Cumartesi, Nisan 20, 2024

Taner Timur yazdı | Erdoğan-Macron Görüşmesi: Fransa Gerçekleri, Türk gerçekleri

Tarihçi Taner Timur, son Erdoğan Macron görüşmesini değerlendirdi.

Timur’un sosyal medya hesaplarından paylaştığı yazı şöyle:

Ulusal kültürler doğarken, 17. yüzyılda, Blaise Pascal’ın bir sözü Fransa’da adeta bir atasözü haline gelmişti: “Pirenelerin bu tarafında doğru, öbür tarafında yanlış!” Yüz yıl kadar sonra da, Montesquieu, Fransızları Acem gözlükleriyle anlatan eğlenceli bir kitap (“Acem Mektupları”) yazdı: Fransız doğruları mı, yoksa Acem yanılgıları mı? Bugün Türk ve Fransız gazetelerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransa gezisiyle ilgili haberleri okurken bunları hatırladım. Ve her dildeki “küreselleşme” türkülerine rağmen bu gerçeğin değişmemiş olduğunu düşündüm! Bugün de hala Fransız “doğru”ları başka yerlerde “yanlış” (ya da tersi) sayılabiliyorsa, bu son gezi haberlerinin bu iki ülkede neyi temsil ettiklerini sorguladım.

***

Fransız Libération gazetesi Erdoğan-Macron buluşmasını anlatan haberine şu sözlerle başlıyordu: “Recep Tayyip Erdoğan’ı Fransa’ya davet ederken, Emmanuel Macron bir risk alıyordu. Türk Başkan öfke patlamaları (“coups de sang”) ve ifade aşırılıkları (“outrances verbales”) ile ünlüdür. Ne var ki Fransız Devlet Başkanı da tartışmalı devlet adamlarını (Putin, Sisi, Trump) çağırıp, onlarla -Elysée’de denildiği gibi- ‘direkt ve samimi’ bir görüşme yapmayı ihtisas haline getirdi. Henüz pratikte meyvelerini vermemiş olsa da, uygulanan diplomatik strateji budur!”.

Peki, Macron bu görüşmelerde, gerçekten de “direkt ve samimi” olmuş muydu? “Evet!” diyor Fransız basını: Erdoğan’a, “size AB görüşmelerinde yeni fasıllar açılacağını söylemek yalan olur; bunu herkes biliyor!” dediğine göre, “direkt ve samimi” olmuştu!. Ve ziyaret de, böylece, -çeşitli tonlarda- Fransa kamuoyuna bu mesajı duyurmak için bir vesile oldu.
Genel kanıya göre, Erdoğan, Fransa’ya “diplomatik izolasyon”dan kurtulmak için gelmişti. Oysa Fransa’da medya, yer yer Macron’u da zora sokacak şekilde, bu “izolasyon”u artıracak ne varsa yapıyordu. Fransa’nın resmi sesi olan TV kanalı (TV5 Monde) konuyla ilgili haberine, “bugün Fransa’yı başkalarına hiç benzemeyen bir devlet başkanı ziyaret etti” diye başlıyor, gazeteler de Türkiye’deki “otoriter sapma” dedikleri “OHAL uygulamaları”nı derleyip toplayıp yeniden anlatıyorlardı. Sadece Türkiye’nin Fransız-İtalyan (Eurosam) yapımı savunma füzelerine talip olduğu anlaşma oldukça sessiz geçiştirilmiş; haberlerde ön plana çıkarılmamıştı. Bu noktada küresel kapitalizmin “doğruları”, ulusal “doğrular”ın gölgesi altında kalmıştı. Onları gün ışığına çıkarmak da Türk medyasına düştü.

***
Gerçekten de Türk basınında bambaşka rüzgârlar esiyor, manşetleri daha çok zafer nidaları süslüyordu! Sabah: “Paris zirvesinde tarihi imzalar!”; Yeni Şafak: “Savunmada dev işbirliği!”; Milliyet: “Fransa’da AB’ye rest!”; HaberTürk: “AB’ye mesaj!”. Kuşkusuz beklenen de buydu. Sanki her şey iç politikaya, 2019 seçimlerine endeksli hale gelmiş, hesaplar da halkımızın “yiğit”çe çıkışlara, “efe”ce direnişlere tutkusuna göre yapılmıştı. Sanki AKP saflarında Başkan’ın her “Ey Trump! Ey Merkel!” çıkışında oyların biraz daha artacağı bekleniyordu.

