 Mart 1921 günü Pazin* tren istasyonunda faşist bir grup tarafından saldırıya uğradıktan sonra, faşist yerel yönetim tarafından tutuklanması bardağı taşıran son damla oldu.

2 Mart 1921. Haber Vinež madenine ulaştığında, dünyanın en derinlerine inip dünyanın en tehlikeli işlerinden birini yaparken, tacize uğramaktan, kötü çalışma koşullarından, halklarının aşağılanmasından yorulan; daha öz bir ifadeyle yeni yönetim altında yeniden köle olmayı reddeden Labin maden işçileri o gün ipleri kendi ellerine almaya karar verdiler. Faşist yönetimin ne anlama geldiğini dünya faşizmi yeni yeni duyarken yaşayan farklı milletlerden yaklaşık 600 madenci, her gün cehennemin kapılarını çaldıkları kazmalarını toprağın derinliklerinde yere bıraktılar, tüfeklerini aldılar ve yükselen faşizme karşı kızıl bayrağın altında ayağa kalktılar.

Ertesi gün kendilerine bölgedeki diğer madenlerden 2 bin fazla madenci daha katıldı. 3 Mart günü Labin çevresindeki üç maden ve Labin yakınlarındaki Štalija limanındaki işçiler “Kova je naša!” (Maden Bizimdir!) sloganı altında birleştikten sonra bu madenlerde yönetimi ele geçirerek özyönetim ilan ettiler. Aynı gün faşistlerin serbest bırakmak zorunda kaldıkları sendikacı Pippan liderliğinde hükümet kuruldu, Francesco da Gioz komutasında çevre köylerden gelen gönüllü çiftçilerin oluşturduğu “kızıl muhafızlar”, özyönetimli komünün savunmasını üstlendiler. Böylece tam bir asır önce, o zamanki manşetlerde “La Repubblica rossa” (Kızıl Cumhuriyet), ya da “Comuna parigina istriana” (İstriya Paris Komünü) olarak anılan ve on yıllar sonra Labin Cumhuriyeti adını alacak dünyanın ilk anti-faşist direnişi sonucu dünyanın ilk özyönetimli cumhuriyeti kuruldu.

İşçi özyönetimi yeraltında insani koşullarda üretimle direnişe devam ediyor hatta kömür yüklü gemileri Štalija limanı üzerinden Kızıl Baron’un aracılığıyla İtalyan Sosyalistlere satıyorlardı. İstriyalı çiftçilerin yeryüzünde faşizme karşı eş zamanlı direnişi sürerken Giuseppina Martinuzzi direnişi şiirleriyle tarihe not ediyordu.

SADECE 37 GÜN SÜRDÜ

Madencilerin gayret ve iradesine rağmen Labin Cumhuriyeti sadece 37 gün sürdü. 7 Nisan günü maden şirketinin talebi üzerine, İtalya Kraliyet ordusu madenleri karadan 1000 asker ve denizden iki savaş gemisiyle ablukaya aldı. 8 Nisan günü Strmac madenine başlatılan yıldırım harekatı neticesinde direniş bastırıldı. 2 madenci çatışma sırasında maden girişinde, 2 madenci ise gözaltında yapılan işkence sonucu Rovinj’deki cezaevinde hayatlarını kaybetti. Bu sırada dışarıda İstriyalı çiftçilerin örgütlü direnişi devam ediyordu.

Direnişe katılan madencilerin çoğu tutuklandı ve 52 madenci daha sonra Trieste ve Pula’daki uzun yargılamalar sonucu serbest bırakılmalarına rağmen, “rejim düşmanları” olarak kendileri ve ailelerini faşist misillemelerin hedefi olarak buldular. Sendikacı Pippan, Pula hapishanesinden serbest bırakıldıktan sonra Paterson, New Jersey’deki ipek işçilerinin grevini örgütlemek üzere ABD’ye gitti. 1933’te Chicago’da suikast sonucu hayatını kaybetti. Kızıl Baron, Pula yargılamaları son erene kadar Zagreb’de kaldı, İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Bolzano Transit Kampı’nda Naziler tarafından tutsak edildi ve savaş sonrası, hayatını kaybettiği 1970 yılına kadar İtalya Komünist Partisi’nde siyasete devam etti. Kızıl Muhafızların lideri Francesco da Gioz ise yargılamadan sonra Fransa’ya sığındı, 1933’te İtalya’ya dönerek anti-faşist direnişe devam etti. 1945 başında Naziler tarafından Bolzano yakınlarında yakalanarak idam edildi.