***

Aslında bu hesap -hiç olmazsa kısa vadede- pek de yanlış değildi ve yakın geçmişteki bazı tecrübeler de bunu kanıtlıyordu. Herkes hatırlar, iki yıl önce bir Rus uçağını düşürmüştük ve Erdoğan da kendisine “özür dileyecek misiniz?” diye soran bir Fransız TV kanalına “benim değil; asıl Putin’in özür dilemesi lazım!” demişti. O zaman herkes bu sözleri alkışlamıştı. Hürriyet gazetesi “Milli Refleks!” diye manşet atmış; İlker Başbuğ “angajman kuralları”nı dile getirmiş; Kılıçdaroğlu bile “başka türlü yapamazdık!” demişti. Sonra? Sonra, Başkan, aradan daha bir yıl bile geçmeden, St. Petersburg’da “değerli dostu” Putin’le buluştu ve.. işler de yoluna girdi. Ne var ki bu arada Türkiye ekonomisi de en az on milyar dolar kaybetmiş, bir sürü işletme iflas etmiş, yüz binlerce insan işsizliğe sürüklenmişti. Bu da “kapitalizm”in gerçekleri; üstelik “küresel gerçekleri” idi..

***

Bugünlerde ise Türkiye’de Trump, “uçağı düşürülmüş” ruh halindeki Putin’in yerini almış görünüyor ve Erdoğan da “Kudüs operasyonu”yla yetinmeyerek kendisinden özür bekliyor. Fakat hayret! Beyaz Saray’daki geveze bu kez susuyor; Putin gibi “sırtımızdan hançerlendik!” demiyor; hatta bir tweet bile atmadı!? O da, işi, çıkarılacak faturayı hazırlayan adamlarına havale etmiş gibi görünüyor!

Yoksa tarih tekerrür mü ediyor? Yoksa bugün göğsü kabaran yoksul halkımız, yarın bu faturayı da mı ödeyecek? Galiba öyle; “vadesi” gelecek ve bu fatura da ödenecek gibi görünüyor! Peki, ya Macron? Onun da bu tablodaki yeri ne? Yoksa o da bu ziyareti fırsat bilip “Fransız doğruları” ve “insan hakları” bayrağı altında bir takım merkantil çıkarları (EUROSAM anlaşmasını) gizlemeye mi çalışıyor? Yoksa o da Fransa’nın “cilalı” Trump’ı mı oldu?

***

“Tam da öyle”, diyor iktisatçı Thomas Piketty! (Le Monde, 10 Aralık, 2017). Siz aldanmayın Fransa’da “vülger, yabancı düşmanı ve iklim konusunda duyarsız iş adamı Trump”a karşı öne sürülen “kültürler arası diyalogdan yana, aydınlanmacı” Macron imajına! Aslında ikisi de aynı kavgayı veriyorlar! Kanıt mı? İşte son aylarda çıkardıkları vergi yasaları! İkisi de kurumlar vergisinde ve gelir vergisinde en zenginleri daha da zengin yapacak indirimler yaptılar. “Mağdurlar”a bu şekilde yeni olanaklar sağlanacağına inanıyorlar. Ayrıca iktidara geliş şekilleri de aynı. Her ikisi de yerleşik sistemi alt üst ederek, geleneksel parti sistemlerini parçalayarak iktidar oldular. Amerika’da Cumhuriyetçiler pervasız milyarderi frenlemeye çalışırken, Fransa’da Macron kendi partisini kuruyor ve yüz yıllık Sosyalist Parti de adeta tarih oluyordu.

***

Kısaca bu ziyaret vesilesiyle Macron ve Erdoğan kendi ülkelerinin “gerçeklerini” dile getirdiler ve aralarında samimi bir diyalog yoktu. Zaten Erdoğan Türkiye’ye dönerken, uçakta gazetecilere “Ben Macron’un tam ne demek istediğini anlamak istemedim. Onların bizi anlamasına odaklanmayı tercih ettim” diyordu. (Hürriyet, 7 Ocak) Oysa “ulusal doğrular” maskesi altında kapitalizmin “doğruları” sırıtmış ve küresel aynada gerçekler daha da berraklaşmıştı. Bu zor günlerde Pandora kutusundan her gün yeni bir şey çıkıyor ve bizde de AKP iktidarı, kampanyasına daha bugünden başladığı 2019 seçimlerinde, kutudan anayasa giysili bir “mutlak otorite” çıkarmak için herşeyi yapacağa benziyor: “Çağın ruhu”na uyarak; “sistem”i altüst ederek!. Üstelik burjuva demokrasilerindeki “checks and balances” mekanizmalarından yoksun bir ülkede..

PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,450TakipçilerTakip Et
60,616TakipçilerTakip Et
9,284AboneAbone Ol

EDİTÖR ÖNERİSİ

HAFTANIN ÇEVİRİSİ

SON HABERLER