8 Nisan’ın ertesi günü madenler Bedeaux’nun optimizasyon sistemi ile çalışmaya devam etti, 1940 yılındaki kazada 180 madenci hayatını kaybetti. 1942 yılında maden 8.000 çalışanı ve 1.1 milyon ton kömür üretimi ile Avrupa’da zirveye ulaşmak için geride yüzlerce kurban bırakarak tüm rekorları kırdı.

İtalyan ve Yugoslav partizanlar eliyle İstriya’nın geneliyle birlikte Nazizm ve Faşizm’den özgürleştirilen Labin madenleri, Tito Yugoslavyası döneminde işçi özyönetiminin başarılı bir örneği olarak Yugoslav ekonomi modeline öncülük etmesinin yanı sıra savaş sonrası bölgenin yeniden inşası için önemli bir rol oynadı. 1999 yılına gelindiğinde Hırvatistan Cumhuriyeti’nin son kömür madeni olarak kalan Labin madenleri kapatıldı. Labin madenlerinin kalıntıları bugün maden müzesi olarak anti-faşist direniş tarihini mekanın hafızasında canlı tutarken, Labin Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümü direnişin başladığı Labin Madenciler Meydanı’nda devlet erkanının katılımıyla resmi törenlerle anılıyor.

TİTO YUGOSLAVYASI’NIN ÖNCÜLÜ SAYILIYOR

Bugün İstriyalı kimliğini oluşturan ve Tito Yugoslavyası’nın da üzerine kurulduğu, özyönetim, çokkültürlülük, eşitlik, bölgeselcilik gibi değerlere öncülük etmesi dolayısıyla, Tito Yugoslavyası’nda çokça vurgulanan bir öncül olan Labin Cumhuriyeti’nin neden dünyanın ilk anti-faşist ayaklanması olarak kabul edildiği açık, ancak Labin Cumhuriyeti efsanesi siyaseti ve ideolojiyi aşan çok daha büyük bir sembolizme sahip: Kardeşlik ve Birlik.

Hırvat kamu yayıncısı HRT’nin birinci kanalında prömiyeri gösterilen Labin Cumhuriyeti belgeselinde Labinli bir madencinin dediği gibi, “Maden, emekçi dayanışması, dostluk ve topluluk duygusu tarafından yönetilen bir yer. Derinlerde, dış dünyadan uzakta hayatta kalmak için su gibi ekmek gibi hayati ihtiyaçlar bunlar.”

*Kara Gömlekliler: Ulusal Faşist Parti’nin yarı askeri kanadı

*Bienno Rosso (iki kızıl yıl): 1919 ve 1920 yıllarını kapsayan kitlesel işçi hareketleri ve beraberinde gelen İtalya iç çatışması

*Pazin: Hırvatistan’ın İstriya Bölgesi’nin (županija) yönetim merkezi

 

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Sencer Gözübenli — Hırvatistan
Sencer Gözübenli — Hırvatistan
Abdullah Sencer Gözübenli, Åbo Akademi Üniversitesi Siyaset Sosyolojisi doktora adayı. Hacettepe Üniversitesi'ndeki lisans eğitimi sonrası Kuzey Makedonya ve Kosova'da uluslararası örgütler ile Association for Democratic Initiatives başta olmak üzere bölgede yerleşik sivil toplum kuruluşları bünyesinde azınlık hakları ve azınlık medyası üzerine çalıştı. Doktora yeterlilik dönemini Üsküp Azizler Kiril ve Metodi Üniversitesi Hukuk, Sosyoloji ve Siyaset Araştırmaları Enstitüsü Sosyoloji bölümünde Balkanlar Etno-demografisi ve Etnik İlişkiler Sosyolojisi alanında tamamladı. Bu dönemde Hacettepe Üniversitesi ve Üsküp Rahibe Teresa Üniversitesi'nde aynı alanlarda araştırmacı olarak çalıştı. Gözübenli, Balkanlar'daki ulusal azınlıkların akraba devlet ilişkileri, ulusal azınlık dillerinde medya ile ulusötesi kimlik politikaları üzerine çalışmalarına Hırvatistan'ın başkenti Zagreb'de doktora araştırmacısı olarak devam etmektedir.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
52,021TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI